İstanbul Barosu Olağan Genel Kurul Toplantısı Yapıldı
İstanbul Barosu Olağan Genel Kurul Toplantısı, 22-23 Ekim 2016 tarihlerinde

İstanbul Barosu Olağan Genel Kurul Toplantısı, 22-23 Ekim 2016 tarihlerinde İstanbul’da Haliç Kongre Merkezi Haliç salonunda yapıldı.
Açılış için yeterli imzanın toplanmasından sonra kürsüye gelen İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Kurulu yönetecek Divan oluşturulacağını, bunun için iki önergenin bulunduğunu bildirdi. Önergeleri okuyan Durakoğlu, her iki önergeyi de Genel Kurulun onayına sundu. Oy çokluğuyla Av. Prof. Dr. Duygun Yarsuvat Divan Başkanlığına, Av. Hasan Fehmi Demir Başkan Yardımcılığına, Av. Gülseren Yoleri ve Av. Burcu Aslan da üyeliklere seçildiler.
Başkan Yarsuvat, Genel Kurulun kendilerine gösterdiği güven için teşekkür etti ve Genel Kurula çalışmalarında başarılar diledi. Daha sonra Divan Başkanı, Genel Kurulu, Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk, çalışma arkadaşları, şehitlerimiz ve yitirdiğimiz meslektaşlar için saygı duruşuna davet etti. Bunu İstiklal Marşı izledi. Daha sonra İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, dönem içinde yitirdiğimiz meslektaşlar için Genel Kurulu saygı duruşuna davet etti ve tek tek adlarını okudu.
Divan Başkanı Yarsuvat Genel Kurul çalışmalarında uygulanacak gündemi okutarak üyelerin oylarına sundu. Gündem kabul edildi.
Divan, gündem gereği Genel Kurul’un açılış konuşmasını yapmak üzere İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal’ı kürsüye davet etti. Kocasakal Genel kurul’a hitap sözünü tamamlamadan ellerinde katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tahir Elçi’nin fotoğrafını taşıyan bir grup sloganlar atarak sahneden geçiş yaptı.
Kocasakal, “Arkadaşlar biraz daha sabırlı olsalardı ikinci cümlenin Tahir Elçi ile ilgili olduğunu göreceklerdi” dedi ve şöyle devam etti: “Burada her türlü politik, ideolojik hususlardan önce ve öte insan olmanın bir gereği olarak özellikle görevi başındayken alçakça katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tahir Elçi’yi özellikle rahmetle, hasretle anıyorum. İstanbul Barosu hakkında açılan soruşturma ve davalardan sonra toplanan İstanbul Barosu Olağanüstü toplantısında baromuza verdiği şartsız ve güçlü desteği yaşamımda her zaman hatırlayacağım. Arkadaşlarımızın ‘Faşizme karşı omuz omuza’ sloganına yürekten katılıyorum, ancak unutmamak lazım faşizmin de çeşitleri var”.
Neden aday olmadığına değinen Kocasakal bu konuda şöyle dedi: “Veda mesajımda da belirttiğim gibi zamanında gitmesini bilmek, işi tadında bırakmak lazım. Yeniden aday olmamam tamamen etik ve estetik nedenlere dayanmaktadır. Geçen Genel Kurulda, özellikle Hukukun Üstünlüğü Platformundaki bazı meslektaşlarım benim görev süremi tamamlamadan başka yerlere sıçrayacağımı, siyasete gireceğimi söylediler, ben görevimi tamamlayarak sonlandırıyorum, bana bunu söyleyenlerin bir kısmı şimdi iktidar partisinin milletvekili oldular”.
Görev süresinde biri anayasal sisteme, diğeri baroya karşı girişilen iki darbe teşebbüsü, iki yargılama, üç soruşturma yaşadığını, makam odasının kurşunlandığını, polis saldırısı ve biber gazına maruz kaldığını, adliyede sabahladıklarını ve rehin almada bir şekilde işin içine çekildiğini belirten Kocasakal, bu dönemde Avrupa Barolarından 8 tane de onur madalyası aldıklarını bildirdi.
