İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

“Lozan Türkiye’Nin Tapusudur”

Lozan Antlaşması’nın Türkiye’nin hukuksal anlamda tapu senedi, diplomatik düzlemde ise

“Lozan Türkiye’Nin Tapusudur”

Lozan Antlaşması’nın Türkiye’nin hukuksal anlamda tapu senedi, diplomatik düzlemde ise temeli olduğu belirtilerek, Lozan’ı yok sayma ve delme girişimlerine karşı her Cumhuriyet yurttaşının uyanık olması gerektiği vurgulandı.

İstanbul Barosu Başkanlığınca Lozan Barış Antlaşmasının  89. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen panel 21 Temmuz 2012 Cumartesi günü Saat 14.00'da Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Genel Sekreteri Hüseyin Özbek, geçmişte Sevr Antlaşması’nda, Londra ve Paris Konferanslarında dayatılanlarla, günümüzde Türkiye’ye dayatılanların aynı olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin Ortadoğu’da istikrar adasıyken, güven duyulan bir ülkeyken son yıllarda komşularıyla önemli sorunlar yaşadığını vurgulayan Özbek, “Bu durum belleklerde önemli soru işaretlerine neden oluyor. Yurttaşları, Sevr koşullarına geri döndüğümüze ilişkin endişelere sevk ediyor” dedi. Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti’nin terekesi nedeniyle çıktığını, o savaşta enerji coğrafyasının bölüşüldüğünü vurgulayan Özbek, “Biz Almanya’nın yanında savaşmasak da, dahası savaşı Almanya kazansa bile bizim açımızdan sonuç değişmezdi. Osmanlı’nın silik diplomasisine alışkın olan emperyalistler, Lozan’da bizim dik duruşumuza tahammül edemediler. Lozan’da biraz düzeltilmiş olan bir Sevr’i bize dayattılar ama başaramadılar” diye konuştu.  

“Lozan, hem Birinci Dünya Savaşı hem de Kurtuluş Savaşı’nın hesabının birlikte görüldüğü bir antlaşma”

Dışişleri Eski Bakanı, anayasa hukukçusu Prof. Dr. Mümtaz Soysal da Lozan’ı anmanın, ona sahip çıkmanın bugünlerde daha da önemli olduğunun altını çizdi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçerken Türklerin devlet düşüncesinin kısa sürede önemli değişiklikler geçirdiğini anımsatan Soysal, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişi ben ipek böceğinin kelebek oluşuna benzetirim. Bir metamorfoz gibidir adeta bu süreç, ama kendiliğinden olmamıştır, sanki görünmez bir el planlamıştır. O oluşumu planlayan, hızlandıran ve sonuca getiren insanların başında Atatürk gelir. Kelebeğin ortaya çıktığı yer ise Lozan’dır” diye konuştu. Yaşaması zaten olanaksız olan Osmanlı Devleti’nin 1. Cihan Harbi’ne çok yanlış bir tutumla ve başkalarının hesabına hareket ederek girdiğini belirten Soysal, “Atatürk, Sevr’in kalıntılarından Cumhuriyet çıkarmıştır. İstiklal Harbi’ni 3- 5 kumandanla değil, kongrelerin meclise dönüşmesiyle kurulan Milli Meclis’le yönetmiştir. İstanbul’daki meclis dağılırken Ankara’da meclis doğmuştur. Bu iki meclis arasında kopukluk yoktur, devamlılık vardır” dedi. Soysal, Lozan’ın hem Birinci Dünya Savaşı’nın hem de Kurtuluş Savaşı’nın hesabının birlikte görüldüğü bir antlaşma olduğunun altını çizerek, Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan hiçbir antlaşmanın Lozan kadar kapsamlı ve kalıcı olmadığını vurguladı. İstiklal Harbi’ndeki komutanların, İsmet Paşa başta olmak üzere birden bire diplomat olduklarını, İsmet Paşa’nın bu işteki ustalığını Mudanya Mütarekesi’nde kanıtlamış olduğunu anlatan Soysal, “Lozan konferansını düzenleyenler onu daha çok Birinci Cihan Harbi’nin sonuçlandırılması için kurgulamışlardı. Atatürk ise Lozan’a galip devlet olarak gittiğimizi vurgulamıştı. Türk heyeti çok kalabalık olmasa da özgüven sahibiydi. Mutlak eşitlikten hiç taviz vermedi. Savaş kazanmış bir ulus olarak özgüvenimiz daha da sağlamdı. Cumhuriyet diplomasisinin bu özgüven sahibi niteliğini her zaman korumak gerekir. Bu niteliğin kaybı Türkiye’yi çok zor duruma sokar” diye konuştu. Osmanlı Devleti’nin Birinci Cihan Harbi’nde çok toprak yitirdiğini ama buna rağmen Türklerin Milli Mücadele’den büyük bir zaferle çıktıklarını anlatan Soysal, şöyle devam etti:

“Lozan’da sağlam bir zeminde, eşitlik esasına dayanan bir barış tesis edilmiştir. Lozan, birincisi mutlak eşitlik ilkesi getirmiştir. Bunu dünyanın da örnek alması gerekir. İkincisi, sorunların barış yoluyla çözümünün mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Bunu da gerçekten güç sahibi olan ama bunun edebiyatını yapmayanlar başarabilir. Kuruluşu açısından başka devletlere hiç benzemeyen bir devlet olan Türkiye, Lozan’da ısrar etmezse, sıradan bir devlet olur”.    

“Atatürk Lozan’a giden Türk heyetine tam bağımsızlık için mücadele etmeleri gerektiğini söylemişti”

Eski milletvekili ve emekli büyükelçi Onur Öymen ise Lozan’ın Cumhuriyet’in hukuki temeli olduğunu belirterek, İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin 1 numaralı üyesi olan Sultan Vahdettin’in, Damat Ferit’in, Ali Kemal’in, Sait Molla’nın, Refii Cevat’ın ihanetlerinden örnekler verdi. Refii Cevat’ın “Osmanlı İngiltere’ye yanaştıkça kazanmış, uzaklaştıkça kaybetmiştir” diye yazdığını belirten Öymen, İngiliz Başbakanı Lloyd George’un Lozan’dan 3 yıl önce “Türkler bir insanlık kanseridir ve onları Anadolu’dan atmak gerekir” dediğini anımsattı. Öymen, Sevr’in 151. maddesinde “Azınlıklar konusunda müttefiklerin bundan sonra alacağı tüm kararları Osmanlı Devleti peşinen kabul eder” dendiğini ifade ederek, “Atatürk Lozan’a giden Türk heyetine her alanda tam bağımsızlık için mücadele etmeleri gerektiğini söylemişti. Heyete verdiği 14 maddelik talimatnamede, Ermeni yurdu gündeme gelirse derhal masayı terk etmelerini söylemişti. Günümüzde maalesef Kıbrıs’ta masayı terk eden taraf olmayalım, yeni anayasa görüşmelerinde masayı terk eden taraf olmayalım düşüncesi egemen oldu. Lozan’da birinci tur müzakereler sonunda İsmet Paşa masayı terk ettiğinde “Esir olmayı kabul etmedik” demiş, Mareşal Fevzi Çakmak da hemen seferberlik için çalışmalara başlamıştı” diye konuştu. Lozan konferansı tekrar başladığında Türk tezlerinin kabul edildiğini belirten Öymen, sözde soykırım iddialarına temel olan propaganda kitabı Mavi Kitap’ın yazarı ünlü tarihçi Arnold Toynbee’nin “Hemen her konudaki Türk milliyetçi istekleri Lozan’da müttefikler tarafından kabul edildi. Bunun dünya tarihinde örneği yoktur” şeklindeki sözlerini hatırlattı.

