İstanbul Barosu İcra İflas Yasası Değişikliği İçin Görüş Ve Önerilerini Adalet Bakanlığı’Na Gönderdi
Ekonomik krizin sürdüğü bir ortamda işletmelerin daha sağlıklı işleyebilmesini sağlamak amacıyla İcra ve İflas Yasasında bazı değişiklikler yapılması için görüş ve öneriler bekleyen Adalet Bakanlığı’na İstanbul Barosu görüş ve önerilerini gönderdi.

Ekonomik krizin sürdüğü bir ortamda işletmelerin daha sağlıklı işleyebilmesini sağlamak amacıyla İcra ve İflas Yasasında bazı değişiklikler yapılması için görüş ve öneriler bekleyen Adalet Bakanlığı’na İstanbul Barosu görüş ve önerilerini gönderdi.
Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğünden gelen yazıda, ekonomik düzende rekabet edemeyen işletmeler ve girişimcilerin bulunduğu, alacaklı ile borçluyu gözeten şeffaf bir İcra İflas hukukunun işletmeler ve girişimciler için etkili bir çıkış yolu ve yeniden yapılandırılmalarına olanak vereceği ve bu durumun da ekonomik istikrar getireceği belirtilerek özellikle küresel krizin kıskacında bulunan şirketlerin iyileştirilmesi amacıyla “iflasın ertelenmesi”, “konkordato” ve “yeniden yapılandırma” kurumlarına ilişkin hükümlerde acil bir değişiklik ihtiyacının bulunduğu belirtilmişti.
İstanbul Barosu Başkanlığının söz konusu kanunda yapılmak istenen değişikliklere ilişkin Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğüne gönderdiği görüş ve önerileri şöyle:
Adalet Bakanlığı
Kanunlar Genel Müdürlüğü'ne
Ankara
İlgi: İcra İflas Kanunu değişikliği ile ilgili 28.11.2008 tarih ve 3774 sayılı yazınızda istenen Baromuz görüşünün sunulmasıdır.
Baromuz görüşü ilgi yazınızda istenen başlık ve sıralama içinde aşağıda sunulmuştur.
1. Türk Hukukunda İsviçre Sisteminden alınan ‘İlamsız İcra Takip Yolu’nun kaldırılıp kaldırılmaması:
İlamsız icra sistemi 79 yıldır uygulanan gelişmiş bir sistemdir. Bu sistemin kaldırılması ülkemizi bu gelişimden ve zenginlikten yoksun kılmak sonucunu doğurur.
Ancak sistemde bazı değişikliklerin yapılması da gerekli ve yararlı olacaktır.
a) Takipten sonra açılan menfi tespit davalarında, gereğinde yüzde yüz teminatla ihtiyati tedbir kararı verilmek suretiyle 1994 yılında İsviçre'de yapılan değişikliğe uygun olarak icra takibinin davanın sonucuna kadar bekletilmesine imkân tanınmalıdır.
b) Borçlunun (davacının) menfi tespit davasını kaybetmesi halinde, eda davalarında olduğu gibi borçluya hükmü temyiz ederek İİK. M.36 çerçevesinde temyiz nedeniyle icrayı durdurma olanağı tanınmalıdır.
c) Borçluya hem itirazın kaldırılması. Hem de menfi tespit davasının reddi nedeniyle üst üste iki defa %40+%40=%80 tazminat yüklenmesi yolundaki hüküm mutlaka değiştirilmelidir.
d) Kambiyo senetlerine dayalı takiplerde imza itirazının icrayı durdurmaması yolundaki hüküm değiştirilmeli ve imza inkârının icra takibini durdurduğu kabul edilmelidir.
2. İlamsız icranın kaldırılması yeniden düzenlenmesinin kabul edilmesi halinde, esas alınacak prensiplerin neler olması gerektiği birinci açıklama içinde verilmiştir.
Yeniden yapılacak düzenlemede,
a) Bu tür takip yoluna başvurmak için belirli bir miktar ve belge zorunluluğu getirilmelidir.
b) Tebligatla ilgili aksayan hususlar düzeltilmelidir.
3. Mevcut icra ve iflas teşkilat sisteminin daha etkin çalışabilmesi için yapılması gerekenler; bu çerçevede, icra ve iflas dairelerinin, noterlerin yapılanmasına benzer şekilde bağımsız bir yapıda yeniden teşkilatlandırılmasının mümkün olup olmadığı;
İcra ve iflas teşkilatının daha etkin ve verimli çalışması için en başta icra personelinin kalitesinin yükseltilmesi gerekir. Ayrıca, münferit icralarda icra dairelerinin olanak ölçüsünde para işlerinden el çekerek bankaların aracı kılınması yararlı olacaktır.