Barolar iki nedenle siyasetin dışında kalamayacağını kaydeden Ümit Kocasakal, “Düzgün işleyen bir anayasal sisteminiz, demokrasiniz, bağımsız yargınız yoksa bu durumda ne avukat kalır, ne savunma, ne de baro. Bunların tahribine hiçbir avukat, hiç biri baro sessiz kalamaz. İkincisi ise siyasetin hukuka bu denli müdahale ettiği, saldırdığı bir ortamda baro buna sessiz kalamaz. Bunlara karşı mücadele etmek hem baronun hem üçüncü kişi lehine meşru müdafaadır. Baromuz meşru müdafaa hakkını kullanmıştır, kullanmaya da devam edecektir. Biz siyaseti bu koşullarda yaptık, yapmaya da devam edeceğiz” dedi.
Kamuoyu önünde verdiği hukuk mücadelesiyle İstanbul Barosu’nun sadece meslektaşları ilgilendirmekten çıktığını, tüm toplumu yakından ilgilendirir hale geldiğini ifade eden Kocasakal, özellikle İstanbul Barosu’nun kamuoyuna mal olduğunu, umudun ve direnişin temeli haline geldiğini belirtti, bunun hem gurur verici olduğunu, hem de baroya büyük bir sorumluluk yüklediğini söyledi.
Baro bazı yerlerde sessiz kaldı eleştirilerinde haklılık payı bulunduğunu hatırlatan Ümit Kocasakal bu konuda şöyle dedi: “Özellikle 15 Temmuzdan sonra OHAL ve kararnamelerle ilgili baromuzun yayınladığı 7 tane açıklama ve bildiri var. Biz burada gerekli uyarıyı yaptık ve tarihe not düştük. Bazı konulardaki sessizliğimiz, bazı çekincelere dayalı bilinçli bir sessizliktir. Çünkü her türlü izin birbirine karıştığı, algı operasyonlarının yoğunlaştığı bu dönemde bir şey söylerken çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyoruz”.
Geçen dönemde İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Hakkında davalar açılır soruşturmalar sürerken bir darbe teşebbüsü yaşadıklarının kaydeden Kocasakal, “Seçilmiş baro yönetimine karşı daha henüz yargı kararını dahi beklemeden Adalet Bakanlığına, Cumhuriyet Savcılığına, Adalet Komisyonuna verilen dilekçelerle baro yönetiminin görevden alınmasını talep etmenin ve bu yolla Genel Kurul iradesine dayanmadan oraya gelmeye çalışmanın 15 Temmuz’dan hiçbir farkı yoktur” dedi.
Bugün seçime katılacak bir grubun vaatlerine baktığını, bunların tamamına yakınının kanun meselesi olduğunu belirten Kocasakal şöyle dedi: “Peki, sizler yasa koyucu musunuz? Cevabı broşürlerinin kapağına yazmışlar: Birlikte yöneteceğiz. Bu birliktelikten kasıt iktidar partisiyle birlikte yönetmektir. Ben öyle görüyorum ki, Türkiye’de özlenen sarı sendikalardan sonra sarı barolardır”.
15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Amerikan Emperyalizmi ve FETÖ’nün bulunduğunu, bunun bir tiyatro olmadığını ve bu darbe teşebbüsünün fikri alt yapısının siyasi iktidarın eseri olduğunu belirten Kocasakal, 16 Temmuz günü gece 01.21’de darbe girişimine en sert çıkışı İstanbul Barosunun yaptığını, bunu sosyal medyada değil, orada burada değil resmi internet sitesinde yaptığını ve Türkiye’de bu tavrı gösteren ikinci bir kurumun olmadığını anlattı.
