İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Medya Ve Hukuk

İstanbul Barosu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezince düzenlenen ‘Medya ve Hukuk’ konulu panel 7 Mart 2014 Cuma günü saat 16.00’da Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Medya Ve Hukuk

İstanbul Barosu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezince düzenlenen ‘Medya ve Hukuk’ konulu panel 7 Mart 2014 Cuma günü saat 16.00’da Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

 

Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi Başkanı Av. Ertuğrul Kazancı’nın kısa sunuş konuşmasından sonra kürsüye gelen İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Türkiye’nin bugün bir hukuk devleti olması bir yana kanun devleti bile olmadığını, çıkarılan kanunların uygulanmadığını, bunların birer ‘çöp kanun’lar olduğunu söyledi.

 

Hukuk devletinde İdarenin eylem ve işlemlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin siyasal, basının toplumsal, mahkemelerin ise yargısal denetimine tabi olduğunu belirten Kocasakal, uygulamada bunların hiç birine rastlanmadığını, Anayasayı koruma andı içen ve devleti temsil eden Cumhurbaşkanının ise noterden farkı kalmadığını bildirdi. Kocasakal Cumhurbaşkanının 846 kanundan sadece dördünü veto ettiğini, kimi düşüncelerle yetkisini kullanmayıp, topu Anayasa Mahkemesine attığını belirtti.

 

Paneli yöneten İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, 1923’de üniter yapıya dayalı ulus devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyetinin milli devlet, milli ekonomi, milli ordu, milli sermaye özelliğinin zaman içinde ve özellikle 2006’dan sonra gayrı millilik ve mikro milliyetçilik temeline oturtulmaya çalışıldığını belirtti ve bunlara karşı çıkanların Silivri toplama kampına atıldıklarını söyledi.

 

Panelde konuşan Yargıtay Onursal Başsavcısı ve Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sabih Kanadoğlu, hukukun ancak hukukun üstünlüğüne dayalı bir hukuk devletinde konuşulabileceğini, oysa Türkiye’nin bir kanun devleti bile olmadığını, 17 Aralık Operasyonunda polisin savcının talimatını yerine getirmemekle devletin polis devletine dönüştüğünü söyledi. “Sözün bittiği yerdeyiz” diyen Kanadoğlu, Başbakanın Ankara’da inşaatı hızla devam eden Başbakanlık Sarayının inşaatını durduran mahkeme kararına sert çıktığını belirtti ve Başbakan’ın “güçleri yetiyorsa gelsinler yıksınlar. İnşaat aynen devam edecek ve bitirilecek” sözlerinin hukuk devleti anlayışıyla bağdaştırmanın mümkün olmadığını bildirdi.

 

Anayasayı koruyacağına yemin eden Cumhurbaşkanının Anayasaya aykırı hususlar taşıyan HSYK yasasını Meclise göndermeyip topu Anayasa Mahkemesine atmasını eleştiren Sabih Kanadoğlu, şöyle konuştu: Kanun yürürlüğe girer girmez HSYK’da büyük bir operasyon gerçekleştirilmiştir. Kanun zaten bunun için çıkarılmıştır. Anayasa Mahkemesinin kararları genelde geriye yürümez. Ancak aynı Anayasa Mahkemesinin geriye yürüyen bir kararı mevcuttur. HSYK yasasıyla yapılan aynı işlem daha önce BDDK yasası ile yapılmış, Anayasa mahkemesi yasanın bazı maddelerini iptal etmiş ve karar geriye işlemişti. Çünkü kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yürütmenin yapması gereken iş yasayla yapılamaz. Yasayla görevden alınan kişiler idare mahkemesinin kararıyla eski görevlerine dönebilirler.”

 

Türkiye’nin artık bir polis devleti olduğu görüşünü yineleyen Sabih Kanadoğlu, “Türkiye’yi yeniden hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı hukuk devleti haline getirme sorumluluğu hepimize aittir. O nedenle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur” dedi.

Gazeteci-İzmir Milletvekili Mustafa Balbay da Silivri’de yaşanan hukuksuzlukları anlattı. Böyle bir dönemin 1990’lı yallarda kalpaksız kuvvacı denilen ve Cumhuriyetin temel değerlerini savunan Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu gibi aydınların öldürülmesiyle başladığını belirten Balbay, “Bu aydınları öldürdüler ama yok edemediler, bizleri de tutukladılar, bedenlerimizin ruhlarımızın kefili olmasını beklediler. Ama başaramadılar. Başaramayacaklar da. Kimsenin elinden bir pişmanlık dilekçesi alamadılar” dedi.

 

ÖYM’lerin kapatılmasının yeterli olmadığını, bütün mahkemelerin ÖYM’leştirildiğini anlatan Balbay, bu mahkemelerin durumunu düzeltmek ancak hukuka saygılı ve sağlıklı bir demokraside mümkün olabileceğini, şimdi herkesin bu görev bilinciyle hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

 

Konuşmasında Türkiye’deki medya yapılanmasını da eleştiren Mustafa Balbay, artık Türkiye’de medya gücü bulunmadığını, güçlülerin medyasından söz etmenin daha doğru olduğunu söyledi. Medyayı ‘çok kanallı tek seslilik’ olarak niteleyen Balbay, “Bir başbakan çıkıyor bir yerlerde konuşuyor ve tam 18 kanal bunu canlı yayınlıyor,18 Gazete de ertesi gün aynı manşeti atabiliyor, siyasi iktidar medyayı ‘kitle imar silahı’ olarak kullanıyor ve toplumda bir ezber oluşturarak yeni bir kamuoyu yaratabiliyor” dedi.

 

İletişimi, toprak ve sanayi devriminden sonra insanlık tarihinin en önemli devrimi olarak niteleyen Mustafa Balbay, bu nedenle sosyal medyayı kapatmayı asla beceremeyeceklerini bildirdi. Konuşmasının sonunda Silivri’de yaşananlara tekrar vurgu yapan Balbay, “Acıyı bal eyleyebiliriz, ama şimdi öncelikli görevimiz acıyı iktidar eylemektir, bunun için var gücümüzle çalışacağız” dedi.

 

Oturumun tamamlanmasından sonra konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi verildi.

Galeri

Kategori:Haberler
Medya Ve Hukuk | İstanbul Barosu