İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi Türk Ceza Yasası’Yla İlgili Görüşlerini Açıkladı.

BASIN BÜLTENİ
14 Eylül’de TBMM’nde görüşülmeye başlanacak olan Türk Ceza Yasası Taslağında yer alan , kadınların insan haklarını ihlal eden ve demokratik hukuk devleti normlarıyla bağdaşmayan düzenlemelerin acilen değiştirilmesini talep ediyoruz.
Ayrımcılığın hukuk alanından tasfiyesi ve kadın-erkek eşitliğinin hukuken sağlaması açısından Ceza Yasası Taslağı, önemli bir fırsat sunmaktadır.
Ne yazık ki AKP, zinanın suç olarak düzenlenmesi çabasında olduğu gibi, yasayla birlikte daha demokratik ve eşitlikçi düzenlemeler getirmek yerine çeşitli siyasi hesaplar uğruna, geleneksel değer yargılarına yaslanmayı tercih etmektedir. Kadının başta yaşam hakkı olmak üzere, maddi ve manevi varlığını geliştirme, cinsel bütünlüğü ve özgürlüğünün korunması gibi, temel hak ve özgürlükleri uluslararası standartlara uygun olarak yasalar tarafından güvence altına alınmalıdır. Bu hakların güvence altına alınması aynı zamanda Devletin anayasal yükümlüğüdür. Bekaret kontrolü, namus cinayeti, cinsel istismar, tecavüz ve zorla evlendirme gibi kadına yönelik hak ihlallerinin önüne geçilmesi için İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi olarak Devletin yükümlülüklerini tekrar hatırlatarak, aşağıda belirtilen doğrultuda değişikliklerin
gündeme alınmasını acilen talep etmekteyiz.
Zina Suç kapsamından çıkarılmalıdır
Medeni Kanunun hükümlerine göre eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Zina mutlak boşanma nedeni olarak Medeni Kanunda düzenlenmiş olup, boşanma yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talebinde bulunabilmektedir. Medeni Kanundaki bu düzenlemelerin dışında, evlilik birliğinde zina nedeniyle ceza yargılaması yapılması ve hürriyeti kısıtlayıcı cezalar
verilmesi, devletin kişilerin vücut bütünlüğüne ve özel hayatın dokunulmazlığına yönelik müdahalesine yol açacaktır. Ceza Hukukunun bir konusu da , kişilerin cinsel bütünlüğüne ve özgürlüğüne yönelik cinsel saldırıları karşında bireyin korunmasıdır. Bu sınırların ötesine geçilerek kişilerin cinsel özgürlük alanı olarak tanımlanan bir alana devletin müdahale etmesi ve bunu yaptırıma bağlaması çağdışı bir zihniyetin ürünüdür.
1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunundan dayanarak hazırlanan mevcut Türk Ceza Kanunundaki ilgili hüküm, eşitlik ilkesine aykırılıktan dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Şer’i kanunların uygulandığı ülkeler dışında hiçbir demokratik ülkede suç sayılmayan zina, AKP’li milletvekilleri tarafından, ‘eşitlik’ adı altında, son anda tekrar gündeme getirildi. Tıpkı 4721 sayılı Medeni Kanunun Yürürlük maddesinin ( Edinilmiş mallara katılım rejimi son dakika değişikliği ile evlilik tarihinden itibaren değil de Kanunun yürürlük tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilerek, 17 milyon evli kadın kapsam dışında bırakıldı.)yasalaşması sürecinde olduğu gibi, son andaki siyasi manevralarla ve ana muhalefet partisi CHP’nin desteğiyle, zina suç kapsamına alınmak istenmektedir.
Evlilik biriliği içinde zinanın, suç olarak tanımlanması aslında, mevcut TCK’daki anlayışın devamı ve AKP’nin kadına yönelik bakışının yansımasıdır. Halen kişilerin cinsel bütünlük ve özgürlüklerle ile ilgili düzenlemeler, kamu düzeni, genel ahlak ya da genel adapla bağlantılı olarak düşünülmektedir. Cinsel suçlar, ‘namusa’ endeksli olarak tanımlanmaya devam ettikçe, korunan menfaat kişilerin temel hak ve özgürlükleri değil de genel ahlak ya da geleneksel değerler adı altında namus olacaktır.
TCK’da kadınların haklarının eşit ve etkili bir şekilde korunması için, kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda;
- ‘Nitelikli İnsan Öldürme’ maddesinde yer alan ‘töre saiki’ yerine ‘namus saiki’ ifadesi yer almalıdır.
- 15-18 yaş arasındaki gençlerin rızaya dayalı cinsel ilişkilerine getirilen yaptırımlar kaldırılmalıdır.
- Bekaret kontrolleri açıkça yasaklanmalıdır.
- ‘Ayrımcılık’ maddesine ‘cinsel yönelim’ ifadesi tekrar eklenmelidir.
- Zina suç kapsamı dışında tutulmalıdır.


