İnternet Yasasında Bıçak Sırtı: Özgürlük Mü? Güvenlik Mi?
İstanbul Barosu, turk.internet.com ve İnternet ve Hukuk Platformu işbirliğiyle düzenlenen “Telefon Dinlemeleri ve 5651 sayılı kanunla İnternet üzerinden yapılan yayınların düzenlenmesi” konulu panel, 14 Aralık Cuma günü İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

İstanbul Barosu, turk.internet.com ve İnternet ve Hukuk Platformu işbirliğiyle düzenlenen “Telefon Dinlemeleri ve 5651 sayılı kanunla İnternet üzerinden yapılan yayınların düzenlenmesi” konulu panel, 14 Aralık Cuma günü İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonunda gerçekleştirildi.
Panelin açılış konuşmasını yapan Telekomünikasyon Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanı (TK –TİB) Fethi Şimşek, İnternet yasası, bu yasaya bağlı olarak çıkarılan yönetmelikler ve İnternet Yasasıyla bazı kanunlarda yapılan değişiklikler konusunda bilgi verdi.
İstanbul Barosu Bilişim Merkezinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muammer Aydın da açılışta yaptığı konuşmada, bütün dünyayı ırk, dil, din ve sınır tanımadan birleştiren İnternetin sanayiden ticarete, sanattan eğlenceye, eğitimden yayıncılığa, bankacılıktan bürokrasiye kadar her alanda yenilikler getirdiğini söyledi.
İnternet’in kötü amaçla da kullanımına tanık olunduğunu, bunu engellemek için uluslararası düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu kaydeden Aydın, bütün bunları yaparken Anayasada ifadesini bulan fikir ve ifade özgürlüğünün korunmasının ana hedef olması gerektiğini vurguladı.
İnternet Yasasının kamuoyunda yeterince tartışılmadan çıkarıldığını, bunun yanlış uygulamalara neden olabileceğine işaret eden Muammer Aydın, “En iyi yasa bile kötü uygulamalarla özgürlükleri kısıtlayıcı olabilir; en kötü yasa bile iyi niyetli ve çağdaş uygulamalarla özgürlükleri kısıtlamaktan çok, özgürlükleri koruyucu olabilir. Bu anlayışla yola çıkıldığında, uygulayıcıların geniş ve özgürlükçü yorumlarıyla yasanın verebileceği sıkıntılar en aza indirilebilecektir. Bu sebeple uygulayıcılara büyük görevler düşmektedir. Sorulması gereken soru şudur: Güvenlik mi, yoksa özgürlük mü? Her ikisinden birden vazgeçemeyeceğimize göre, her ikisi arasındaki ince çizgiye çok dikkat edilmesi gerekmektedir” dedi.
Av. Muammer Aydın, iletişim paneliyle bir ilki gerçekleştirdiklerini, bugün bu toplantıya katılma olanağı bulamayanların toplantıyı bilgisayarlarında Baromuzun İnternet Sitesinden canlı olarak izleme olanağı bulduklarını, pilot uygulama olarak yapılan bu yayının kısa bir süre sonra Baronun bütün toplantıları için gerçekleştirilmesini hedeflediklerini bildirdi.
Panelin sabah oturumunda konuşan Telekomünikasyon Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek, hakim ve savcı kararı olmadan dinleme isteklerinin yerine getirilmediğini, çok hayati asayiş konusu olmadıkça baz istasyonu bilgilerinin verilmediğini, İletişim Dairesi olarak da hiçbir dinleme yapmadıklarını anlattı.
Şimşek, “haberleşmenin gizliliğini koruyan bir kurum olarak çalışıyoruz. Soruşturma ve kovuşturma yapılan bölgelerde talebin kimden geldiği noktasında titizlik gösteriyoruz” dedi.
İstanbul Müracaat Savcısı Faruk Kurtoğlu da konuşmasında, devlet yetkilerinin sınırlanmasında esas ölçütün yasalar olduğuna dikkat çekti ve “Uygulayıcılar yasallık ilkesine dikkat etmelidir. Genel amaç özgürlüklerin korunması olmalıdır. Yasalar demokratik hukuk devletinin korunmasına yönelik uygulanmalıdır” dedi.
İstanbul Barosu Üyesi Av. Turgay Demirci de, 5271 sayılı yasaya telefon dinlenmesi konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesine göre yeni hükümler getirildiğini, ancak uygulayıcıların bunlara pek dikkat etmediğini söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde ifadesini bulan Adil Yargılanma Hakkına yeterince özen gösterilmediği için Türkiye’nin mahkûm edildiğine dikkat çeken Demirci, adil yargılanmanın, adil kolluk, adil savcı, adil hâkim tarafından gerçekleştirilebileceğini bildirdi.
Av. Demirci, katalog suçları, kuvvetli şüphe, dinleme koşulları ve gizlilik kavramı hakkında yeterli açıklık bulunmadığını, arama ve telefon dinleme önlemlerine başvururken yasallık özelliklerine dikkat edilmediğini savundu.
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Bayraktar ise, hukukumuzda telefon dinleme kayıtlarının 2005 yılına kadar delil kabul edilmediğini, günümüzde telefonların dinlendiğini, insanların büyük bir korku içinde bulunduğunu, telefon dinlemeyle hem haberleşme özgürlüğünün hem de özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini bildirdi.
Yasa uyarınca zorunluluk bulunduğu hallerde hâkim ya da savcı kararıyla soruşturma aşamasında telefon dinlendiğini belirten Bayraktar, ancak kovuşturma aşamasında telefon dinlenmesini anlayamadığını, bu aşamada dava açıldığına göre bütün delillerin toplanmış olması gerektiğini, dinlemeye devam etmenin bir çelişki olduğunu söyledi.
Kuvvetli şüpheye dayanan dinlemelerin sübjektif bir nitelik taşıdığını, oysa şüphe yerine delil denilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Bayraktar, “Dinleme kararı gerekçeli olmalı ve ilerde denetlenebilmelidir. Dinleme sürelerinin de bir sınırı olmalıdır. Örneğin örgütlü suçlarda dinleme süresi neredeyse sınırsızdır. Aslında örgütlü suçları da sınırlamak gerekir. Aksi halde her suçu örgütlü suç haline getirmek tehlikesi mevcuttur ” dedi.
Panelin öğleden sonraki oturumlarına konuşmacı olarak katılan bilim adamları ve uzmanlar, 5651 sayılı yasanın genel olarak değerlendirilmesini yaptılar, İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıların, uygulamanın uç noktasındaki adli mercilerin ve düzenleyici kurumların 5651 sayılı yasa ve yönetmeliklere yaklaşımı konusunda değerlendirmelerde bulundular.


