İstanbul Barosu İsrail’İn Gazze Saldırısını Kınadı
İsrail’in Gazze’ye saldırarak yüzlerce Filistinlinin ölmesine neden olmasını bir insanlık suçu ve insan hakları ihlali olarak gören İstanbul Barosu, düzenlediği yürüyüşle İsrail’i kınadı.

İsrail’in Gazze’ye saldırarak yüzlerce Filistinlinin ölmesine neden olmasını bir insanlık suçu ve insan hakları ihlali olarak gören İstanbul Barosu, düzenlediği yürüyüşle İsrail’i kınadı.
İstanbul Barosu üyesi avukatlar, 6 Ocak 2009 Salı günü saat 13.00’da Beyoğlu İstiklal Caddesindeki Baro Merkez Binasının önünde toplandılar. İstanbul Barosu Başkanı
Av. Muammer Aydın, burada bir basın açıklaması yaptı. Avukatlar daha sonra cüppeleriyle yürüyüşe geçtiler. Yürüyüşe, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeleri, Merkez ve Komisyon temsilcileri ve avukatlar katıldılar.
Avukatlar yürüyüş boyunca İsrail’in Gazze saldırısını, ABD ve AB’yi kınayan sloganlar attılar. Taksim Cumhuriyet Anıtı önüne gelindiğinde İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın yaptığı kısa konuşmada, İsrail saldırılarının durdurulması için hükümeti daha aktif görev yapmaya, meslek örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını, hukuk kurumlarını saldırıya karşı tepki göstermeye ve uluslararası örgütleri de göreve davet etti. İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden Filistinliler için bir dakikalık saygı duruşundan sonra yürüyüş sona erdi.
İstanbul Barosu ayrıca, orantısız güç kullanarak Gazze’de insanlık suçunu işleyen İsrail’in kınanması için uluslararası hukuk kurumlarına, Uluslararası Avukatlar Birliği ve Avrupa Avukatlar Federasyonuna başvuruyor.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, Baro önünde aşağıdaki basın açıklamasını yaptı:
“İsrail, Hamas’ın füze saldırılarını gerekçe göstererek Gazze’ye havadan, karadan ve denizden başlattığı yoğun bombardımanı halen sürdürmektedir. Bu ağır bombardıman sonucu yüzlerce sivil, kadın, çocuk hayatını kaybetmiştir. İsrail, saldırının Hamas’a yönelik olduğunu açıklasa da Gazze ve çevresindeki binlerce konutun, okulun, hastane ve sivil yerleşim yerlerinin tahrip edilmesi Filistin halkının yaşam alanlarının ve yaşam haklarının bilinçli bir biçimde ortadan kaldırılmasının amaçlandığını göstermektedir.
Yurtlarından kovularak Gazze şeridine sıkıştırılmış, ambargo altında, zor koşullardaki bir halkın son sığınağı olan barınaklara, sosyal tesislere, kentsel dokuya ve her türlü altyapıya karşı düzenlenen saldırı bölgede insan yaşamının olanaksız hale getirilmesinin amaçlandığını düşündürmektedir.
İsrail’in orantısız güç kullanımı ve ölçüsüz şiddeti evrensel hukuk kuralları ve milletlerarası sözleşmelerle kabul edilmiş olan ilkelere tümüyle aykırı olmasına karşın ABD ve AB tarafından bırakalım karşı çıkılmasını, onaylanır bir tavır içinde olunması son derece dikkat çekicidir. Bu çifte standardı ve yandaşlığı şiddetle kınıyoruz.
Kaldı ki ABD’nin stratejik ortağı olmasının yanında, BOP (Büyü Ortadoğu Projesi ) olarak adlandırdığı bölgeye yönelik emperyalist politikasının en önemli müttefikinin de İsrail olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.
Kuruluşundan günümüze kadar başta Filistin halkı olmak üzere, komşularına karşı sürdürdüğü işgal, şiddet ve saldırganlık politikaları ile İsrail 1949 tarihli Cenevre konvansiyonlarını ve özellikle; “ Kara Savaşında Yaralıların ve Hastaların Durumlarını İyileştirme Hakkında Sözleşme” “ Savaş Zamanında Sivil Halkın Korunmasına İlişkin Sözleşme” hükümlerini yok saymaktadır. Yine bu saldırganlık; “Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” ve “ Acil Durumlarda ve Silahlı Çatışma Halinde Kadınların ve Çocukların
Korunmasına İlişkin Bildiri” ilkelerinin İsrail tarafından yok sayıldığının en açık göstergesidir.
İsrail’in ölçüsüz şiddeti ve acımasız bombardımanı sonucu Gazze’nin altyapısı tamamen çökertilmiş, su, gıda, enerji kaynakları, ulaşım, can güvenliği tamamen ortadan kaldırılmış, bölgenin tamamında her türlü fiziki mekân ve en önemlisi sivil halk hedef haline getirilmiştir.
ABD ve AB’nin yanında tüm dünyanın gözleri önündeki bu insanlık trajedisine karşı Arap rejimleri de dikkat çekici bir sessizlik içindedir. İnsanlığın ortak vicdanının harekete geçmesi gereken anlar vardır. Yaşanan süreç, dünya halklarının yanında devletlerin de bu haksız, insanlık değerlerini hiçe sayan katliama karşı çıkmasını zorunlu kılan bir zaman kesitidir.
Meslek örgütleri, hukuk kurumları, barolar İsrail’in ölçüsüz şiddetine, orantısız güç kullanımına, acımasız katliamlarına karşı sorumluluk bilinci içinde seslerini yükseltmelidir.
Türk halkının ortak vicdanının sesine, haklı tepkisine siyasal iktidar da duyarsız kalmamalıdır. Türkiye, iktidarıyla muhalefetiyle gereken tepkiyi gereken duyarlılıkla göstermelidir.
İstanbul Barosu, İsrail’e, Gazze’ye ve Filistin halkına yönelik saldırıyı ve katliamı bir an önce durdurması, abluka ve ambargoyu kaldırması, insan haklarının dikkate alınarak işgale son verilmesi çağrısında bulunduğunu, kamuoyuna saygıyla duyurur”.


