Hukuk, Siyaset Ve İnsan
İstanbul Barosu Hukuka Aykırılıkları İzleme, Yargı Sorunları ve Yargı Reformu Komisyonunca düzenlenen “Hukuk, Siyaset ve İnsan” konulu panel 20 Mart 2009 Cuma günü saat 14.00 – 18.00 arasında Beyoğlu’ndaki Yeminli Mali Müşavirler Odası Konferans Salonunda yapıldı.

İstanbul Barosu Hukuka Aykırılıkları İzleme, Yargı Sorunları ve Yargı Reformu Komisyonunca düzenlenen “Hukuk, Siyaset ve İnsan” konulu panel 20 Mart 2009 Cuma günü saat 14.00 – 18.00 arasında Beyoğlu’ndaki Yeminli Mali Müşavirler Odası Konferans Salonunda yapıldı.
Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, sürdürülebilir devlet anlayışının kurumlaşmasının hukuk ve siyasetin uyumu bakımından önem taşıdığını, günümüz demokrasilerinde siyasetin milli iradeden güç alarak pozitif hukukun denetiminde devlet yönetimini sürdürdüğünü bildirdi.
Demokrasilerde azınlık haklarının gözetilmesinin öncelikli koşul olduğunu vurgulayan Aydın, “Hakların varlığı tek başlarına bir anlam ifade etmez. Önemli olan bu hakların kâğıt üzerinde kalmaması, bireyler tarafından özgürce ve yine hukukun belirlediği sınırlar çerçevesinde kullanılabilmesidir. Bu da ancak çağdaş hukuk anlayışı ile olasıdır” dedi.
İnsan haklarının ve demokrasinin gelişiminde Fransız İhtilalinin etkilerini anlatan ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde konuya ilişkin gelişmeleri özetleyen Aydın şunları söyledi: “Anadolu’nun, aydınlanma düşüncesiyle tanışması için Atatürk’ü beklemesi gerekti. Aydınlanma devrimi gerçekleştirerek topluma laikliği armağan eden Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet, ümmetten ulus, kuldan birey yaratmayı başardı. Kadına siyasi hakları verildi. Çoğu batı ülkesinde bile olmayan seçme ve seçilme hakkı en önce Türkiye’de kadınlara tanındı. Şeriat kuralları altında hazırlanmış olan eski yasa kaldırılıp yerine Türk Medeni Yasası kabul edildi. Türk Medeni Yasası’nın kabulü ile hukuk sistemimiz tümüyle laikleşti. Bu kuşku yok ki bizim için bir devrimdi”.
Türkiye için çağdaş siyaset, çağdaş hukuk ve çağdaş insan demenin Atatürk ve Cumhuriyet’le özdeşleşmek demek olduğunun altını çizen Aydın, Atatürk ilkeleri, bağımsız yargı, çağdaş hukuk anlayışı, insan hakları ve çoğulcu demokrasi anlayışının tavizsiz biçimde sürdürülmesi ve geliştirilmesi yolunda hukukçular olarak gerekeni yapacaklarından kimsenin kuşkusunun bulunmaması gerektiğini vurguladı.
Paneli, İstanbul Barosu Hukuka Aykırılıkları İzleme, Yargı Sorunları ve Yargı Reformu Komisyonu Başkanı Av. Nezire Selçuk yönetti. Selçuk, son yıllarda Türkiye’ye yeni bir toplum düzeni dayatılmaya çalışıldığını, devletimizin temel niteliklerinin ciddi şekilde yıpratıldığını ve bazı değerlerimizin erozyona uğratıldığını, hukuk devletinin önüne çıkarılan engellerden rahatsızlık duyduklarını bildirdi.
Panelde ilk sözü Gazeteci – Yazar ve Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi aldı. Hukuk, siyaset ve insanı birbirinden kopmayan unsurlar olarak niteleyen Ekşi, Türk toplumunun hukukla 1908’de yüzleşmeye başladığını, o günden bugüne çeşitli anayasalarla yönetildiğini, ancak siyasilerin hukuku hiç bir zaman hazmedemediklerini söyledi.
Enver paşa’nın “Yok kanun, yap kanun” sözünün hukuku hafife almanın tipik bir örneği olduğunu belirten Ekşi, günümüzde hukuka saldırının, temel koruyucusu devletten geldiğini, siyasi partilerin ise hukukun ne olduğuna bir türlü karar veremediklerini bildirdi.
1961 Anayasası ile siyasal partilerin dış etkenlere karşı güvenceye kavuşturulduğunu, içe dönük olarak bakıldığında siyasi parti yönetimlerinde hukuktan eser bulunmadığını kaydeden Oktay Ekşi, hukukun temel ilkelerine saygı duymak zorunda olan siyasi partilerde liderlerin despotik yönetiminin egemen olduğunu, bu nedenle de Türkiye’nin hala bir hukuk devleti olamadığını savundu. Ekşi, “Türkiye hukuk devleti olsaydı, son günlerin güncel olayı olduğu için örnek vermek istiyorum, Doğan Medya Grubunun başına gelenler yaşanmazdı” dedi.
Bahçeşehir Üniversitesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, hukukun yaşayan bir şey olduğunu, kavramları tam olarak yerine oturtmak gerektiğini, ancak Türkiye’nin hukuk sisteminde yerleştirmeye çalıştığı tüm kavramların yozlaştırıldığını, tutuklama kararlarının bunun tipik örneği olduğunu belirtti.
