“İnfaz Biçimi İkinci Bir Cezaya Dönüşmemeli”
İstanbul Barosu Başkanlığı, Türk Tabipler Birliği, TMMOB, DİSK ve KESK ortak bir basın toplantısı düzenleyerek

İstanbul Barosu Başkanlığı, Türk Tabipler Birliği, TMMOB, DİSK ve KESK tarafından ortak bir basın toplantısı düzenlenerek, ülkemizdeki cezaevi sorunları ve özellikle F Tipi Cezaevlerinde yaşanan tecrit ve hak ihlallerini doğuran uygulamalar konusunda ilgililerin dikkati çekildi.
30 Aralık 2006 Cumartesi günü saat 11.30’da Taksim Hill Otelde yapılan basın toplantısına İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, Türk Tabibler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Kamu Emekçileri Sendikası Dönem Sözcüsü Dursun Yıldız ve Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği temsilcisi Toros Dinçöz katıldı.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, basın toplantısına katılan kuruluşlarca hazırlanan ortak basın açıklamasını okudu. Daha sonra kuruluş başkan ve temsilcileri basın mensuplarının konuya ilişkin sorularını yanıtladılar.
İlgililerin ve kamuoyunun bilgisine sunulan ortak basın açıklaması şöyle:
ORTAK BASIN AÇIKLAMASI
Ülkemizdeki cezaevleri sorunu ve özellikle de F Tipi Cezaevlerinde yaşanan tecrit ve hak ihlalleri doğuran uygulamalar, 2006 yılı boyunca da devam etti. Ancak sorunların çözümünde somut bir noktaya ulaşılamasa da, en az onun kadar önemli bir gelişme olarak, konuya özgü bir toplumsal duyarlılık yaratılabildi.
Hiç kuşku yok ki, F Tipi Cezaevlerinde yaşanan olaylara ilişkin sergilenen duyarlılık, başka her türlü duyarlılıktan ötede, önce insan haklarına özgü bir yaklaşımdır. İnsanın sadece insan olması nedeniyle hakkı olan yaşamsal işlevlerini, giderek kaybetmesine neden olacak bir infaz sistemini “doğal” saymak, başka pek çok neden ileri sürerek “görmezden gelmek” veya duyarlılık sergilenmeye değer bulmadan “geçiştirmek”, asla kabul edilemez. Artık evrensel ve toplumsal bir kabul noktasına ulaşmıştır ki, insan hakları ihlalleri karşısında gösterilecek tavırlar, gerçek hukuk devletine doğru atılan adımlardır.
Gerçek hukuk devletinde cezaevleri, özgürlüklerin kısıtlanmasının ötesinde bir başka cezanın daha infaz edildiği yerler değildir.
Gerçek hukuk devletinde, Mahkemece verilen hükmün öngördüğü cezanın biçim değiştirmesine izin verilmez.
Gerçek hukuk devletinde mahkûmiyetin çektirilmesi biçimi, ikinci bir cezaya dönüşemez.
Mahkûm ve tutukluların fiziksel ve ruhsal sağlıkları ile kimliklerinde yaşadıkları çok ciddi değişimler, soruna ilişkin bakış açılarının temelinde insan unsurunun bulunmasını gerekli kılan göstergelerdir.
2006 yılı içinde çeşitli Sivil Toplum Örgütleri o arada özellikle sendika, baro ve odalarla birlikte sivil inisiyatifler, bu soruna dair bakış açılarını ortaya koyup, saptadıkları eylemleri uygulamaya geçirdiler. Duyarlılığın pekişmesi için gerekli tüm olanaklar seferber edildi. Sivil Toplum Örgütleri zaman zaman münferit çıkışlarla, bazen de ortak eylemlerle, bu temel sorunu paylaşmayı başardı. Giderek oluşan toplumsal mutabakat, önce sorunu belirginleştirdi, ardından da çözümü önerip geliştirdi.
Görüş ve düşünceleri örtüşmeyen kimi kuruluşların bile, sorun karşısında ortak bir söylemi paylaşabiliyor olmaları, savunulan düşüncenin ne denli haklı, cezaevlerindeki uygulamanın ne denli ciddi olduğunu da kanıtlıyordu. Bu ortak söylem birliğine erişilebilmesi, insan hakları ihlalleri karşısında aslında bir ortak payda oluşturabilme olanağının bulunduğunu da gözler önüne serdi. Öylece yaşanan sorunun çözümü için sürekli bir baskı unsuru da yaratılabilmiş oldu. Artık, sorunu ve çözüm önerilerini geleceğe taşıyabilecek bir gücün varlığının yadsınmaz olduğu noktadayız.
Bu noktaya gelinmiş olmasının sorumluluğunu taşıyan, sorunla ilgili duyarlılıklarını sergileyen kuruluşlar olarak, çözüme dair öneriler geliştirip, sorunun köktenci çözümünün takipçisi olma kararlılığımızı sürdüreceğiz. Umuyoruz ki, sorunun çözümü ile görevli bulunanlar, bu kararlılığımızın farkındadırlar. Ancak bu özgün kararlılığın sürdürülmesi için, her güce ve her katkıya gereksinim duyuyoruz. Ölüm, tecride son vermiyor. Tecrit öldürmeye devam ediyor. Yaşamı tahkim etmek zorundayız.
Birlikte yaşayacağımız bayramın mücadeleci bir yeni yaşamın bayramı olmasını, yeni bir yılın da eşitlik, özgürlük ve barış getirmesini diliyoruz.