Kendi dönemleri içinde baro yönetimi olarak yapamadıkları işleri de anlatan Ümit Kocasakal konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Popülist davranmadık, baronun çıkarlarını önde tuttuk. Biz neysek o olduk. Cumhuriyeti, Atatürk devrimlerini, üniter yapıyı, ulus devleti, tam bağımsızlığı savunduk, emperyalizme hep karşı olduk. Etnikçilik, mezhepçilik yapmadık. Kimsenin önünde eğilmedik, cüppemizi iliklemedik, yürütmenin saraylarında, sofralarında yer almadık. Ve biz, konumu ve sıfatı ne olursa olsun herkese hak ettiği cevabı verdik. Bu süreçte herkes savrulurken, çeşitli izler birbirine karışırken biz hep aynı enlem ve boylamda kaldık. Biz hiç kimseyi kandırmadık, kandırılmadık, çünkü buna müsait ve hazır olmadık. O nedenledir ki, bizim bu hususta rabbimizden ve milletimizden dileyeceğimiz bir şey asla yoktur. Türkiye’ye gereken Yenikapı değil, birinci meclis ruhu, antiemperyalizm temelinde Kuvayı-Milliye ruhudur. Demokrasilerde her şeye muktedir bir Reis olmaz. Demokrasilerde anayasa ve hukukla sınırlı devlet başkanı ya da Cumhurbaşkanı olur. Çünkü hukuk devleti bir klan ve kabile yapılanması değildir, bir ülkenin anayasası ve rejimi bir kişinin heveslerine göre biçimlendirilemez. Yaptığım hiç bir şeyden pişman değilim. Benimle ilgili değerlendirmeyi başta meslektaşlarım olmak üzere kamuoyu ve tarih yapacaktır. Yanlış yapmış olabilirim, eksik yapmış olabilirim ama hep doğru bildiğim yolda yürüdüm, yürümeye de devam edeceğim”.
Başkanın konuşmasından sonra İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek son Genel Kurul tutanak özetini okudu. Daha sonra Yönetim Kurulunun 2014-2016 dönemi Çalışma Raporunun okunup okunmaması oylandı. Rapor daha önceden yayınlandığı için okunmaması kabul edildi.
Gruplar adına konuşmalara geçildi. Her gruptan ikişer temsilci bu bölümde konuşmalarını yaptılar. Daha sonra başkan adayları konuştular. İlk konuşmayı Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar Grubu Başkan Adayı Av. Several Ballıkaya Çelik yaptı.
Savunma hakkını, avukatlık mesleğini korumayı esas alan insan haklarına ve hukuk devletine uygun bir yönetim anlayışının mücadelesini yürütmeyi amaçladıklarını belirten Çelik, “Hukukun siyasetten bağımsız olmadığını biliyoruz. İstanbul Barosu yönetimine lütfen siyaset yapın diyoruz. Hukukun herkese eşit şekilde uygulanmasını, temel hakların ortadan kaldırılamayacağını, uzun yıllar sonunda elde edilen hakların askıya alınmasını, yok edilmesini, siyasetin hukukla mücadelesi olarak görmüyoruz ve kabul etmiyoruz” dedi.
Konuşmasında 15 Temmuz darbe girişimine değinen Several Çelik, şöyle konuştu: “Her zaman darbeye karşı olduk, karşı olmaya da devam edeceğiz. Askeri darbe girişimin sonrasına bakıldığında darbe girişimi adeta iktidar için dilediği adımı atacağı bir vaha yaratmıştır. Darbe girişiminden sonra olağanüstü hal ve kararnamelerle hukuksuz bir döneme hızla girilmektedir. Darbecilerin ve paralel yapının tasfiyesi adı altında demokratik kuruluşların ve tüm muhaliflerin tasfiyesine girişilmiş durumda. Yapılan açıklamalardan OHAL’in ne zaman biteceği anlaşılmamaktadır. Ancak kanun hükmündeki kararnamelere bakıldığında kazanılan hakların bir bir yok edileceği görülüyor. Böylece ileride OHAL kalksa da OHAL rejimi kalıcı hale gelecektir. OHAL nedeniyle TBMM devreden çıkarılmış durumdadır”.
