Hukuka Felsefi Ve Sosyolojik Bakışlar Sempozyumu Sona Erdi
Yeni Adli Yılın başlaması dolayısıyla İstanbul Barosunun düzenlediği etkinlikler kapsamında yer alan Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar Sempozyumu sona erdi.

Yeni Adli Yılın başlaması dolayısıyla İstanbul Barosunun düzenlediği etkinlikler kapsamında yer alan Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar Sempozyumu sona erdi.
Bu yıl üçüncüsü yapılan Sempozyum iki yılda bir düzenleniyor.
7-9 Eylül 2006 tarihleri arasında Bahçelievler’deki Adalet Bakanlığı Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer Eğitim Merkezi’nde üç gün üç ayrı salonda sürecek Sempozyuma, 50’ye yakın bilim adamı ve hukukçu çeşitli konularda bildiriler sundular.
İstanbul Barosu ile Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi (HFSA) yönetimince ortaklaşa düzenlenen Sempozyumun açılışında konuşan HFSA Sempozyum Yönetmeni Prof. Dr. Yasemin Işıktaç, İstanbul Barosunun katkılarıyla düzenlenen Sempozyumda hukukun teorik yanıyla pratik yanının bir araya getireceğini söyledi.
Hukukun sadece yasalardan oluştuğunu sanmanın hukuku sığ algılamak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Işıktaç, “Hukuk bundan farklı bir şeydir. Bu farklılığın ne olduğunu değer açısından hukuk felsefesi, toplumsal yaşamın barış içinde devamı açısından da hukuk sosyolojisinin ortaya koyacağı açıktır. Teori ve pratik yan yana olmalıdır” dedi.
HFSA kurucusu Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz de, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Sempozyumla HFSA dergilerinin sayısının 15’i bulduğunu bildirdi. Prof. Dr. Ökçesiz, “15’e ulaşan kitap yelpazesi keyif ve hevesle okuyucuyu yüksek bir entelektüel bilgiyle tartışmayı sevdirmektedir” dedi.
Genç meslektaşların araştırma konuları, olanakları ve başarılarının kendilerinden beklentileri haklı gösterdiğini anlatan Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, devlet gücünü elinde tutanların da ülkenin hukuk kültürü ve devletin adaleti için ellerinden geleni yapmalarını ısrarla dilediklerini belirtti.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu da Sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, hukukun toplumsal ilişkileri ve adaleti sağlayan bir düzenlemeler bütünü olduğunu, hukuk felsefesinin ise hukukun kaynağını oluşturduğunu bildirdi.
Kolcuoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
Dogmatik hukuk anlayışı yasal hukuk anlayışıdır. Toplum ilişkilerinin hâkim iradenin oluşturduğu yasal kurallara dayandırılmasıdır. Bu bakımdan hukuka bağlı devlet ile yasaya bağlı devlet kavramları farklıdır. Hukuk felsefesi, hukukun oluşturulması ve adalete ulaşılması bakımından da büyük önem taşır.
Adaleti gerçekleştirmeyi amaçlamayan, bir gurubun ve hâkim gücün çıkarlarını korumayı hedefleyen yasal düzenlemelere hukuki düzenleme denemez. Bu nedenlerle yasaların Anayasa’ya ve hukuka uygunluğunun Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi uygulamaya konulmuştur. Anayasa Mahkemesi bir kararında yaptığı hukuk devleti tanımında: “Hukuk devleti demek insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyan, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında Hukuka ve Anayasaya uyan bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı bir devlet” olarak belirtilmiştir. Ayrıca yine Anayasamızca tespit edilen Cumhurbaşkanı ve Milletvekillerinin ant içme metinlerinde hukukun üstünlüğüne bağlılık ifadesine yer verilmiştir.
Hukukun oluşumunda etik ilkeler önemsenmelidir. Adalet, haklılık, doğruluk gibi etik kurallar hukuk felsefesinin konusunu oluşturur. Bu nedenle hukuk felsefesi hukuk eğitiminin temel unsuru olmalıdır.
İzninizle bir konuya daha değinmek istiyorum. Hukuku üstün kılmak egemen kılmak, ancak laik demokratik bir düzende olanaklıdır. Son zamanlarda toplumumuzda din kurallarını yaşama taşımak isteyen hatta bu taleplerini fiili baskı ile yerine getirmeye çabalayanların olduğunu üzülerek görmekteyiz. Bu tür davranışlar, laik, demokratik hukuka bağlı devlet için en büyük tehlikedir. Din kurallarıyla yönetilen bir devlet düzeni, barış içinde kardeşçe yaşamayı olanaksız kılar.
Toplumdaki üretim ilişkileri de, bir üst yapı kurumu olan adalet amaçlı hukuku, önemli bir şekilde etkiler.
Ulus Devlet anlayışı ile oluşturulan ekonomik düzen ve üretim yerine Yeni Dünya Düzeni adı altında uluslararası büyük sermayeyi, serbest rekabet adı altında serbestçe hareket etmesine neden oldu. Böylece adil gelir dağılımı sağlanamadı, işsizlik arttı, özelleştirme adı altında devletin elindeki ekonomik güç de tekelci sermayenin eline geçti. İnsanlar gittikçe yoksullaştı.
Yeni Dünya Düzeni adı altında, ekonomik bakımdan güçlü hale gelen devletler, bu düzenlerini devam ettirmek için hukukun kurallarını değil kendi çıkarlarını ön planda tutan bir anlayışla gücün kurallarını uyguladıklarını görüyoruz. Bu uygulama, büyük uğraşlarla oluşturulan insan haklarına dayalı hukuku uygulanmaz hale getirdi. Hukuk kuralları yerini, acımasızlık üzerine şekillenen gücün kurallarına bıraktı. Bu kuralları uygulayanlar binlerce sivil insanın ve çocuğun ölümüne neden oldu. Örnek olarak Irak işgali, Lübnan’a yapılan saldırı ve bazı Afrika ülkelerinde yaşananları gösterebiliriz. Dünyada barışın gerçekleştirilmesini, barış hakkının korunmasını ve haksız saldırılara karşı konulmasını amaçlayan BM de bilinen nedenlerle olanlara seyirci kaldı.
Dünya halklarını sömürerek güçlü hale gelen emperyalist devletler kendi ekonomik ve içlerindeki grupların çıkarlarını hukuka ve insan haklarına tercih etmişlerdir. Hukukun işlemediği hukuk gücünün oluşturulamadığı dünyamızda, toplumlar ve ülkeler barış içinde yaşama hak ve olanağına erişememişlerdir. Böyle bir dünyada hukuk etiğinin, hukuk felsefesinin ne kadar büyük önem taşıdığı bilinci içinde, bu Sempozyumun hukuka önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyor, katkıda bulunan, hizmet sunan ve katılan herkese teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum”.
İstanbul Barosu Başkanının konuşmasından sonra Sempozyum oturumlar halinde devam etti.
Sempozyum yönetimine, Adalet Bakanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Sayıştay Başkanı, bazı dekanlar ve belediye başkanları birer kutlama mesajı gönderdi.


