Hukuka Felsefi Ve Sosyolojik Bakışlar - V
İstanbul Barosu Başkanlığı ve Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi’nce ortaklaşa düzenlenen “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar” konulu Sempozyumların beşincisi başladı. Sempozyum oturumları üç ayrı salonda gerçekleşecek ve 5 gün sürecek.

İstanbul Barosu Başkanlığı ve Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi’nce ortaklaşa düzenlenen “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar” konulu Sempozyumların beşincisi başladı. Sempozyum oturumları üç ayrı salonda gerçekleşecek ve 5 gün sürecek.
Açılışı, 13 Eylül 2010 Pazartesi günü saat 10.30’da İstanbul Üniversitesi Merkez Bina Doktora Salonunda yapılan Sempozyumun açılışında konuşan Sempozyum Yönetmeni Prof. Dr. Yasemin Işıktaç, Sempozyumun hazırlanmasında büyük emeği geçen İstanbul Barosu yönetimi ile Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi kurucusu ve Sempozyumların koordinatörü Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz’e teşekkür etti.
Ökçesiz’in mazereti nedeniyle Sempozyuma katılamayacağını belirten Işıktaç, Sempozyumların çok farklı bir yöntemle hazırlandığını söyledi.
Sempozyuma sunulacak tebliğlerin sipariş üzerine istenmediğini, tebliğ sahiplerinin kendi özgür iradeleriyle istedikleri konuda tebliğ hazırladıklarını belirten Işıktaç, Sempozyumun demokratik açılımlı bir toplantı olduğunu, çok çeşitli alanlarda katılımın gerçekleştiğini bildirdi.
Adil bir dünya kurulabileceğine ilişkin inancını yitirmediğini, dünyanın yaşanacak bir yer haline getirmek için çaba harcamak gerektiğini belirten Işıktaç şunları söyledi:
“Meselelere iyi insan, ahlaklı insan çerçevesinde bakmamız gerekir. Ayaklarımızın bastığı yer adalettir. Onun üzerinde ayakta duruyoruz. Adaleti siyasetin bir oyuncağı olarak göremeyiz. İnsan onur ve haysiyetine yaraşır bir dünyanın adil bir dünya olduğuna inanıyorum.”
Açılışta konuşan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Halil Akkanat, felsefe ile hukukun özdeş bir amaç taşıdığını, her ikisinin de insanın çevreyle ilişkilerini düzenlemeyi amaçladığını, felsefenin yaptırım gücünün olmamasına karşın hukukun bu gücü taşıdığını söyledi.
Akkanat, felsefi anlamda olması gerekene aykırı düşen hukuk kurallarının amacına ulaşamayacağını, hatta bu kuralların uzun süre yaşayamayacağını bildirdi.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın da açılışta yaptığı konuşmada, geleneksel olarak iki yılda bir yapılan Sempozyumlarda sunulan bildirilerin kitaplaştırılarak baro yayınları arasında yayınlandığını ve bugün 22. Kitaba ulaşıldığını söyledi. Aydın, Arkiv’in kurucusu ve Sempozyumların düzenleyicisi Prof. Dr. Ökçesiz ile Sempozyumun hazırlanmasında görev alan baro personeline emek ve hizmetleri için teşekkür etti.
Hukuk felsefesi ve sosyolojisine yürekten inandıklarını, bu amaçla baro bünyesinde Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu kurulmasını sağladıklarını belirten Muammer Aydın, konuşmasında felsefenin anlamı üzerinde durdu ve insan topluluklarının, toplumsallaşma aşamasına geçtiklerinden bu yana, her dönemde bir ahlâka sahip olduklarını, buna karşılık devlet ve hukukun, ahlâka göre daha geç ortaya çıkmış fenomenler olduğunu söyledi.
Konuşmasında ahlak ve ahlak felsefesi üzerinde de duran ve Kant’tan örnekler getiren Aydın, yargılama kurumunun ortaya çıkaracağı hükmün adaletli ve de hukuki olabilmesinde sav-savunma-karar erkinin eksiksiz ve de "engelsiz" biçimde görevinin gereğini yerine getirmesinde zorunluluk bulunduğunu, savunması olmayan bir "işlem" sonucunda oluşan "karar"ın adalet duygusundan uzak olacağı gibi, bu yapılan işlemin yargılama olduğundan da söz edilemeyeceğini, çünkü savunma olmadan yargılama, yargılama olmadan da adaletin sağlanamayacağını ve hukuk devleti olunamayacağını bildirdi.