Cezaevleri ve karakollarda yaygın bir biçimde işkence olayları görüldüğünü kaydeden Çelik, muhalif basın kapatıldığını, gazetecilerin hapse atıldığını, bilgi alma hakkının yok edildiğin, toplumun sessiz kalmaya mahkûm edildiğini, halkın iradesi yok sayılarak belediyelere kayyum tayin edildiğini, binlerce öğretmenin görevden alındığını, hükümetin 21 Temmuz’da Avrupa Konseyine yazı yazarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni askıya aldığını bildirdiğini anlattı. Çelik, konuşmasının kalan bölümünde İstanbul Barosunun yaptığı uygulamalara ilişkin eleştirilerde bulundu.
Milliyetçi Avukatlar Grubu Başkan Adayı Av. Ali Rıza Kaplan, dünyanın en büyük barolarından biri olan İstanbul Barosunun, bu niteliğine uygun etkin bir baro olmadığını söyledi.
Baronun asli görevi olan avukatlık hak ve yetkilerini layıkıyla savunamadığını, avukat hak ve yetkilerinin geliştirilmesi için yasama, yürütme ve yargı organları çerçevesinde gerekli etkin mücadeleyi yapamadığını belirten Kaplan, baroyu yönetenlerin avukatlar aleyhine çıkan hiçbir kanuna yönetmeliğe, mevzuata engel olamadıklarını, olmak için de etkin bir çaba göstermediklerini söyledi.
Avukatlık mesleğinin her geçen gün yasama ve yürütme organları tarafından kuşatıldığını, savunma hakkının yok edildiğini öne süren Kaplan, “Avukatların onurlarını sürdürmeleri için vekâlet ücretleri dahi kanuni teminat altına alınamamıştır. Meslektaşlarımız angarya olarak nitelendirilebilecek vekâlet ücreti ile Adli Yardım ve CMK hizmeti vermeye zorlanmaktadırlar” dedi.
Her zamankinden daha güçlü savunmaya, gücünü bağımsızlığından alan avukatlık meslek haklarına dayanışma ve mesleki ilerlemeye hizmet edecek güçlü bir baroya ihtiyaç bulunduğunu belirten Ali Rıza Kaplan, yönetime geldiklerinde yapacakları çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgi verdi.
Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu Başkan Adayı Av. Mehmet Durakoğlu, İstanbul Barosu’nun bugün bir baronun çok ötesinde anlamlar ifade bir kurumsallık olduğunu, Baronun sadece avukatların değil beklide hiç başı belaya girmemiş, adliyeye hiç gitmemiş yurttaşların da barosu haline geldiğini söyledi.
Ülkemizde yıllardır hukukun gündem olduğu bir dönemin yaşandığına dikkat çeken Durakoğlu, hukuksuzluğun zirve yaptığı bir dönemin ise 15 Temmuz darbe girişimiyle devam ettiğini bildirdi.
İstanbul Barosunun darbe girişimine karşı tavrını anlatan Durakoğlu şunları söyledi: “Henüz, tepemizde alçakça sortiler yapılırken, herkesin ihtimaller üzerindeki derin değerlendirmeleri devam ederken, saat 01.25’de İstanbul Barosunun web sitesinde, açıkça darbelere karşıtlığımızı ve demokrasiye bağlılığımızı belirten bildirimiz yer aldı. Sosyal medyada değil, yakınlara atılan maillerde değil, vatan kurtaran sohbetlerde değil, klavye kabadayılıklarında değil, en yüksek sesle resmi internet sitesinden haykırdık demokrasi inancımızı… İddiayla ve araştırma sonuçlarıyla ifade ediyoruz ki, an itibariyle başka hiçbir kurumsallık, henüz bu yolda bir bildirimde bulunmamıştı. Bir tek İstanbul Barosu, bu yürekliliği göstermiş ve karanlık saatlerin ışımasını beklemeden, ışıtmıştı demokrasiyi…”
Avukat-Şüpheli görüşmelerinin gözetim altında yapılmasının, belge alış verişine olanak tanınmamasının, görüşme tutanaklarına el konulmasının çok ciddi sorun olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Mehmet Durakoğlu, bu yanlışların kendisini hukuk devleti diye tanımlayan bir ülkenin arkasından ancak güldürmesine, aslında belki de ağlatmasına neden olabilecek uygulamalar olduğunu bildirdi.
