İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Kadınların Siyasetteki Durumu, Aslında Bir Demokrasi Sorunu

Kadınların Siyasetteki Durumu, Aslında Bir Demokrasi Sorunu

Kadınların Siyasetteki Durumu, Aslında Bir Demokrasi Sorunu
5 Aralık Dünya Kadın Hakları günü nedeniyle, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB) Türkiye’deki kadınların siyasetteki durumuna ilişkin ayrıntılı bir açıklama yaptı. Açıklamada kadının siyasetteki durumunun bir kadın sorunu olmasının çok ötesinde bir demokrasi sorunu olduğu vurgulanarak, soruna ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu, nedenleri açıklandı ve geçmiş deneyimlere ilişkin istatistiki bilgiler verildi.

Açıklama şöyle:

Nüfusun yarısını oluşturan kadınların karar alma süreçlerine katılamaması, siyasette eşit oranda temsil edilememesi, herşeyden önce bir demokrasi meselesidir.

Bilindiği gibi, demokrasinin temel unsurlarından olan eşit temsil ve katılımın kadınlar açısından yaşama geçirilememesi, bir kadın erkek eşitsizliği sorunu olmasının ötesinde, aynı zamanda bir demokrasi sorunudur. Ancak, demokrasi tüm siyasal tartışmaların odak noktasını oluşturduğu halde, kadınların eksik temsili konusunda gözardı edilmekte, kadınsız demokrasi doğal karşılanmaktadır.

Günümüzde birçok alanda eğitim, meslek seçimi, çalışma koşulları açısından daha iyi konumda olsalar da, siyasal yaşam kadınlara kapalı bir arena olmaya devam etmektedir.

Bir ülkede karar alma süreçlerinde nüfusun yarısı temsil edilemiyorsa, o ülkede alınan kararların demokratik ve çoğulcu olduğundan söz edebilmek mümkün değildir. Bu bakımdan, hem demokratik yaşamın güçlendirilmesi hem de cinsiyete dayalı eşitsizliklerin kaldırılmasında daha etkin olunabilmesi için kadınların siyasette eşit oranda veya kritik eşik olarak kabul edilen en az % 30 oranında yer almaları gerekir.

Her ne kadar eksik temsilin nedenlerini “kadınların siyasete ilgisizliği; toplumsal ve kültürel yapı; siyasal sistem ve partilerin yapısı; eğitim; ekonomik nedenler”  gibi belli başlıklar altında toplamak mümkünse de, bütün bunların temelini tarih boyunca süregelen erkek egemen bakış açısı oluşturmaktadır.
       
Bilindiği gibi, İnsan Hakları Bildirgelerinde, Anayasalarda herkes için eşit haklar ilkesi kabul edildiği halde, insanların toplumsal konumları yüzyıllardır erkek egemen ideoloji tarafından biçimlendirildiğinden, kadın erkek eşitsizliği günümüzde de farklı alanlarda ve boyutlarda sürmektedir. Siyasal yaşam ise dünyada ve ülkemizde kadın erkek eşitsizliğinin en belirgin olarak görüldüğü alandır. Erkeği “güçlü – akıllı - yöneten”, kadını “güçsüz, duygusal - korunması gereken – yönetilen”  olarak gören erkek egemen zihniyet, kadınların siyasete katılımının önünde aşılması zor bir engel oluşturmaya devam etmektedir.

Türkiye’de Kadının Siyasete Katılımı

Ülkemizde Cumhuriyetin kuruluşunu izleyen ilk on yılda Atatürk’ün önderliğinde çağdaş uygarlığa ulaşma amacıyla yapılan devrimler, kadın haklarının geliştirilmesinin temelini oluşturmuştur. Bu dönemde adım adım eğitimde, ailede, toplumsal yaşamda başta Medeni Kanunun kabulü olmak üzere zamanın koşullarına uygun “yurttaş hakları” eşit olarak tanınmış, devrimlerin en ileri halkasını oluşturan kadınlara seçme seçilme hakkının verilmesiyle kadın haklarında hedeflenen süreç tamamlanmıştır. O yıllarda sadece yasaların çıkarılmasıyla yetinilmemiş, aynı zamanda devrim yasalarının etkin bir şekilde yaşama geçirilmesi için kararlı adımlar atılmıştır.

Türk kadını 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerine, 1933’de muhtarlık seçimlerine katılma hakkını kazanmış, 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir. 1924 Anayasasının “Onsekiz yaşını ikmal eden her erkek Türk mebusan intihabına iştirak etmek hakkını haizdir” hükmünü içeren 10. maddesi, “Milletvekili seçmek, yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün hakkıdır”   şeklinde değiştirilmiş;  11. maddesinde de “Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk milletvekili seçilebilir”  şeklinde değişiklik yapılarak, 1934’e kadar sadece erkeklerin sahip olduğu seçme ve seçilme hakkı kadınlara da tanınmıştır. Böylece Türkiye’de kadınlar, birçok batı ülkesinden önce seçme seçilme hakkına sahip olmuşlardır; bu hak kadınlara İtalya’da 1948, Fransa’da 1944, İsviçre’de 1971, Japonya’da 1950 yılında tanınmıştır.

