“İşgalden Zafere, Sevr’Den Lozan’A”
İstanbul Barosu’nun düzenlediği 21 Temmuz 2006 tarihinde Yeminli Mali Müşavirler Odası Konferans Salonunda yapılan “İŞGALDEN ZAFERE, SEVR’DEN LOZAN’A” Panelinde Baro Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu Açış Konuşmasına “Lozan Antlaşmasını tek cümleyle tanımlamak gerekirse, Türk Ulusunun bağımsızlık ve zafer belgesi olduğunu söyleyebiliriz” diyerek başladı. Kolcuoğlu, “İşbirlikçi Osmanlı Hükümeti temsilcileri tarafından tam bir teslimiyet anlayışı içinde 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşını veren Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından şiddetle reddedilmiş ve bu antlaşmanın altına imza koyanlar vatan haini olarak ilan edilmişlerdir. Gerçekten Sevr Anlaşmasının içeriği incelendiğinde Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasının yanında siyasal, yönetsel, yargısal ve ekonomik bağımsızlığımızın da tamamen ortadan kaldırıldığı görülmektedir.

İstanbul Barosu’nun düzenlediği 21 Temmuz 2006 tarihinde Yeminli Mali Müşavirler Odası Konferans Salonunda yapılan “İŞGALDEN ZAFERE, SEVR’DEN LOZAN’A” Panelinde Baro Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu Açış Konuşmasına “Lozan Antlaşmasını tek cümleyle tanımlamak gerekirse, Türk Ulusunun bağımsızlık ve zafer belgesi olduğunu söyleyebiliriz” diyerek başladı. Kolcuoğlu, “İşbirlikçi Osmanlı Hükümeti temsilcileri tarafından tam bir teslimiyet anlayışı içinde 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşını veren Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından şiddetle reddedilmiş ve bu antlaşmanın altına imza koyanlar vatan haini olarak ilan edilmişlerdir. Gerçekten Sevr Anlaşmasının içeriği incelendiğinde Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasının yanında siyasal, yönetsel, yargısal ve ekonomik bağımsızlığımızın da tamamen ortadan kaldırıldığı görülmektedir. Ülkenin işgaline ve Sevr dayatmalarına karşı direnen Türklerin temsilcilerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşını başlatarak işgalcilerin ülkeden kovulmasını sağlamış, böylelikle bağımsız bir ulus devleti kurulmasının yolunu açmış oldular” dedi.
Paneli yöneten İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, Baronun ulusal birlik ve beraberliğimize, Cumhuriyetin temel ilkelerine duyarlılığına ve bu konularda düzelenen toplantılara kısaca değindikten sonra ilk sözü Prof. Dr. Mümtaz Soysal’a verdi. Prof. Soysal özetle Lozan’da yapılan barış görüşmelerinde diplomasi ve uluslararası hukuk açısından olağan dışı bir durum yaşandığını; örneğin Kurtuluş Savaşından yenik çıkan Yunanistan’ın, Birinci Dünya Savaşında galip gelen devletlerin arkasına sığınarak savaş tazminatı ödemediğini, Doğu Trakya’nın Karaağaç kısmını Türklere vererek büyük bir tazminat yükünden kurtulmuş olduğunu, belirtti. Özellikle Lozan’ın hukuk sistemimiz üzerindeki önemini vurgulayan Prof. Mümtaz Soysal “Lozan’da bilindiği gibi üç büyük komisyon vardı. Biri Siyasal Komisyon ki, sınırlar vesaire gibi sorunların siyasal çözümlere bağlanmasıyla sorumludur. Diğeri ekonomik ve ticaret konularında Mali Komisyon ve bir de Hukuk Komisyonu vardı. Hukuk Komisyonundaki tartışmalar ilginçtir” dedikten sonra Türk ulusunun Kurtuluş Savaşını kazanmasının ardından Atatürk’ün düşüncesinin çağdaş bir Türkiye, laik bir Türkiye yaratmak olduğunu, bu nedenle Lozan görüşmeleri sırasında kendi isteğiyle karşı tarafın istekleri arasında bir bütünlük sezdiğini, hukuk kapitülasyonlarının kaldırılabilmesi için Hukuk Reformu yapılacağı taahhüdünde bulunmaktan yana olduğunu, söyledi. Karşı tarafın hukuk kapitülasyonlarını muhafaza edebilmek için sürekli “siz henüz laik bir toplum değilsiniz. Bütün hukuk sisteminiz şeriata dayanıyor” iddiasında bulunduğuna değindi. Prof. Soysal “Hukuk komisyonunda bulunan Dr. Rıza Nur bu konuda söz vermek zorunda kalmıştır. Çok kısa bir zamanda laik hukuka geçeceğiz, yeni Medeni Kanun, yeni Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu yapacağız diye sayarak taahhütte bulunmuştur. Lozan’ın kendi hukuk sistemimizdeki etkisi bakımından önemli bir nokta olduğu için bunu vurgulanmak istedim” diye devam etti.
