İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Mülteci Hakları İnsan Haklarıdır

Mülteci Hakları İnsan Haklarıdır

İstanbul Barosu Mülteci ve Göçmen Hakları Merkezi olarak son dönemde yazılı ve görsel medyada yer alan yoğun tartışmalar karşısında uluslararası koruma konusunun hukuki boyutunu açıklığa kavuşturmak adına bu metni hazırlamış bulunmaktayız.

Baromuz, bu çalışması ile siyasal tartışmalarda taraf olmayı ya da o tartışmaları yönlendirmeyi değil, tartışmaların eksik boyutunu oluşturan hukuki çerçeveyi çizmeyi amaçlamaktadır.

Hiç kuşku yoktur ki sorunun doğumuna neden olan politikalar ve olası geleceğin taşıyacağı katmerlenen yeni sorunlar, siyaset kurumunun uğraş alanıdır. Baromuzun bu bağlamdaki yaklaşımları, ilk günden bu yana açıklıkla dile getirilmiş ve izlenen siyasetin sakıncaları eş zamanlı olarak vurgulanmıştır. Bu çalışma ile bulunduğumuz zaman dilimi itibariyle sadece hukuki bir fotoğraf çekilmekte olup, geleceği şekillendirme planlaması içinde olanlara katkı sunulması amaçlanmaktadır.

Türkiye’de sığınma amaçlı bulunan yabancıların hukuki durumu 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun belirlediği statüler çerçevesinde değerlendirilmekte ve kendilerine bu Kanun çerçevesinde koruma sağlanmaktadır. Türkiye’nin sağladığı koruma kaynağını Anayasamızın md. 90/5 uyarınca bağlı ve taraf olduğu başta Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 1951 tarihli Cenevre Konvansiyonu olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ilgili uluslararası sözleşmelerden almaktadır. Gerek Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gerekse de 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, kimsenin zulüm göreceği, savaşın devam ettiği ve güvenli olmayan bir ülkeye gönderilemeyeceğini ya da zulüm riskinin olduğu yere geri dönmek üzere sınırdan geri çevrilemeyeceğini hüküm altına almaktadır. Bu ilke literatürde ‘Juscogens Norm’ olarak da kabul edilen geri göndermeme ilkesi olarak anılan temel bir uluslararası insan hakları ilkesidir.

Geri göndermeme ilkesi, Türkiye’nin mevcut düzenlemelerine göre geçici koruma altındaki Suriyeliler ile Suriye dışından gelmiş ve uluslararası koruma altında olan herkesi kapsamaktadır. İnsan hakları mevzuatının ve özellikle Türkiye açısından bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadının tamamlayıcı koruma sağladığı geri göndermeme ilkesinin özünü mutlak bir yasak olan ve olağanüstü hallerde dahi sınırlandırılamayan işkence ve kötü muamele yasağı oluşturmaktadır.  (Sufi ve Elmi v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 8319/07, 11449/07, Karar Tarihi: 28.11.2011; F.G. v. İsveç, Başvuru No. 43611/11 Karar Tarihi: 23.03.2016; L.M. ve diğerleri v. Rusya, Başvuru No. 40081/14, 40088/14, 40127/14, Karar Tarihi: 15.12.2015)

Anayasamızın 17. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muameleye yasağı ile ilintili Anayasamızın 40. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı uyarınca sığınma arayanların başvurularına ve kayda erişimlerine yönelik usuli güvenceler sağlanması gerekmektedir. (M.A. ve diğerleri v. Litvanya, Başvuru No. 59793/17 Karar Tarihi: 11.12.2018)

1951 Cenevre Sözleşmesi’ne göre mülteci “ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, yada söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen herkes i ifade etmektedir. Mülteci statüsünün bireysel değerlendirme sonucu verilebilmesi için sübjektif ve objektif risk değerlendirmesi yapılmaktadır. Uluslararası hukukta yaşanan gelişmeler ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yetki alanına ayrımsız şiddetten kaçanlara da koruma sağlanması eklenerek beş sebebe dayalı zulüm korkusuna bağlı mülteci tanımı genişletilmiştir.

