İnsan Hakları Haftası Basın Açıklaması
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 10 Aralık 1948 tarihinde BM Üçüncü Genel Kurulunca kabul ve ilan edildi. O tarihten bu yana geçen 59 yıldır her 10 Aralıkta tüm dünyada bildirgenin kabulünün yıldönümlerinde çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 10 Aralık 1948 tarihinde BM Üçüncü Genel Kurulunca kabul ve ilan edildi. O tarihten bu yana geçen 59 yıldır her 10 Aralıkta tüm dünyada bildirgenin kabulünün yıldönümlerinde çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
Devlet başkanları, siyasal liderler, çeşitli örgütler İnsan Hakları Haftasında açıklamalar yapmakta, insan haklarının öneminden bahsetmektedirler.
Bunca açıklamalara, etkinliklere karşın ne acıdır ki; birey olmaktan, salt insan olmaktan kaynaklanan evrensel haklar açıkça ihlal edilebilmekte, evrensel hukuk ilkeleri çiğnenebilmektedir.
İnsan Hakları haftasında yüksek insanlık ideallerinden, hukukun üstünlüğünden bahseden kimi devletler, doğal kaynaklarına göz diktikleri ülkeleri açıktan işgal edebilmekte, her türlü zenginliğine el koymakta, aynı zamanda insanlığın ortak kültür mirası olan varlıklarını da yağmalamakta, yok etmektedirler.
Bu açıdan ABD ve İngiltere başta olmak üzere müttefiklerince, koalisyon güçleri sözcüğüyle meşrulaştırılmak istenen askeri işgal altındaki günümüz Irak’ı ilginç bir örnektir. Her türlü zenginliğinin yağmalanması yanında 2 milyona yakın Iraklının katledildiği Sümer’in, diğer kadim uygarlıklar coğrafyasının emperyalist işgal sonrası hali günümüz için olduğu kadar, gelecek kuşaklar açısından da çarpıcı bir ibret vesikasıdır.
İşgal altındaki Irak’ta yaşanan facianın, soykırımın sorumluları 10 Aralık tarihinde tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak insan haklarından bahsedebilecekler, hedef ülkeler için insan hakları karnesi düzenleyebileceklerdir.
Ülkemizdeki insan hakları ihlallerine karşı demokratik platformdaki hukuk mücadelemizi sürdürürken, dünyanın neresinde olursa olsun insan haklarının ve insanlık değerlerinin ihlaline de aynı duyarlılıkla karşı çıkmak İstanbul Barosu’nun değişmez ilkesidir.
İnsan emeğinin sömürüsüne, doğal kaynakların yağmasına dayanan emperyalist anlayış ve düşünceyi devlet felsefesi yapanların insan haklarıyla doku uyuşmazlığı ortadadır. Bu nedenle insan haklarının, hukukun ve insanlık değerlerinin savunulmasında, geliştirilmesinde hukukçuların ve hukuk kurumlarının sorumluluk bilinciyle, sağlıklı bir mücadele anlayışı doğrultusunda hareket etmeleri gerekmektedir.
Emperyalist sistemin, ulusun bireylerini birbirlerine yabancılaştırıcı ve hasımlaştırıcı etnik kışkırtmalarını, insan haklarıyla maskelemesi ve insan hakları olarak sunmasındaki ikiyüzlü yaklaşım günümüzde daha da yoğunlaşmıştır.
İnsan haklarını esas alan, demokratik, laik hukuk düzeninin, ulus devlet anlayışıyla daha da gelişebileceğinin ve sürdürülebileceğinin bilinciyle, tüm yurttaşlarımızın ortak bir dayanışma duygusu içinde hareket etmeleri bir zorunluluktur.
İstanbul barosu, insan haklarının temel güvencesi olan çağdaş bir anayasanın ve bağımsız yargının yerine, çağdaş değerlere yabancı, cemaatleşmenin ve etnik ayrıştırmanın önünü açıcı sipariş anayasanın ortaya atılmasının yanında, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelik son girişimlere karşı demokrasi ve insan hakları mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini kamuoyuna saygıyla duyurur.
İstanbul Barosu Başkanlığı