1934 yılında kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkının verilmesinden sonra 1935 yılında yapılan seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine 18 kadın milletvekilinin seçilmesi, günümüzde kullanılan kavramıyla “özel önlemler” veya “fırsat eşitliği tanıma”  yöntemini çağrıştıran ilk örnektir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin (CEDAW), henüz ufukta bile olmadığı o yıllarda TBMM’de kadın milletvekili oranının % 4,6’ya ulaşması Cumhuriyet devrimlerinin yaşama geçirilmesindeki kararlılığın göstergesidir. Kadınlara o dönemin koşullarına göre çağdaş ve ileri siyasal haklar verilmiş ve yaşama geçirilmiş olmasına rağmen, ne yazıkki aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, sonraki yıllarda bu doğru başlangıç sürdürülememiştir.

Seçim yılları kadın milletvekili sayısı ve oranı

* 1935 - 395 milletvekilinin 18'i  kadın milletvekili. (Yüzde 4.6)
* 1943 - 435 milletvekilinin 16'sı kadın milletvekili.(Yüzde 3.7)
* 1950 - 487 milletvekilinin  3'ü  kadın milletvekili. (Yüzde 0.6)
* 1957 - 610 milletvekilinin  7'si  kadın milletvekili (Yüzde 1.1)
* 1965 - 450 milletvekilinin  8'i   kadın milletvekili. (Yüzde 1.8)
* 1973 - 450 milletvekilinin  6'sı  kadın milletvekili (Yüzde 1.39
* 1991 - 450 milletvekilinin  8'si  kadın milletvekili (Yüzde 1.8)
* 1999 - 550 milletvekilinin 22'si kadın milletvekili. (Yüzde 4.0)
* 2002 - 550 milletvekilinin 24'ü  kadın milletvekili. (Yüzde 4.4)
* 2007 - 550 milletvekilinin 50'si kadın milletvekili. (Yüzde 9.1)
* 2011 - 550 milletvekilinin 79’u kadın milletvekili.  (% 14.1)
* 2015 - 550 milletvekilinin 82’si kadın milletvekili. (% 14.9)

Yerel yönetimler kadınların siyasal yaşamda yer almaları açısından daha uygun olmasına ve çok sayıda kadının da bu konuda aday olmak istemesine rağmen, 2013 yerel seçimler sonucu da göstermiştir ki, siyasette kadının adı da yeri de yok. 30 büyükşehir belediyesi başkanının 27’si erkek, il, ilçe ve belde belediyelerinin 2093 başkanının %99,1’i erkek, 32392 belediye meclisi üyeliğine ise 1.471’i (% 4,5) kadın seçilmiştir. Yukarıdaki sayılar göstermektedir ki, Türkiye’de yerel yönetimlerde kadın temsilci çok yetersiz  sayıda...

Kadının siyasal yaşamda yer almasının önündeki engeller:

• Eğitimsizlik sorunu:
  38 milyon kadınımızın 2 milyon 625 bini okuma-yazma bilmiyor; 25 yaş üstü kadın nüfusu: 17.897.656; bunun 13.871.060’ı en çok ilkokulu bitirmişler, 25 yaş üstü Üniversite eğitimli kadın nüfusu sadece 1210.885’dir.
• Toplumsal ve kültürel yapı:  Siyaset erkek işi olarak görülüyor.
• Ekonomik bağımsızlık:  Kadınların eğitim durumuna bağlı olarak ev dışında çalışma olanakları da sınırlı olduğundan, siyaset yapmak için ekonomik bağımsızlıkları yok veya çok sınırlıdır.
• Siyasi sistem ve parti yapısı: Parti içi demokrasinin olmadığı; siyasetin daha çok kahvehane, otel lobilerinde yapıldığı bir sistem kadınların girişini zorlamaktadır.
• Kadınların siyasete ilgisizliği: Yapılan araştırmalarda kadınların  % 65’inin siyasete ilgi duymadığı görülmüştür. Ancak, kadınların siyasete ilgisizliğini, eğitim durumları ve ekonomik bağımsızlıklarını da gözönünde tutarak bir bütün olarak değerlendirmek gerekir.

Ancak, kadının eğitimli olması ve ekonomik bağımsızlığı olması siyasal yaşama katılabilmesi için yeterli olmamaktadır. Bu nedenle, gerçek demokrasinin yaşama geçirilebilmesi için, birçok ülkede görüldüğü gibi Seçim Kanununda ve/veya Siyasi Partiler Kanununda her iki cinsin eşit temsilini sağlayacak şekilde değişiklik yapılması gerekmektedir.
Haksızlığın Telafisi: Ülkemizde kadınların siyasal yaşamda yer alamamaları, siyasette cinsiyet ayrımcılığının kökleşerek kısır döngü halinde devam etmesine ve gerçek demokrasinin yaşama geçirilememesine yol açmaktadır. Bu bakımdan, seçim sistemimizin temel ilkesi olan “temsilde adalet” (Anayasa 68.md) yaşama geçirilememiş olmaktadır. Kadının siyasette eksik temsili “kadın sorunu” olmaktan öte bir demokrasi sorunu olarak karşımızda durmaktadır