Durakoğlu, “Bu sorun ivedilikle çözülmelidir. Bu sorun yaşamsaldır. Avukat-şüpheli görüşmesinin bu koşulda yapılması yargılamanın daha soruşturma aşamasında sakatlanmasıdır. Evrensel hukukun asla kabul edemeyeceği bir gelişmedir. Biz İstanbul Barosu olarak bu kısıtlılıkta yürütülen soruşturmaların, nihayet yargılamaların AİHM’den ihlal kararlarıyla dönmesi halinde uygulamayı yapanların başında başka planın mimarlarının olduğunu düşüneceğiz. Savunma hakkına getirilen bu kısıtlamaları görmeyenler, bunu hukuki melekelerinde bir takım eksiklikler nedeniyle yapmıyorlarsa geriye bir tek darbeyle suçlananların AİHM nezdinde aklanması planını yapıyor demektir. Bunun başka bir izahı yoktur” dedi.
Durakoğlu, İstanbul Barosu olarak bu dönemde yapılan bütün hukuksuzlukları kapsayan, saptayan bir çalışmanın içersinde olduklarını, görev alan bütün meslektaşlarımızdan yaşadıkları tüm hukuksuzlukların bildirilmesini istediklerini, bunları inceleyerek bir rapor haline getireceklerini anlattı.
İstanbul Barosu tarihinin kitaplaştırıldığını, Baronun hukuk mücadelelerinin bu kitapta yer alacağını belirten Durakoğlu, “Avukatlar Baro tarihini okudukça övünç duyacaklar. Çünkü bu tarihi avukatlar yazdılar” dedi.
Baronun siyaset yaptığı iddialarına karşı Mehmet Durakoğlu şunları söyledi: “Açık yüreklilikle söylüyoruz. Ülkede bunca hukukun konuşulduğu, siyasetin yargıyla yatıp kalktığı bir konjonktürde siyaset yapacağız, böyle bir ortamda avukatların ve baroların siyaset yapmaması beklenmemelidir. Siyasal iktidarın bu ülkede, demokrasiyle, laiklikle, cumhuriyetin kurucu değerleriyle sorunu vardır. Bizim için de amaç nettir: İstanbul Barosu ne pahasına olursa olsun demokrasiden de, laiklikten de, kurucu değerlerden de ödün verilmesine asla izin vermeyecektir”.
Durakoğlu konuşmasının son bölümünde meslek sorunları üzerinde durdu ve yönetime geldiklerinde yapacakları çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Avukat Hakları Grubu Başkan Adayı Av. Ömer Kavili, “Baro avukatın hem zırhıdır, hem de mızrağıdır. Yani baro hem avukata gelen tehlikeyi uzakta tutacaktır, hem de avukata yönelen okları kurum olarak göğüsleyecektir. Olması gereken budur” dedi.
Avukatlığın hak arama işi olduğunu ve bir zincirin halkasının en zayıf halkası kadar güçlü olduğunu belirten Kavili, her avukatın baroyu temsil ettiğini, baro yönetimi ve siyaseti de her bir avukatın uğradığı sıkıntılara sahip çıkmayı gerektirdiğini, avukatların görüşlerine ya da inançlarına göre ayrım yapılamayacağını, ancak bunun yapıldığını söyledi.
15 Temmuz darbe girişimini suç olarak niteleyen ve yapanların yargılanması gerektiğini vurgulayan Kavili, şöyle konuştu: “Ancak, siyasal iktidarın inisiyatifiyle 15 Temmuzdan 3 gün önce Resmi Gazetede özel bir düzenleme yayınlanmıştır. Eskiden yürürlükte olan EMASYA protokolünü AKP Hükümeti kaldırmıştı. EMASYA’ya benzer yeni düzenlemeyle askeri güçlerin valilerin emrine gireceği şekilde düzenlemesini yapmış yürürlüğe girmiştir ve ondan sonra bu darbe girişimi olmuştur. Kamuoyunun gözünden kaçırılan bu düzenlemeleri yapan siyasiler hesap vermelidir”.
Polise verilen yetkilerin daha da arttırıldığının altını çizen Ömer Kavili, bunu çok sakıncalı bulduğunu belirtti ve bu yüzden ‘sahipsiz cesetler dönemi’ başlayacağı iddiasında bulundu.
Kavili, asıl tehlikenin OHAL kararnameleriyle düzenli hale getirilmekte olduğunu ve toplumu bekleyen tehlikenin buradan kaynaklandığını bildirdi.
Ömer Kavili, konuşmasının kalan bölümünde yönetime gelirlerse yapacakları çalışmaları anlattı.
Hukukun Üstünlüğü Platformu Başkan Adayı Av. Mehmet Sarı, “Hukuk devletinin en önemli unsuru insan hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır. En temel hak ve özgürlüklerden birisi de savunma hakkı olmaktadır. Savunma hakkının kâğıt üzerinde kaldığı toplumların hukuk toplumu olması ya da hukuk devleti olarak örgütlenmesinden söz edilemez” dedi.
Baroların genel insan hakkı olan savunma hakkının en etkin şekilde kullanıcısı ve koruyucusu olan avukatların oluşturduğu bir meslek kuruluşu olduğunu belirten Sarı, avukatlar ve onların meslek kuruluşu olan baroların hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olarak karşımıza çıktığını, baroların hukuk toplumuna yönelen her tehdide karşı durmasının en önemli görevi olduğunu söyledi.
Hukuk düzenine karşı darbeler ve darbe teşebbüslerine karşı en güçlü direniş ve tepkinin avukatlardan ve barolardan gelmesi gerektiğinin altını çizen Sarı şöyle konuştu: “Bir ülkede hukuksuzluk yaygın olursa, adalete olan güvenin sarsılmasından yakınılıyorsa, o ülkede öncelikle avukatlar ve barolar hukuk toplumunu savunma görevini yapıp yapmadıklarını sorgulamalıdır. Bugün ülkemizi bu tür kaygılar sarmışsa adalet talep etmek ve adalete ulaşmak büyük bir emek ve zaman kaybını göze almayı gerektiriyorsa, hakim ve savcılar avukatları yargı erkinin dışında görüyorsa, avukatlık mesleği itibarsızlaştırılmışsa savunma makamında bulunan avukatların meslek örgütleri yani barolar görevini hakkıyla yerine getiremiyor demektir”.
Sarı, “Bizim yönetimimizdeki baronun en önemli görevi avukatlık mesleğini layık olduğu saygınlığa ve itibara yeniden kavuşturmak olacaktır. İstanbul barosunda değişim zamanı gelmiştir. Hamaset ve siyaset devri sona ermelidir” dedi.
Başkan adaylarının konuşmalarından sonra gündemin 7. Maddesi ele alındı. 2014-15 yıllarına ait baro kesin hesaplarının okunması ve görüşülmesi yapıldı. Daha sonra Yönetim ve Denetleme Kurulu aklanması ayrı ayrı oya sunuldu. Oy çokluğuyla her iki kurul da aklandı.
9. maddeye göre yeni dönem üye aidatının belirlenmesi için Divan Başkanlığına sunulan önergeler okundu, tartışıldı ve Yönetim Kurulunun ‘aidatlar aynen devam etsin’ görüşü oy çokluğuyla kabul edildi.
10. maddeye geçildi. Avukatlık Yasası’nın 81. maddesinin 4. fıkrası uyarınca 01.10.2016-01.10.2018 dönemi bütçe tasarısının görüşülmesi ve Yönetim Kuruluna fasıllar arası aktarma yetkisinin verilmesi görüşüldü ve karara bağlandı.