Hatırlatmak isteriz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1951 Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi kısıtlama ile kabul ettiğinden yalnızca Avrupa Konseyi ülkelerindeki ırk, din, tabiiyet, belli bir toplumsal gruba mensubiyet veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için Türkiye’ye sığınan kişilere mülteci statüsü vermekte, Avrupa Konseyi ülkeleri dışından gelerek uluslararası korumaya başvuran kişilere ise statü belirleme işlemleri sonrasında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 62. maddesi uyarınca şartlı mülteci statüsü vermektedir. Mülteci ve şartlı mülteci tanımına giremeyen ama zulüm sebebiyle gönderilemeyecek kişiler için mevzuatımızda bir de ikincil koruma statüsü düzenlenmiştir.

Geçici Koruma ise yine 6458 sayılı Kanun’un 91. maddesinde düzenlendiği üzere “ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılar” için sağlanmaktadır. Geçici Koruma Yönetmeliği Geçici Madde 1’e göre: “Suriye Arap Cumhuriyeti’nde meydana gelen olaylar sebebiyle geçici koruma amacıyla Suriye Arap Cumhuriyeti’nden kitlesel veya bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşları ile vatansızlar ve mülteciler, uluslararası koruma başvurusunda bulunmuş olsalar dahi geçici koruma altına alınırlar.” Geçici korumanın uygulandığı süre içinde bu kişilerin bireysel uluslararası koruma başvurularının işleme konulmayacağı hükmü de Yönetmelikte yer almaktadır. Yönetmeliğin 11. maddesi geçici koruma uygulamasının sona ermesini düzenlemiştir. Bu maddeye göre geçici koruma rejimi Cumhurbaşkanı kararı ile sonlandırılabilecektir. Cumhurbaşkanının, geçici koruma rejimini sonlandırırken- hükmün son cümlesindeki “karar verebilir” ifadesine dayanan üç seçimlik hakkı bulunmaktadır.

Bu hususlar Yönetmeliğe göre şu şekildedir: a) Geçici korumayı tamamen durdurarak geçici korunanların ülkelerine dönmesine, b) Geçici korunanlara, koşullarını taşıdıkları statünün toplu olarak verilmesine ya da uluslararası koruma başvurusunda bulunanların başvurularının bireysel olarak değerlendirilmesine, c) Geçici korunanların, Kanun kapsamında belirlenecek koşullarda Türkiye’de kalmalarına izin verilmesidir. 11. maddeden Cumhurbaşkanının geçici koruma müessesesini sonlandırmaya ilişkin olarak takdir yetkisi bulunduğunu söylemek mümkündür. Cumhurbaşkanının bu konuda takdir yetkisinin olması bu yetkinin sınırsız ve keyfi olacağı anlamına gelmemektedir. Cumhurbaşkanının bu konuda takdir yetkisinin sınırı Anayasa 16. maddesi- uluslararası hukuka uygunluk kriteri- YUKK 4., GK Yönetmeliği 6. maddeleri gereği geri göndermeme ilkesidir. Bu sebeplerden ötürü Cumhurbaşkanının geçici koruma rejimini sona erdirerek geçici koruma kapsamında olan yabancıların ülkelerine dönmelerine karar verebilmesi için uluslararası  hukuka uygun olarak o ülke sınırları içerisindeki ayrımsız şiddet ortamının sona ermiş olması gerekmektedir. Aksi halde idarenin bu konuda kullanacağı takdir yetkisi hukuka uygun kullanılmamış olacaktır.

Uluslararası İnsan Hakları Raporları Suriye’de ve Afganistan’da devam eden zulüm olaylarına yer vererek bu iki ülke için de toplu geri gönderme şartlarına uygun bir politik ve sosyal ortam olmadığını ortaya koymaktadır.  AİHM de M.D. ve Diğerleri v. Rusya kararında Suriye’deki güvenlik durumuna ilişkin önemli tespitlerde bulunmuştur.  2021 Avrupa Birliği Sığınma Destek Ofisi (EASO) Suriye’ye Geri Dönenlerin Durumu Menşe Ülke Bilgisi Raporu’nda  Suriye’ye geri dönenlerin dönüş sonrasında Suriye yetkililerince tutuklanma, alıkonulma ve işkenceye uğrama gibi durumlarla karşılaşabileceğine işaret edilmektedir. Yine bu rapora göre, geri dönenlerin dönüş sonrasında güvenlik birimlerine bizzat giderek başvurma zorunlulukları olmakla birlikte bu birimlere yapılan ziyaretlerin sonucunda; sorgulanma, tutuklanma, alıkonulma, işkenceye uğrama ile muhbir olmaya, askerliğe veya hükümet yanlısı milis üyesi olmaya zorlanma riski mevcut olabilecektir. Bu durum, geri dönenleri kendilerini içinden çıkılmaz bir durumda bulma ihtimaline sevk etmektedir; zira söz konusu güvenlik birimlerine dönüş sonrasında gitmediklerinde tutuklanma, gittiklerinde ise belirtilen muamele ile karşılaşma riski taşımaktadır. İlgili raporda atıf yapılan kaynaklara göre geri dönenlerden özellikle risk altında bulunan gruplar: hükümet karşıtı protestolara katılanlar veya muhalif (yanlısı) olanlar, akrabaları hükümet karşıtı protestolara katılanlar veya akrabaları muhalif (yanlısı) olanlar, güvenlik tahdit kaydı olanlar veya arananlar listesinde olanlar, Suriye’yi yasa dışı olarak terk etmiş olanlar, Suriye Hükümetinin hasım kabul ettiği ülkelerden dönenler, halihazırda askerlik çağında olanlar veya askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kocası, babası veya erkek kardeşi kayıp olan kadınlar ve çocuklar olarak ifade edilmiştir. Ayrıca, Suriye’nin belli bölgelerinde çatışmanın azalmış olması ülke genelinde çatışmaların sonlandığı anlamına gelmeyebileceği gibi sadece genel af ilan edilmesi gibi sebepler de tek başına hızlı ve basit bir değerlendirmeyle geri gönderme şartlarının oluştuğu anlamına gelmeyebileceği akılda tutulmalıdır.

Suriye’nin genelinde iç savaş nedeniyle ülkeden ayrılmış olanların döndüğünde yukarıda sayılan kötü muamele riskleriyle karşılaşabilecekleri iklimin ortadan kalkmasına ve genel güven ortamının oluşmasına kadar Türkiye’de bulunan Suriyelilerin korumadan yararlandırılması ise hukuka uygun olandır. Yukarıda belirtilen insan hakları raporları; çatışmanın azalmasına rağmen sürdüğünü, geri dönüş halinde riskli durumların devam ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu duruma rağmen Cumhurbaşkanı geçici koruma rejimini sona erdirme yetkisini kullanırsa Yönetmeliğin 11/2/a maddesi yerine 11/2/b veya 11/2/c maddelerinden birine karar vermelidir. Yani geçici koruma kapsamında olan yabancılara toplu bir statü- ikincil koruma statüsü gibi- veya bu kişilerin uluslararası koruma taleplerinin değerlendirmeye alınması- şartlı mülteci- ya da 6458 sayılı Kanun kapsamında ikamet türlerinden biri- insani ikamet izni gibi- sağlanması durumlarıdır. Bu hususta son olarak uluslararası insan hakları raporları doğrultusunda çatışma ortamının sona erdiği sonucuna ulaşıldığı takdirde geçici koruma kapsamında olanların “ülkelerine dönmeleri esastır hükmü” uygulamaya konsa dahi zulüm riski sebebiyle dönemeyecek olduğu iddiasında olanların uluslararası korumaya erişimleri engellenmemelidir. Aksi takdirde, 6458 sayılı Kanun, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve ilgili AİHM içtihadına aykırı bir uygulama gerçekleşmiş olacaktır.