Mevcut sistemin daha etkin çalışabilmesi için de;
a) Sorunların baş nedeni icra teşkilatının iyi çalışmamasıdır.
b) Hizmet alanları yeterli ve güvenli hale getirilmeli, belge ve dosya kaybına imkân verilmemelidir.
c) İcra iflas dairelerinin noterlerin yapılanmasına benzer şekilde bağımsız bir yapıda yeniden yapılandırılmasının uygun olmadığı düşünüyoruz.
Zira İcra-İflas teşkilatı devletin fiili gücünü gösterir ve devlet tarafından yürütülmesi gereken bir faaliyettir. Devlet tarafından yürütülürken dahi istismara açık olan ve kişilerin ekonomik varlığını tehdit edebilecek boyutta bir güç olan icra-iflas teşkilatı ve sisteminin, noterlerin yapılanması şeklinde yapılandırılmasının kişilerin ekonomik güvenliği açısından bir tehdit oluşturacağı kuvvetli bir olasılıktır. Ve geri döndürülmesi neredeyse imkânsız zararlara da sebep olabilecektir. Bu nedenle doğrudan devlet tarafından, ancak daha yeterli bir şekilde yürütülmesi gereken bir faaliyet olduğunu düşünüyoruz.
4. Cüz-i icra hukukuyla külli icra hukukunun farklı kanunlarla düzenlenmesi hususunun uygun olmayacağını düşünüyoruz.
Zira Cüzi icra (İcra Hukuku) ve Külli icranın (İflas Hukuku) farklı kanunlarda düzenlenmesi farklı bir teşkilatlanmayı da beraberinde getirecektir. Eğer farklı kanunlar bugünkü teşkilat yapısı tarafından uygulanacaksa bu da başka problemlere sebep olacaktır. Örneğin icra takibine haciz yoluyla başladıktan sonra sonuç alamayıp iflas yoluna gitmeyi düşündüğümüz takdirde, iki ayrı teşkilatın olması ancak işlerin daha çok uzamasına ve zorlaşmasına sebep olacaktır.
Diğer yandan; İcra Mahkemelerinin yanı sıra iflas mahkemelerinin de kurulması gerektiği görüşündeyiz.
5. İlamsız icra takip yolu dışındaki mevcut takip yollarının aynen muhafaza edilmesi gerekir. Ancak, İİK. M.68/b ve İİK. M.150/1 hükümlerinin gerek cebri icra sistemine, gerekse eşitlik ve adalet sistemine aykırılığı nedeniyle kaldırılması yerinde olacaktır.
6. Takibin temel aşamaları bakımından sisteme yönelik değişiklik gerekmese de;
Takipteki temel aşamalar yönünden;
Öncelikle Kamu alacaklarının tahsili ile ilgili takip usulü ile özel alacakların tahsili usulü arasındaki farklılıkların Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturması yönünden giderilmesi gerekir.
a)Takip harç ve giderleri yüksektir. Hak aramayı zorlaştırmaktadır.
b) Belge asıllarının yer yokluğu nedeniyle icra kasasında saklanamamasına çözüm getirilmelidir.
c) Tebligat işlemlerinin hızlandırılması ve güncelleştirilmesi gerekir.
ç) Haciz işleminin sağlıklı ve güvenli şekilde yapılması sağlanmalıdır. Ayrıca, devlet mallarının haczedilmezliği ilkesi Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıdır.
d) Harç ve vergi oranları çok yüksektir.
e) Aciz vesikasında belirtilen miktar için faiz istenememesi bu kurumun işlevini kaybetmesine neden olmaktadır.
f) İİK. 278 ve 279. maddelerinde ivazsız tasarrufların butlanı konusunda haciz, aciz ve iflastan evvelki denilerek konulan süreler uygulamada yetersiz kalmaktadır.
g) İİK. M.36nın uygulanması yönünden, Yargıtay'ın bozma kararı üzerine İİK. M.36 ve HUMK. M.443 uyarınca yatırılan teminat davalıya iade edilmelidir.
h) İİK. M.40'ın uygulanması ile ilgili olarak haksız ödenen paranın Yargıtay'ın bozma kararına uyularak esas bakımından usuli kazanılmış hakkın doğması üzerine iade edilmelidir.
7. İflas ve konkordato müesseseleri kaldırılmamalıdır. Buna karşılık iflasın ertelenmesi kurumu hukuk anlayışı ve etik ilkeler dikkate alındığında kaldırılmalıdır.
Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla.
Av. Muammer AYDIN
İstanbul Barosu Başkanı