11. maddeye geçildi. İstanbul Barosu Yardımlaşma Sandığı’nın 01.01.2010 tarihli Yönetmeliği’nin görüşülmesi ve kabulü ile Yardımlaşma Sandığı Genel Kurulunun önceki ve sonraki tüm değişiklikler ile ilgili olarak yetkilendirilmesi konusu oy çokluğuyla karara bağlandı.
Gündemin 12 ve 13. Maddelerinde kendileri adına söz alan meslektaşlarımız konuştular. Meslektaşlarımız konuşmalarında çeşitli dilek, öneri ve eleştirilerde bulundular. Konuşmaların tamamlanmasından sonra Divan Genel Kurul toplantısını sona erdirdi.
İstanbul Barosu Olağan Genel Kurul Toplantısının ikinci gününde seçimler yapıldı. Seçime 5 grup katıldı. Seçimi Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu kazandı. İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu oldu.
Durakoğlu sonucun belli olmasından sonra bir teşekkür konuşması yaptı.
Mehmet Durakoğlu şunları söyledi: “Özellikle belirtmek istiyorum ki İstanbul Barosunda bu seçim yarışı sonucu itibariyle bir çizginin başarısıdır. İstanbul Barosunda aydınlanma devriminin temsilcileri kazanmıştır. Önce bunu tespit etmek gerekiyor. Özellikle Türkiye’de yaşanan siyasal konjonktür itibariyle bize yaşatılanlara karşı yaptığımız bir itirazdır, şikayettir, direnmedir. Bu direnmenin ifadesidir. Öncelikle yargı bağımsızlığının olmadığı, bir türlü hukuk devleti olmayı beceremediğimizi söyleyerek bu hareketi başlattık, bu noktadayız, bunun kararlı bir mücadeleyle sürdürüleceğini söylüyoruz. Yaptığımız iş budur, bunu gerçekleştirdik. Bunu yaparken çok daha önemlisi biz avukata dokunduk. Savunma hakkının kutsallığını bir taraftan savunurken bir taraftan da meslektaşlarımızın daha mutlu olmasını temin edebilecek çok somut hizmetler yaptık. Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır diyerek geldik, şimdi o teminatı vermeye çalışacağız. İstanbul Barosunun çizgisinde en küçük bir değişiklik olmayacaktır. Şu anda kazandığımız zaferlerin başarısıyla asla kibirlenmeden, sadece başarıyı bir inancın sonucu olarak gerçekleştirdiğimizi bilerek aynı çizgi içersinde yürüyerek devam edeceğiz. Bu çizgi Türkiye’nin bir biçimiyle de olsa hukuk devleti olabilmesi mücadelesinin, yargı bağımsızlığının bu çerçeve içersinde avukatların, gerçekten avukatlık yapabilecekleri bir Türkiye yaratabilmektir. Gerçekten hukuk devleti içersinde avukat profilini canlandırma mücadelesidir. Biz bir taraftan mesleğimizi, meslektaşlarımızı güçlendireceğiz, bir taraftan da savunma hakkını güçlendirerek Türkiye’yi hukuk devleti yapacağız. Asla devrimlerden ödün vermeyeceğiz, asla Atatürkçülüğümüzden bir adım geri atmayacağız, asla bu ülkenin bölünmez bütünlüğünden en küçük bir ödün vermeyeceğiz ve bu mücadeleyi böyle devam ettireceğiz.
Bu zaferin mimarlarından Ümit Kocasakala çok teşekkür ederim. Onun önderliğinde yürüyebilmiş olmasaydık bu noktaya gelemezdik. Sevgili Kazım Kolcuoğlu’na çok teşekkür etmek istiyorum. Bu yürüyüş böyle başladı, bunlar bizim için özel değerlerdir. Son derece inançla bu mücadeleyi vermiş olan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum”.


