Kadın İstihdamını Olumsuz Etkileyecek Çalışmalar Uluslararası Sözleşmeler Ve Anayasa Kapsamında Kadının İnsan Hakları İhlallerindendir

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, “Kadınını İstihdamına” ilişkin yasal değişikliklerin yapımı esnasında başta “CEDAW “ olmak üzere uluslararası sözleşmelerin dikkate alınması gerektiğini, TBMM Plan ve Bütçe Alt Komisyonunda Gelir Vergisi Kanunu ile ilgili yasa tasarısının Devletin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara ve Anayasa ve kanun hükümlerine aykırı olduğu, geri çekilmesi gerektiği; böylesi düzenlemelerin esasında kadın-erkek eşitsizliğini daha da artıracağı ve kadın istihdamını gözle görülür bir şekilde düşüreceğini öngörüyor, tartışmaların toplumda kadının eşitlik mücadelesine zarar verdiğini belirterek, tüm bu çalışmalar kadının insan haklarına yönelik cinsiyetçi ayrımcılıktır diyoruz.
Ülkemizde gün geçmiyor ki, yasa koyucunun yine kadını ötekileştiren, mağdur eden düzenlemeleri tasarı haline getirilmesin ve kurumlar tarafından kadını toplumda ikincilleyen sözler edilmesin.
Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve “Kadının İnsan Hakları” olarak bilinen “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanmıştır. Sözleşmenin 11. Maddesi Taraf Devletlere çalışma alanında kadınlara karşı ayrımı önlemek için bütün uygun önlemleri alma yükümlülüğü getirmektedir. Sözleşme, çalışma hakkının temel insan haklarından olduğunu belirterek, Taraf Devletlere kadının bu hakkını kullanabilmesi için eşit seçim, eşit çalışma olanakları, özgürce meslek ve iş seçme hakkı, terfi, iş güvenliği, hizmetin tüm koşul ve avantajlarından yararlanma, mesleki eğitim görme, sosyal yardımlar dâhil eşit ücret, ücretli izin, emeklilik, işsizlik, hastalık, sakatlık ve yaşlılık ve diğer çalışamama hallerinde sosyal güvenlik hakkı, güvenli koşullarda çalışma hakkı, sağlığını ve doğurganlığını koruma hakkı konusunda düzenlemeler yapma ve bunları hayata geçirme yükümlülüğü vermiştir. Yine madde 2. Fıkrasında “evlilik ve analık nedeni ile kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesi için hamilelik ve analık izni sebebiyle veya evliliğe bağlı sebeplerle işten çıkarılmasının yasaklanmasını, iş, kıdem ve sosyal haklarını kaybetmeksizin ücretli olarak analık izni ve haklarını alma, özellikle çocuk bakımevleri ağları kurarak ve geliştirerek sosyal destek verme, hamilelikte özel koruma sağlama” yükümlülükleri getirmiştir.
Devletler bu yükümlülükleri sadece kâğıt üzerinde yerine getirmekle, yani yasaları değiştirmekle değil, aynı zamanda bunları hayata geçirmekle de yükümlüdür. Bu durumda yasalar yapılırken “samimi” olunması, Sözleşme hükümlerinin hayata geçirileceği teşviklerin yasalarda yer alması zorunludur.
Hükümet tarafından hazırlandığı söylenen ve bir süredir kamuoyunda tartışılan “Kadın İstihdam Paketi” bu bakımdan çok önemlidir. İş çevrelerinde “bu düzenlemelerin paketinin işverenlere ek maliyetler getireceği, bunun kadın istihdamında kadınların aleyhine olacağı gibi haklı endişeler dile getirilmiştir.
Yeni tasarı ile kadına verilecek doğum izni sürelerinin artırılması, süt izinlerinin artırılması devlet memuru kadınlara yarı zamanlı çalışma gibi düzenlemeler getirilmektedir.
Tüm bu getirilmek istenen düzenlemeler hem kadın istihdamını artırmak hem de aile düzenini sağlamak adına yapılan çalışmalar olarak nitelendirilse de aile düzenini sağlamanın yalnızca kadına yüklenen görev olarak yorumlanmaya devam ettiğini görmekteyiz. Çocuk bakımımın yalnızca kadına yüklenmesi açık bir şekilde cinsiyet ayrımcılığıdır ve bizim de taraf olduğumuz Uluslararası sözleşmelere aykırı bir yorumdur.Yine CEDAW (Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi)“anneliğin sosyal bir görev olarak anlaşılmasını ve çocukların yetiştirilmesi ve gelişiminde kadın ve erkeğin ortak sorumluluğunun tanınmasını” öngörmektedir.
Tüm bu yapılmak istenen düzenlemeler ile anne olmak isteyen her kadın istihdamdan uzaklaştırılmakla tehdit edilmektedir. Yapılması gereken anneliğin ve –babalığın- sosyal bir görev olduğunun anlaşılarak, kadına ve erkeğe doğum ve sonrası sağlıklı bir izin dönemi tanımak ve bu sürecin sonunda kadını sistemin dışına atmakla tehdit etmek yerine izni kullanan kadının ya da erkeğin yerinin hazır olduğunun güvencesini vermek, İş yerlerinde kadın kotası uygulamak, Devlet eliyle mahallelerde kreşler açmak, iş yerlerine kadın istihdamı şartı-ayrımı olmaksızın kreş açma zorunluluğu getirmek, özel kreş teşviki sağlamak ve bunlara benzer politikalar geliştirmektir.
Aynı şekilde TBMM Plan ve Bütçe Alt Komisyonunda Gelir Vergisi Kanunu ile ilgili yasa tasarısı “eşine ait işyerinde çalışanlara ödenen ücretler, gider olarak indirilemeyecektir” şeklinde bir madde bulunması, Devletin kadın istihdamını artırmak konusunda yaptığı çalışmaların samimiyetine gölge düşürmektedir. Böyle bir maddenin birçok kadının kayıt dışı çalışmasına yol açacağı açıktır. Yine tasarı iş ve meslek hayatında ayrımcılığın önlenmesine yönelik maddeler içeren ILO Sözleşmesine, İş Kanunun 5. Maddesine ve Anayasanın 10. Maddesine açıkça aykırıdır.
İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ


