Lozan Kazanımlarından Taviz Veriliyor
İstanbul Barosu Başkanlığı tarafından düzenlen “Yok Oluştan Dirilişe Tutsaklıktan Özgürlüğe LOZAN” paneli 25 Temmuz 2009 Cumartesi günü saat 14.00 – 18.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonu’nda yapıldı.

İstanbul Barosu Başkanlığı tarafından düzenlen “Yok Oluştan Dirilişe Tutsaklıktan Özgürlüğe LOZAN” paneli 25 Temmuz 2009 Cumartesi günü saat 14.00 – 18.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonu’nda yapıldı.
Panelin açış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, Lozan Antlaşması’nın ülkemiz için önemini hiç kaybetmeyecek, kuruluş felsefemizi yansıtan bir zafer belgesi olduğunu belirtti. İstanbul Barosu’nun Lozan’ı yalnızca uluslararası bir antlaşma olarak görmediğini altını çizen Aydın; Türk Ulusunun canını dişe takarak gerçekleştirdiği, özverili bir savaşımla yayılmacı güçlere karşı elde ettiği bir bağımsızlık ve onur belgesinin adıdır Lozan, dedi. Aydın sözlerini şöyle sürdürdü: Lozan’ın önemini anlamak için tarihi iyi incelemek gerekir. Osmanlı’dan aldıkları tavizlerden vazgeçmek istemeyen güçlerin bu tutumu yüzünden, Lozan’daki görüşmeler oldukça zorlu geçmiştir. Osmanlı hariciyesinin sinik tavrının aksine Kurtuluş Savaşı’nın zaferini arkasına alan TBMM Temsilcileri, Lozan ile büyük zafere imza atmışlardır. Öncesinde Damat Ferit hükümeti tarafından imzalanan ve o dönemdeki Mütareke hükümetlerinin acziyetinin simgesi olan utanç belgesi Sevr Antlaşması’nı Türk Milleti hiçbir zaman unutmamıştır. Geçmişten gelen yüzyıllık hesabın görüldüğü Lozan’da Türkler barış masasından taviz vermeden görüşlerini cesurca savunmuşlardır.
86 yıl sonra geriye bakıldığında ülkemizdeki mevcut görünümün hiç de iç açıcı olmadığını söyleyen Baro Başkanı Aydın, Atatürk Türkiyesi’nin iç dinamiklerinin bugün uluslararası güçlerce yönlendirilmeye çalışıldığını ancak Türk Ulusu’nun Türkiye Cumhuriyeti’ni bir tarikatlar ve cemaatler konfederasyonuna dönüştürülmesine asla izin vermeyeceğini sözlerine ekledi.
Panelin oturum başkanlığını yürüten İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek, Lozan’ı Çağdaş Türkiye’nin garanti belgesi olarak tanımladı. Osmanlı’yı sömürme politikasından vazgeçmek istemeyen Batılı Kurt politikacıların keskin tutumlarına karşın, Lozan’da Türkiye adına görüşmeleri sürdüren heyetin bir zafer elde ederek geriye döndüğünü söyledi. Özbek Kazım Karabekir’in önerisiyle Sevr Antlaşması’nı imzalayan temsilcilerin TBMM kararıyla vatan haini ilan edildiklerini de belirterek, Karabekir’in Sevr’i imzalayanlar hakkındaki görüşlerini belirttiği mektubunu da salondakilere okudu.
Panelde ilk sözü alan E. Büyükelçi – Tarihçi / Yazar Dr. Bilal N. Şimşir, Lozan, Türk Ulusu için bir tapu senedidir, dedi. Lozan’a gidecek heyete bir dizi maddeleri içeren talimatlar verildiğini belirten Şimşir, Misak-ı Milli Belgesi’nin Türkler için vatan ve ulus devlet kavramlarını ortaya attığını belirtti. Lozan görüşmelerine gidecek heyete verilen talimatların başında, Ermeni devleti kurulması talepleri ile karşılaşılması durumunda masadan kalkılması isteminin geldiğini belirten Şimşir, diğer talimatların, Boğazlar, Suriye sınırı, Adalar Konusu, Trakya sınırının çizilmesi, Kapitülasyonların kaldırılması, Ordu ve donanma sınırlandırılmasının kabul edilmemesi şeklinde sıralandığını söyledi. Şimşir, Lozan görüşmelerinde Türk heyetin, yedi ayda yedi devletle boğuşmak zorunda kaldığını da sözlerine ekledi.