“Anadilde eğitim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre bir hak değildir”

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Özel de Lozan Antlaşması’nın 39 - 47. maddelerinin azınlıkların korunmasıyla ilgili olduğunu söyledi. 39. maddenin anadilde savunma hakkı vermediğini vurgulayan Özel, “Azınlık statüsü, hukuken bir ülkenin kendi yurttaşlarına verdiği bir statüdür. Lozan’da azınlıklar konusunda Türkiye’ye çok baskı yapılmış, uzun tartışmalardan sonra Türk tezi kabul edilmiştir. Ülkemizde dil ve ırk azınlığı yoktur, azınlık kriteri din bazlıdır. Gayri Müslim yurttaşlarımız azınlıktır. Yunanistan’da ise Müslümanlar azınlıktır” dedi. Özel, azınlıkların her zaman çoğunlukla aynı haklara sahip olmayabildiklerine dikkat çekerek, tüm Türk yurttaşlarının yasalar önünde eşit olduğunu söyledi. Lozan madde 39’a göre, mahkeme önünde bir sanığın istediği dilde savunma yapma hakkının bulunmadığını belirten Özel, “Türkçe bilmek vatandaşlık hakkı, Türkçe öğretmek ise devletin görevidir. Türkçe resmi dildir, ulusal dildir, birbirimizi anlayabildiğimiz tek dildir” diye konuştu. Türkiye’de demokratik haklar çiğnenirken ses çıkarmayanların, demokratik hak olmayan kimi talepleri demokrasi adına dillendirdiklerini ifade eden Özel, şunları söyledi:

“Anadilde eğitim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre bir hak değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önüne gelen davalarda anne babaların çocuklarının eğitimi konusunda dinsel ve felsefi inançlarına ilişkin taleplerini gözetir, dil tercihine ilişkin eğitim taleplerini gözetmez”.

“Lozan millette kabul görmüştü ve “Lozan” isimli bir yayıncı arkadaşım bile vardı”

Araştırmacı – Yazar Osman Selim Kocahanoğlu ise Lozan Antlaşması’nın millette kabul gördüğünü söyleyerek, kendisinin “Lozan” isimli bir yayıncı arkadaşı olduğunu belirtti. Kocahanoğlu, “İsmet Paşa Lozan’a giderken henüz devletin adı konmamıştı. O Garp Cephesi komutanı olarak muzaffer bir ordunun subayıydı. Başvekil Rauf Orbay, Hariciye Vekili Yusuf Kemal Tengirşenk idi. Özellikle Rauf Bey, Lozan’da baş delege olmak istiyor, Mondros’tan gelen kötü ününü bu yolla silmeyi amaçlıyordu. Gümrü Antlaşması’nı imzalamış olan Kazım Karabekir Paşa da Lozan’a gitmeyi umuyordu. Mudanya Mütarekesi’nde çok başarılı olmuş olan İsmet Paşa ise Lozan’a gitmenin aklının ucundan bile geçmediğini yazar anılarında. Atatürk, Yusuf Kemal Bey’in istifasıyla İsmet Paşa’yı hemen hariciye vekili ve baş delege yaptı ve İsmet Paşa Lozan’daki kurtlar sofrasına böyle gitti” dedi. Lozan’da İsmet Paşa’nın göze göz, dişe diş mücadele ettiğini, yabancı kaynakların ve anıların da bu yönde bilgilerle dolu olduğunu anlatan Kocahanoğlu, günümüzde Lozan’ı ihanet olarak görenlerin, Cumhuriyet’in arkasında İngiliz parmağı arayanların, hiçbir belge, vesika, kanıt, tanık, delil olmadan Kurtuluş Savaşı’nı kötüleyenlerin çok etkili makamlarda olduklarını vurguladı. O dönemde TBMM’de Birinci Grup’un 170, Hüseyin Avni ve Ali Şükrü’nün başını çektiği muhalif İkinci Grup’un ise 60 milletvekili olduğunu ifade eden Kocahanoğlu, İstanbul’un işgal altında olduğunu, Sultan Vahdettin’in de yurt dışına kaçtığını söyledi. Kocahanoğlu, İsmet Paşa Lozan’ı imzalayıp Türkiye’ye geldiğinde Başvekil Rauf Orbay’ın istifa ettiğini ve onu karşılamadığını belirtti.  

Panel oturumundan sonra konuşmacılara teşekkür belgeleri takdim edildi.

Galeri

Kategori:Haberler
“Lozan Türkiye’Nin Tapusudur” | İstanbul Barosu