Afganistan’da ise 2021 yılının Ağustos ayında Taliban, ülkenin yönetimini ele geçirmiş; özellikle kadınlara, çocuklara, LGBTİ+’lara, farklı din ve etnik gruplarına mensup kişilere, silah altına alınmak istemeyen erkeklere, muhaliflere ve insan hakları savunucularına yönelik zulüm teşkil edecek düzenlemeleri ve uygulamaları hayata geçirmektedir. Bu aşamada, Afganistan’dan gelenlerin Türkiye’ye başka bir ülke üzerinden gelmesi durumunun uluslararası korumaya erişmelerini engelleyeceği yönündeki tartışmalara da açıklık getirmek isteriz. 6458 sayılı Kanun md.73’e göre ilk iltica ülkesinden gelenlerin uluslararası koruma başvurusunun kabul edilemez bulunması için “başvuru sahibinin, daha önceden mülteci olarak tanındığı ve hâlen bu korumadan yararlanma imkânının olduğu veya geri göndermeme ilkesini de içeren yeterli ve etkili nitelikte korumadan hâlen faydalanabileceği bir ülkeden geldiğinin” kanıtlanması gerekmekte olup anılan Kanun md.74’e göre de güvenli üçüncü ülkeden gelenlerin başvurusunun kabul edilemez bulunması için de “başvuru sahibinin, Sözleşmeye uygun korumayla sonuçlanabilecek bir uluslararası koruma başvurusu yaptığı veya başvurma imkânının olduğu güvenli üçüncü bir ülkeden geldiğinin” kanıtlanması gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında, Türkiye’ye İran üzerinden gelenlerin etkili bir sığınma sistemi olmayan İran’da uluslararası korumaya erişip erişmediğinin de titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’ye yasal olmayan yollardan giriş yapan yabancıların, sığınma amacıyla giriş yapıp yapmadığının titizlikle değerlendirilmesi, sığınma amaçlı gelen yabancıların Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Bununla birlikte Türkiye’ye yasal olmayan yollardan giriş yapan yabancıların bir bütün olarak değerlendirilmesinin sığınma arayan yabancıların sığınma hakkına erişimlerine engel olacağının altını çizmek isteriz.

Ülkelerin egemenlik hakkı gereği ülkesine kabul edecekleri yabancılar konusunda takdir yetkisi olmakla birlikte bu yetkinin sınırını insan hakları mevzuatı ve içtihadı belirlemektedir. Türkiye’de bulunan Suriyeliler başta olmak üzere sığınma hakkından yararlanan ve menşe ülkesine dönebilme imkânı olmayan yabancıların gerekirse zorla ülkelerine gönderileceğinin söylenmesi uluslararası insan hakları ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu başta olmak üzere yasama organı tarafından kabul edilmiş normlara da aykırı olacaktır. Ayrıca, 1951 Cenevre Sözleşmesi md. 31 ile uyumlu bir şekilde 6458 Sayılı Kanunun 8. maddesinde, yabancının ülkeye giriş şartlarını taşımamasının uluslararası koruma başvurusu yapmasını engelleyici şekilde yorumlanmaması ve uygulanmaması ile aynı Kanunun md. 65/4 uyarınca da sığınma arayan ve bu amaçla sınır kurallarına uymadan sınırı geçen kişilere sadece bu düzensiz geçişleriyle ilgili bir yaptırım uygulanmaması gerektiğinin düzenlendiğini de hatırlatmak isteriz.

İstanbul Barosu Mülteci ve Göçmen Hakları Merkezi olarak Türkiye’de sığınma amaçlı bulunanların ülkelerine geri gönderilmesi konusunda medyada yer alan tartışmalar karşısında sığınma arama hakkının bir insan hakkı olduğunu vurgulayarak konunun hukuki bir zeminde tartışılmasının elzem olduğunu düşünmekteyiz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İSTANBUL BAROSU MÜLTECİ VE GÖÇMEN HAKLARI MERKEZİ

 

Kategori:Haberler
Mülteci Hakları İnsan Haklarıdır | İstanbul Barosu