İkinci konuşmacı, Büyükelçi, Milletvekili Onur Öymen, “biz Lozan’da diğer devletlerle eşit bir devlet olduğumuzu kanıtlamak istedik. Lozan’la birlikte veya ondan biraz önce yapılan Birinci Dünya Savaşından sonra yapılan anlaşmalara bakarsanız, bunların hiçbirinde o devletlerin eşitliğinin tescil edildiğini göremezsiniz. Tam tersine bütün anlaşmalarda Birinci Dünya Savaşında mağlup devletlerin, ikinci sınıf devletler haline getirildiklerini görürsünüz. Çok ağır şartlar dikte ettirilmiştir onlara, bu devletler maalesef eşitliklerini, egemenliklerini kaybeden bir duruma getirilmiştir; bunun tek istisnası Lozan’dır” sözleriyle, Lozan’da sağlanan bu sonucun hiç kolay olmadığına dikkat çekti. Günümüzden ve geçmişten örneklerle sürdürdüğü konuşmasının sonunda “Lozan’da can alıcı nokta şu: Biz ikinci sınıf bir devlet olmayı kabul etmedik, küçük bir devlet olmayı kabul etmedik; işin özü bu; bugün ise ne yazıkki teslimiyetçileri görüyoruz. Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunanlar ise boy hedefidir Türkiye’de. Türkiye’de ulusal çıkarları savundunuz mu sizden kötüsü yoktur. Siz gericisiniz, siz dinozorsunuz, siz çağdışısınız, siz paranoyaksınız gibi bütün bu sıfatları layık görüyorlar ulusal çıkarları savunanlara. Ama bilmiyorlar ki, ulusal çıkarları savunanlar işte bu Lozan’ı yapanların çocuklarıdır, Lozan’ı savunanların çocuklarıdır. Onlar ne derlerse desinler, biz bu yolda devam edeceğiz” dedi.
Ege Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Engin Berber, ‘Lozan’la doğu sorunu çözülmüş olmuş mudur?’ sorusuyla başladığı konuşmasını “doğu sorunu terimini tanımlarken sözünü etmiş olduğum iç içe geçmiş halkaların bugün varlığını aynen devam ettirdiğini söyleyeceğim. Çerçeve aynıdır, ancak içerik değişmiştir. Şöyle ki, günümüz dünyasında petrol ve doğalgazın enerji kaynağı olarak taşıdığı önem ülkemizin jeostratejik değerini bir kat daha artırmıştır. Türkiye dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip Ortadoğu ve Asya’nın kıyı başında doğal zenginlikleriyle emperyalist devletlerin iştahını kabartmaktadır. İşte bu sebeple sözünü ettiğim halkaların merkezine Boğazların da içinde olduğunu anımsatarak tüm Türkiye’yi koyuyorum. İkinci halkada gerçekte etle tırnak kadar kaynaştığımızı düşündüğüm Kürt asıllı yurttaşlarımızdan başka bir devlet peşinde koşan kandırılmış bir avuç insan bulunmaktadır. En dıştaki halkadaysa ABD ve AB’nın lokomotifi olan birkaç büyük Avrupa ülkesi bulunuyor. Değerli konuklar, dikkat ederseniz 100 yıl önce doğu sorununa konu olan coğrafyayla bugün Büyük Ortadoğu ya da Genişletilmiş Ortadoğu adı verilen projeye konu olan coğrafya aynıdır. Demokrasi ve insan haklarını getirmek, terörle mücadele etmek gibi ulvi ve haklı gerekçelerin emperyalizmin bu coğrafyaya sızıp yerleşmesinde birer paravan haline getirildiğini hep birlikte gördük, görüyoruz” sözleriyle devam etti. Lozan Barış Antlaşmasının kurduğu yeni Türkiye’nin sınırlarının onuru, dili ve kültürüyle değerli bir emanet olarak korunmasının ertelenemez bir gereklilik olduğunu belirtti. “Osmanlı borçlarının Türkiye’nin istediği gibi taksitlendirilmesi, Boğazlar üzerinde Türkiye’nin tam egemenliğini kuran Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve İskenderun Sancağının Türkiye’ye katılması gibi 1930’lu yıllarda gerçekleşen kazanımları da Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayıp taçlandıran gelişmeler dizisi olarak gördüğümü söylemek isterim. Bu nedenle, saltanat ve hilafetçi kalemlerce vaktiyle dile getirilen “Lozan Zafer mi, Hezimet mi?” tartışması Sultan Vahdettin’i aklamaya yönelik bir manevradır diyorum.. günümüzdeki teslimiyetçi yönetim anlayışına son verilmelidir.. Bunun için öncelikle borç batağından kurtulmuş güçlü bir ekonomiye sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Av. Hüseyin Özbek “Buraya gelirken geçtiğiniz İstiklal Caddesinin Osmanlı zamanındaki adı Pera idi. Belki bir kısmınız da Kurtuluş’tan geldiniz. Kurtuluş’un da eski adı Tatavla’ydı. İşte Lozan Pera’yı İstiklal Caddesi yapan, Tatavla’yı, o zamanki mütareke İstanbul’unda da Rum çetelerinin üslendiği bir merkez olan Tatavla’yı, Kurtuluş Savaşından, İstiklal Savaşından mülhem Kurtuluş yapan bir iradedir Lozan. Şimdi İstiklal Caddesi’ni yeniden Peralaştırmak, yeni bir mütareke ruhunu topluma empoze etmek, şırınga etmek söz konusu. Buna karşı elbette ki Türk Halkının, Türk Ulusunun geçmişten gelen birikimiyle bir iradesi, bir kararlılığı, bir tepkisi muhakkak ki olacaktır. Toplum böyle bir süreç içinden geçiyor” dedikten sonra Panelde son konuşmacıya sözü verdi.