Tutukluluk haline 19 ay 19 kez itiraz edilen bir tutuklunun tutukluluk gerekçesinin “katalog suç olması ve kanıtların karartılması şüphesi”nden ibaret tek cümle olduğunun altını çizen Batum, 19 ay sonra tahliye kararı verildiğinde, tahliye nedenlerinin uzun uzun anlatıldığını, bunun da neredeyse ‘tutukluluğun normal, tahliyenin ise anormal’ kabul edildiği gibi yanlış bir algılama yarattığını anlattı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Refah Partisi Davası, Leyla Şahin kararı, Avrupa Konseyinin danışma organı olan Venedik Komisyonu hakkında bilgi veren ve eleştirilerde bulunan Süheyl Batum, Anayasaya aykırı hükümler taşıyan ve demokrasi ile bağdaşmayan yasalar hakkında uyarılarda bulundu.
Günümüzde hukukun nereye götürülmek istendiğinin açıkça görüldüğünü, yeni Anayasa değişiklik önerilerinde hukuk devleti açısından beklentilerin yer almadığını belirten Batum, “Hukuk devleti bu noktaya geldiğinde yapılacak şeyler vardır. Ülkemizi çağdaş bir demokrasiye ve hukuk devletine kavuşturmak için Anayasamızda yapılması gereken değişiklikler vardır, ama bu iktidarla değil” dedi.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Usul ve Ceza Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, konuşmasının başında cezaevlerinin durumu, tutuklu ve hükümlülerin sağlık hakları konusu üzerinde durdu ve tutukluyken yaşamını yitiren Kuddusi Okkır Raporu üzerine Türk Tabipler Birliğiyle birlikte yaptıkları çalışmaları anlattı.
Türkiye’de herkesin samimiyet testinden geçmesi gerektiğini vurgulayan Mahmutoğlu, “İkiyüzlü tavır takınırsak hukuk adına sınıfta kalırız” dedi. Mahmutoğlu çeşitli örnekler verdiği konuşmasında şu vurgulamaları yaptı: “Hukukçular olarak kavramları doğru kullanmak zorundayız. Devletle birey ilişkilerinin kökenine inmeliyiz. Tüzel kişilerin devlete bakış açılarını mutlaka değiştirmeleri gerekiyor. İlkesel bazda tutum alamıyoruz. Hukuka aykırılığa pirim veriyoruz, hukuk analizlerinde çok büyük zafiyet içersindeyiz”.
Hukuktaki yanlış uygulamalara değinen ve bu konuda çeşitli örnekler veren Mahmutoğlu, artık duruşmaların mahkeme salonlarında değil dışarıda yapıldığını, herkesin kendisine göre bir duruşma formatı bulunduğunu belirterek “bir toplumun gelişmesi için siyasal tartışmalara sonuna kadar varım, ama hukuku asla siyasallaştırmamak lazım” diyerek sözlerini tamamladı.
Önceki Adalet Bakanlarından Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, sözlerine başlarken açıklama istenmesi üzerine konuşmasının ilk bölümünde Adalet Bakanı iken gerçekleşen cezaevi operasyonları hakkında bilgi verdi.
Türk konuya ilişkin şunları anlattı: “F Tipi Cezaevleri projesi bizden önceki dönemlere aittir. Biz yönetimdeyken hükümlüler F tipi cezaevine gitmemek için açlık grevine başladılar. O sıralarda cezaevleri cezaevi ağalarının ve terör örgütlerinin denetimindeydi. Koğuş sistemli cezaevlerinin bazıları terör örgütünün eğitim merkezlerine dönmüştü ve devlet müdahale edemiyordu. Açlık grevleri 60 günü doldurunca Türk Tabipler Birliğinin telkini üzerine ölüm tehlikesi başlayabileceği için jandarma denetiminde cezaevleri kontrolü başladı. Bazı yerlerde jandarmaya ateş açıldı ve çatışma çıktı. Bu arada ölenler oldu. Bunlardan büyük üzüntü duyduk. F tipi cezaevi uygulamasını erteleyecektik, ancak yurt dışından yönlendirmeler oldu ve çatışma çıkarıldı. Cezaevlerinde önemli tahribat oldu. Zorunlu olarak hükümlülerin bir bölümünü F Tipi cezaevlerine yerleştirdik. O gün bugündür devlet cezaevlerinde denetimi ele geçirmiştir”.
Türkiye’deki bazı cezaevlerinin Avrupa standartlarının üzerinde bulunduğunu, cezaevlerini gezen Avrupa Parlamentosu üyelerinin buraları çok beğendiklerini belirten Hikmet Sami Türk, her şeyin temelinde insan haklarının bulunduğunu, siyasetin amacının da insan haklarını geliştirmek olduğunu bildirdi.
Yargılama ve soruşturma devam ederken yasa dışı dinlemelerin ve bunların yayınlanmasının insan hakları ihlali olduğunu vurgulayan Türk, “Herkesin hakkına saygı gösterdiğimiz zaman demokrasimizi geliştirmiş oluruz. 1908’den beri yapılan budur” dedi.
1982 Anayasasında 15 kez değişiklik yapıldığını, bazı temel hak ve özgürlüklerdeki sınırlamaların kaldırılarak dengesizliklerin giderildiğini anlatan Türk, Ama buna rağmen anayasamızın mükemmel bir anayasa olmadığını, yeni değişiklikler yapılması gerektiğini, “Kamu Denetçiliği Kurumu”nun anayasaya konulmasında yarar bulunduğunu, yaşayan toplumun gereksinimlerini karşılamak amacıyla da bazı önlemler alınabileceğini sözlerine ekledi.