Savunmaya şekli bir önem gösterilmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Muammer Aydın, savunmanın kutsal ve onurlu bir görev yaptığını, bunun tüm kurum ve kuruluşlarca hatta toplumun bütünü tarafından benimsenip, korunup kollanarak içselleştirilmesi gerektiğini, aksine bir düşüncenin bizleri Hukuk Devletine giden yoldan saptıracağını kaydetti.
Yargılama nasıl, sav, savunma ve karar üçlüsünden oluşuyorsa, demokrasiyle idare edilen devletlerdeki yönetim organlarının da Yasama, Yürütme ve Yargı'dan oluştuğunu hatırlatan Muammer Aydın, Parlamenter demokrasilerde yasama ile yürütme genellikle çoğunluk içinden seçildiği için aynı yönde hareket ettiklerini, ülkemizde de örneklerine rastlandığı üzere Yürütme organının Yasama organını dilediği gibi çekip çevirebildiğini ve istediği her kararı çoğunluk oylarıyla aldırabildiğini anlattı.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu durumda Yürütme ve Yasama organının işlemlerinin denetimi gibi bir "sorun" karşımıza çıkar. Bu görevin yerine getirilmesi de hiç kuşku yok ki Yargı'ya düşer, Yargı'nın demokrasideki en büyük işlevi, çoğunluğa karşı azınlıkta kalanların haklarının korunmasında biçimlenir. Çoğunluk oylarıyla azınlıkta kalan kesimlerin haklarının göz ardı edilmesi, budanması, demokrasiyle de yöneltilse o ülke için an meselesidir. Çünkü hiçbir grup ya da kişi, mutlak gücü paylaşmak istemez. Aksine ona hâkim olmak ister. Mutlak güce, otoriteye karşı durabilecek tek engel yargı organıdır. Yargı'nın da mutlak gücün denetimi altına alındığı, ya da mutlak gücün boyunduruğu altına girdiği, siyasallaştırıldığı bir durumda o ülkedeki yönetim biçimine "demokrasi" demek güçleşecektir. Çünkü demokrasi çoğunluğun istediğini yapabilmesi, dilediği kararı alabilmesi demek değildir. Demokrasi azınlığın çoğunluğa karşı haklarının gözetildiği, korunduğu Anayasa Hukuku deyimiyle çoğunlukçu değil çoğulcu sistemi gözeten bir yönetim rejiminin adıdır.
Bütün bunların sağlanabilmesi için Kuvvetler ayrılığı ve Hukukun üstünlüğü ilkelerinin hayata geçirilmesi ve Yargı'nın mutlak anlamda bağımsız olması, yani demokrasinin en temel koşulunun yargı bağımsızlığı olduğunun unutulmaması gerekir.
Adalet duygusu olmadan bir ülkede özgürce yaşam sürmeye olanak yoktur. Bir düşünürün söylediği gibi topsuz tüfeksiz ve de ekmeksiz yaşanabilir ama adaletsiz asla yaşanamaz. Adalet düşüncesi salt bir kesimin korunması ya da gözetmesi gereken bir durum da değildir. Adalet, toplumda sürgit olması gereken her bireye hava, su gibi her dakika gerekli olan bir durumdur. Onun için birisi için adalet dileyen bir kişi, aslında genelde toplum için, özelde de kendisi için adalet dileyen bir kimseden farksızdır”.
Sonuç olarak bu kavram ve kurumların hayata geçirilmesi ve işlerlik kazandırılması ile Hukuk Devleti olunacağını, ülkemizin hukuk devleti olabilmesi için de Hukuk Felsefesinin yol gösterici olacağını düşündüklerini belirten Aydın, “Yaşanılan ve yaratılan aksaklıkları ancak bu anlayışlarla aşabileceğimizi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisinin kavramlarıyla tartışmaya açabileceğimizi, geçmişten günümüze bu kavramların oluşturduğu etmenlerin köprü görevi görerek bunları bilmeyenlere ve anlamak istemeyenlere, dayatmacılara ve genel olarak da topluma bir "çıkış yolu" göstereceğine olan inancımız tamdır” dedi.
Açılış konuşmalarından sonra Sempozyum oturumlarına geçildi. 5 gün devam edecek ve 26 oturum halinde gerçekleşecek Sempozyumda, 105 bilim adamı ve uzman çeşitli konularda bildiriler sunacaklar.


