Hukuka Felsefi Ve Sosyolojik Bakışlar Vı
İstanbul Barosu ve Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi tarafından düzenlenen geleneksel
İstanbul Barosu ve Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi tarafından düzenlenen geleneksel Sempozyumların altıncısı 26 Kasım2012 Pazartesi günü saat 10.30’da İstanbul Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’de yapılan açılışla başladı.
Sempozyum üç ayrı salonda oturumlar halinde 4 gün devam etti. Sempozyumun ilk gününde üç salonda toplam altı oturum gerçekleşti. İkinci ve üçüncü günü 9’ar, 4. gün ise 8 oturum yapıldı. Sempozyumda, bilim adamları ve uzmanlar toplam 116 bildiri sundu.
En önemli sorun adalet
Sempozyum’un açılışında konuşan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve toplantı yönetmeni Prof. Dr. Yasemin Işıktaç, 12 yıldır düzenli olarak yapılan ve geleneksel hale gelen Sempozyumun altıncısının da yoğun bir içerik taşıdığını söyledi. Sempozyumun hukuk felsefesi ve sosyolojisine ciddi katkıları bulunduğunu belirten Işıktaç, günümüzün en önemli sorununun adalet olduğunu, güvenlik içinde yaşamak için buna gereksinim duyulduğunu, adalet olmadığı takdirde eşitliği görmenin mümkün olmadığını söyledi.
Hukuk nedir?
Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve HFSA Kurucusu Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, HFSA Arkivi’nin kuruluşundan bugüne gelişmeleri anlattı. Hukukun çok geniş bir alana yayıldığını ve hukuku tek tanıma sığdırmanın mümkün olmadığını belirten Ökçesiz, Sempozyuma bildiri sunan değerli kişilerin özgürce bildiri konusunu kendilerinin belirlediklerini ve sunulan bildirilerin bir kitap haline getirildiğini, bu konuda İstanbul Barosunun kendilerine büyük destek verdiğini anlattı.
Ceza Muhakemesi kararları gerekçesiz yazılıyor
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Âdem Sözüer de hukukta değişimin Tanzimat’la başladığını, o dönemde ve Cumhuriyet döneminde Anayasalar yapıldığını, ancak anayasada yazılı hakların çoğunun yaşama geçirilemediğini, yaşanan olağanüstü haller nedeniyle bu hakların hep askıya alındığını söyledi.
Düşünme ve muhakeme etmede her zaman sıkıntıların bulunduğunu, ifade özgürlüğünün hep sınırlandırıldığını belirten Sözüer, bugün gelinen noktada ceza muhakemesi kararlarında gerekçe bulunmadığını, Yargıtay’ın da gerekçesiz onamalar yaptığını, gerekçeyi göremeyince de hiçbir şeyin kontrol edilemediğini bildirdi. Sözüer, sorumluluk üstlenmekten çekinmemek ve hukukunu beklentilerini yerine getirmek gerektiğini hatırlattı.
Bağır babam bağır…
Açılışta konuşan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu ise hukukun siyasallaşması konusunda bugüne kadar yapılan uyarıların hiç dikkate alınmadığını, tam tersine HSYK’nın yapısının değiştirilerek siyasi otoritenin etkisine sokulduğunu, mahkemenin özel yetkilisini devreye sokup, savunmasız yargılama yapıldığını söyledi. Durakoğlu şöyle konuştu: “İskender’in kılıcıyla Demokles’in kılıcı karıştı. Kördüğüm adaletle çözülemez oldu.
Demokratik siyasetin özünü oluşturan ve siyasal iktidarın da meşruiyet kaynağı olan halk iradesi, anayasal meşruiyetle tamamlanmadıkça – hukukla sınırlanmadıkça – çakışması gereken kavramlar çatışınca, toplumsal mutabakat yerini kutuplaşmaya terk etti. Olup bitenleri sadece siyasetin doğasındaki farklılaşmayla izah etmek mümkün olsa, hukuk bu alana sokulmasa, bir ölçünün ötesinde kabul edilebilir noktada olabilirdik. Ama her şey onunla sınırlı kalmadı.”