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon “Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin haklarını, toprak bütünlüğünü, ulusal egemenliğini, bağımsızlığını koruyan, onaylayan bir sonuç belgesidir. Bu belge 1699 Karlofça Barış Antlaşması, yani İkinci Viyana Kuşatmasından sonra günümüze kadar Batılı devletler karşısında hep kaybetmiş olan Osmanlı Devletinin ardından Kurtuluş Savaşı sonrası kazanılmış onur belgesi, Türk’ün onurlu bir duruşunun tasdik edildiği bir belge... Son yıllarda başta AB ülkeleri olmak üzere ABD ile birlikte Lozan’ı zafiyete uğratmaya, yıpratmaya, hatta güçleri yetse bunu yok etmeye uğraşmakta, bu konuda sorumsuz ifadeleri beyan etmeye devam etmektedirler” sözlerine bir örnekle devam ederek, Almanya’nın önceki Başbakanlarından Helmut Schmidt’in “Türkiye’ye adaylık statüsü verilmesi hatadır, hatta Sevr Antlaşmasının imzalanmış olmasına karşın Türkiye’nin hâlâ bölünmemiş olması da hatadır” sözlerine dikkati çekti.
Konuşmasını görsel sunumla sürdüren Hurşit Tolon, “Bugün Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 83. yılında 90 yıl öncesinin, yani kuruluş ve kurtuluş savaşı dönemimizin yaşanılanlarını aynı coğrafyada aktörler değişmiş olarak izlemekteyiz, senaryo değişmiş olarak izlemekteyiz.. Eski adı yine sömürgecilik, yeni adı küreselleşme olan emperyalizmin oluşturduğu bir dünyada bizim bir güç merkezi olmamız istenilmemektedir.. 21. Yüzyılda emperyalizm Ortadoğu’da yeni bir yapılanma projesini yürürlüğe koyarken Türkiye’yi bölmek ve Türkiye’yi bir İslam devleti haline getirmek tasarımları vardır.. Avrupa’nın Sevr’le Türk Milletini parçalayıp Anadolu’yu peşkeş çekmek girişimi, Atatürk Türkiye’sini reddetmesi Lozan’ın onaylanmasıyla bu sorun resmen ortadan kalkmıştır.. Lozan’da bağımsızlık ve egemenliğini Batılı güçlere kabul ettiren Türk Ulusu bugün, yüzyılın başından beri sürdürmüş olduğu Batılılaşma (çağdaş uygarlığa ulaşma) idealine rağmen Avrupa Topluluğuyla bütünleşme sürecinde Avrupa Birliği kurumlarının Lozan’la çelişen dayatmalarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Avrupa Birliği üyeliği sürecinde Türkiye’nin önüne diğer ortaklarla kıyaslanamayacak şartlar konulmaktadır..” diyerek bu konuda verdiği örnekleri Sevr’deki hükümlerle karşılaştırdı ve benzer anlayışa dikkat çekti. Azınlıklar konusuna özetle değinen Tolon, Lozan’da yer almayan azınlıklar oluşturulmaya çalıştırıldığını vurguladı.
Oturumu yöneten Av. Hüseyin Özbek, geçen hafta Fransız Kültür Merkezinde gösterime girden bir belgesele değindi; “Fransızların desteğiyle Doğu Karadeniz’de çekilen bir filmin, bir belgeselin ilk gösterimi Fransız Kültür Merkezinde sunuldu halka. Bir ilginçlik vardı tabii, Fransa’nın desteğiyle çekilen bu Doğu Karadeniz ve sözde çay belgeselinde Laz’ca konuşuluyordu. Herhalde tabii ki özgürlük ve demokrasiyle ilgilidir, bir başka boyut aramamak gerekir” sözleriyle toplantıyı kapattı.