Bugün parlamentolarında %40’ların üzerinde kadınların yer aldığı ülkeler, bu eksikliğin telafisi için “kararlı bir eşitlik politikası” uygulayan ülkelerdir.
Son onbeş yıldanberi birçok ülkede, üzerinde önemle durulup, gerçek demokrasinin gereği olarak değerlendirilen “kadınların siyasete eşit katılımı” özel önlemlerle ve yöntemlerle desteklenmiş, yerel ve merkezi yönetimlerde belli oranlarda yer almaları sağlanmıştır.  “Kota” veya “özel önlemler” uygulaması giderek yaygınlaşmaktadır.

Cinsiyet Kotası = Eşitsizliğin Kaldırılmasının Anahtarı

Siyasete katılımın artırılması için birçok ülkede uygulanan cinsiyet kotası çok tartışılmış ve tartışılmaktadır; ayrımcılığın giderilmesinde bir anahtar mı, yoksa kadınlara tanınan bir ayrıcalık mı?

Siyasette “cinsiyet kotası”, en doğru ifadesiyle, yüzyıllardır süren haksızlığın telafisi olup, günümüzde eşitsizliğin kaldırılmasının anahtarıdır.

Türkiye’de 5 Aralık 1934’de seçme ve seçilme hakkına sahip olan kadınların siyasete katılımı açısından sonraki yıllarda bir ilerleme olmamış, hatta geri gitmiştir diyebiliriz. Nitekim 1935’te yapılan seçimlerde parlamentoda 395 milletvekili arasında kadınların oranı % 4,6 iken, 67 yıl sonra 2002’de yapılan seçimlerde TBMM’de 550 milletvekilinden 24’ü kadın olup bu oran % 4,4’e düşmüştür.              22 Temmuz 2007 seçimlerinde ise kadın milletvekili oranı %100 artmasına rağmen %10’a ulaşamamıştır. 2015 genel seçimlerinde 550 milletvekilinden sadece 82’si kadındır.

Kadınların siyasette eşit ve etkin temsilinin önündeki en büyük engel, geleneksel işbölümünün yarattığı toplumsal eşitsizlik ve erkek egemen siyasi kültür olduğuna göre; bu engellerin ”kadınlar yasalar önünde eşittir, siyaset kapısı kadınlara açıktır, isteyen katılsın” anlayışıyla aşılabilmesi mümkün değildir. Seçim kampanyalarında ve söylemde ön planda tutulan kadınlar, aday listelerinde en alt sıralara konulmaktadır. Kadınlara “aday olmaya cesaret edin – erkekler gibi mücadele edin – rekabetten kaçmayın – elinizi taşın altına koyun” denilerek siyasette yer almalarını söylemek, yaşam gerçeğiyle bağdaşmamaktadır. Çünkü (milletvekilliği veya belediye başkanlığı için) adaylaştırmak sadece Parti Başkanının yetksindedir. Parti içi demokrasinin olmadığı bir yerde kadınların yer alması da mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, başlıca çözüm “cinsiyet kotasının” bir an önce parti tüzüklerine konulması, Seçim Kanununda ve Siyasi Partiler Kanununda bu yolda değişiklik yapılmasıdır. Türkiye’nin 1985 yılında onaylayarak taraf olduğu, uygulamayı taahhüt ettiği “BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 4. maddesinde”  kadın-erkek eşitliğini fiilen sağlamak ve bu süreci hızlandırmak için anayasa ve yasalarla geçici özel önlemler alınması gerektiği ve bunun “yasa önünde eşitlik” ilkesiyle çelişmediği kabul edilmiştir. Aslında özel önlem olarak siyasette “kota” uygulanması uluslararası taahhütlerin ve Anayasanın 10. maddesindeki “..kadın erkek eşitliğinin yaşama geçirilmesi yükümlülüğünün yerine getirilmesi” anlamına gelecektir.
Herşeyden önce ülkemizde demokrasinin sağlıklı işlemesi açısından ve Türkiye’nin çağdaşlaşma, değişim ve kalkınması bakımından kadınların katkısına ve bakış açısına gereksinimi vardır. Ne yazıkki, Türkiye eğitimli, donanımlı ve konularında yetkin kadın potansiyelinden yararlanamamaktadır. Yıllardır bu alanda yaşanan eşitsizlik sorununu aşmak ve siyaset kapısını kadınlara açmak üzere gecikmeksizin Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarında, Parti Tüzüklerinde her bir cinsiyete en az  %40 temsil hakkı getiren değişiklik yapılması, gerçek demokrasiye ulaşmak açısından ilk adım olarak önem taşımaktadır.                         

İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ
İSTANBUL KADIN KURULUŞLARI BİRLİĞİ (İKKB)


Kategori:Haberler
Kadınların Siyasetteki Durumu, Aslında Bir Demokrasi Sorunu | İstanbul Barosu