İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Müzakere Çerçeve Belgesi 17 Aralık Belgesinden Daha Geride

Müzakere Çerçeve Belgesine göre, tanıtıcı ve ayrıntılı taramadan sonra Türkiye kendi durumunu belirleyecek ve bu durumu AB Komisyonuna bildirecek. AB Komisyonu da üye ülkelerle ilişki kurduktan sonra AB’nin ortak tavrı belirlenecek. Daha sonra konu başlıkları açılacak ve müzakereler başlayacak.

Müzakere Çerçeve Belgesi 17 Aralık Belgesinden Daha Geride

Müzakere Çerçeve Belgesine göre, tanıtıcı ve ayrıntılı taramadan sonra Türkiye kendi durumunu belirleyecek ve bu durumu AB Komisyonuna bildirecek. AB Komisyonu da üye ülkelerle ilişki kurduktan sonra AB’nin ortak tavrı belirlenecek. Daha sonra konu başlıkları açılacak ve müzakereler başlayacak. 

T.C.Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Barosu Uluslararası İlişkiler ve AB Hukuku Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Selçuk Demirbulak, Müzakere Çerçeve Belgesinin adı konulmamış bir “İmtiyazlı Ortaklık” ya da bir başka deyişle tam üyelik değil “Buçuk Üyelik” öngördüğünü söyledi.

İstanbul Barosu Uluslararası İlişkiler ve AB Hukuku Komisyonunca 13 Ekim 2005 Perşembe günü saat 16.00’da Baro Merkezi Konferans salonunda bir söyleşi yapan Prof. Dr. Selçuk Demirbulak, konuşmasının başında Avrupa Birliğinin geçmişi ile Türkiye-AB arasındaki ilişkileri anlattı.

                                                                                   

Türkiye-AB ilişkilerinin 31 Mayıs 1959’da son Menderes Hükümeti zamanında başladığını belirten Demirbulak, Ankara Antlaşmasına göre Türkiye’nin AB’ye ortaklığının hazırlık-geçiş ve nihai evre olarak “tam ortaklıkla sonuçlanması gereken” bir evre olduğunu bildirdi.

Türkiye’nin pek çok fırsatları değerlendiremediğini, Gümrük Birliği anlaşmasının da sakat doğduğunu belirten Prof. Dr. Selçuk Demirbulak, “Gümrük Birliğinde karar mekanizmasında yer almadığımız için, alınan kararları uygulamak durumunda kalıyoruz. Fikri ve sınaî mülkiyet hakları konusunda da alınan kararları uygulamak zorunda kaldık” dedi.

Avrupa Birliğinin bir bütünleşme olduğunu hatırlatan Demirbulak, Birliğin bütünleşme teorileri uyarınca 4. aşamada bulunduğunu, bu sayede ekonomik ve parasal uyum ile kendi egemenliğini güçlendirdiğini, özel hukuk alanında ortak şirketler hukuku oluştururken,  kamu hukuku alanında üye devletler egemenliklerinden kolay kolay ödün vermedikleri için ortak hukuk oluşturmakta zorlandıklarını, bu da ulusal üstü bir oluşumda ulusal çıkarların ne denli önemli olduğunun göstergesi olduğunu bildirdi. 

Söyleşide, 3 Ekim 2005 tarihli Müzakere Çerçeve Belgesinin Türkiye-AB ilişkileri sürecine etkileri üzerinde de duran Prof. Dr. Selçuk Demirbulak, Gümrük Birliği ve Serbest Ticaret Antlaşmalarından yola çıkarak AB’nin asli unsurları olan Bakanlar Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosunun işleyişi hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Selçuk Demirbulak, AB iç pazarında tüm üye ülkelere kişilerin, malların, sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşım hakkının tanındığını, Müzakere Çerçeve Belgesinde Türkiye’ye kalıcı kısıtlamaların uygulanabileceğinin yer alması, tam üyelik sürecini olumsuz etkilediğini bildirdi.

Müzakere Çerçeve Belgesinin 17 Aralık bildirisinden daha geride olduğunu, çünkü Çerçeve Belgesine “Hazmetme Kapasitesi”nin eklendiğini hatırlatan Demirbulak, Müzakere Çerçeve Belgesine göre, 20 Ekim 2005 tarihinde “Bilim-Araştırma”, 26 Ekim 2005 tarihinde “Eğitim ve Kültür”, 5 Aralık 2005 tarihinde de Tarım konusunda tanıtıcı, daha sonra ayrıntılı taramaların başlayacağını belirti.

Demirbulak, tanıtıcı ve ayrıntılı taramadan sonra Türkiye’nin kendi durumunu belirleyeceğini, bu durumu AB Komisyonuna bildireceğini, AB Komisyonunun da üye ülkelerle ilişki kurduktan sonra AB’nin ortak durumunun belirleneceğini ve daha sonra konu başlıklarının açılacağını ve müzakerelerin başlayacağını söyledi. 

Müzakere Çerçeve Belgesini genel olarak değerlendiren Prof. Dr. Selçuk Demirbulak, belgenin, müzakere sonunda adı konulmamış bir “İmtiyazlı Ortaklık” ya da bir başka deyişle tam üyelik değil de “Buçuk Üyelik” öngördüğünü, bunun nedenleri arasında da müzakere sürecinin “ucunun açık” olması, “Hazmetme Kapasitesi” gibi “muğlak” ifadelerin bulunması, tarım fonları, yapısal fonlar ve kişilerin serbest dolaşımı alanında getirilen kalıcı kısıtlamalar bulunduğunu sözlerine ekledi.

Galeri

Kategori:Haberler