Panelin ikinci konuşmacısı olan Türk Tarihi Kurumu’ndan Prof. Dr. Kemal Çiçek, Lozan görüşmeleri sırasındaki Ermeni talepleri ile Ermeni derneklerinin etkinlikleri hakkında bilgi verdi. Çiçek, 1880’li yıllarda Amerika’ya göç etmiş Ermenilerin orada ciddi bir kamuoyu baskısı oluşturarak ABD Başkanına mektuplar yazarak, Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasına destek istediklerini söyledi. ABD’nin Lozan görüşmelerinden yalnızca gözlemci olarak bulunmasına karşın, bu ülkenin batılı devletlere baskı yapacağını düşünen Ermeni derneklerinin Lozan görüşmeleri boyunca yoğun bir çaba içerisine girdiklerinin altını çizdi.
Panelin bir diğer konuşmacısı olan Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Ercan Karakoç da, Boğazlar Meselesi’ni tarihsel kronoloji içerisinde dinleyenlere aktardı. Karakoç, tabii suyolu olarak nitelenen İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının mevcut konumları, stratejik yeri, iktisadi durumu ve jeopolitik öneminden dolayı dünyadaki birçok devletin ilgisini çektiğini belirtti. Boğazların Osmanlı’nın fethini izleyen dönemden sonra bir süreliğine tümüyle Türklerin egemenliğinde olduğunu belirten Karakoç, bu durumun Osmanlı ile Rusya arasında imzalanan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla son bulduğunu söyledi. Karakoç, Boğazların süreç içerisinde birçok antlaşmaya konu olduğunu, Lozan ile yapılan analaşmada Türkiye’nin egemenlik hakkını sınırlayacak nitelikte düzenlemeler yer aldığını söyledi. Bunun, Atatürk’ün usta siyasetiyle imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne dek sürdüğünü anlatan Karakoç, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile daha önce kurulu bulunan Boğazlar Komisyonu yetkilerinin tümüyle Türk hükümetine devredilmesinin önemine işaret etti. Atatürk’ün dış politika ilkelerini, Gerçeklik, Taktikte ustalık, diyaloğa açık olmak, Dünü bugünü yarını başarılı kavrayış, Güvenilirlik ve aktif ancak maceradan uzak duran bir siyaset anlayışı olarak sıraladı.
Panelin son konuşmacısı olan E. General - Araştırmacı / Yazar A.Öner Pehlivanoğlu da konuşmasını Sevr – Lozan- AB başlığı altında ele aldı. Türklerin Lozan ile bağımsızlığına kavuştuğunu söyleyen Pehlivanoğlu, AB’ye girme hedefinin Türkler açısından bir çağdaşlaşma hedefi olduğunu ancak AB’nin başka amaçları olduğunu söyleyerek, AB’nin Lozan ile elde edilen kazanımları Türklerin elinden almak istediğini ileri sürdü. Türkiye’nin 1923 ile 1938 arasında içte devrimler dışta yeni atılımlar gerçekleştirdiğini vurgulayan Pehlivanoğlu gelinen süreç ile 1995’te imzalanan Gümrük Birliği sözleşmesiyle Türkiye’nin ekonomik anlamda tümüyle dışa bağımlı hale getirildiğini savundu.
Panelde, ikinci tur konuşmaların tamamlanmasından sonra soru – cevap bölümüne geçildi. Daha sonra İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek tarafından panelistlere katılımlarından dolayı birer Teşekkür Belgesi verildi.


