“Hukuk Devleti Ve Yargı Reformu” Mücadelesi Başladı
İstanbul Barosunun öncülüğünde başlatılan “Hukuk Devleti ve Yargı Reformu” mücadelesi, 13 Mart Cumartesi günü kamuoyuna yapılan bir çağrı, Tünel’den Taksime yürüyüş, Taksim Cumhuriyet anıtına çelenk konularak saygı duruşunda bulunulması ve bir panelle başladı.

İstanbul Barosunun öncülüğünde başlatılan “Hukuk Devleti ve Yargı Reformu” mücadelesi, 13 Mart Cumartesi günü kamuoyuna yapılan bir çağrı, Tünel’den Taksime yürüyüş, Taksim Cumhuriyet anıtına çelenk konularak saygı duruşunda bulunulması ve bir panelle başladı.
40 Baro Başkanının eyleme katılarak desteklediği çağrıda:”anayasaya, halka,insana, insan haklarına, demokrasiye, yargıya, yargıca, hukuka, hukuk devletine, hukukun üstünlüğü ilkesine soluk aldırabilmek için yargı bağımsızlığı ve yargı reformu olmazsa olmaz koşuldur” denildi.
Panelde konuşan Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, yargının siyasallaştırılmak istendiğini ve idarenin yargıyı ablukaya almaya çalıştığını söyledi.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, 13 Mart 2004 Cumartesi günü saat 10.30’da Tünelde Baro Merkezi önünde düzenlediği basın toplantısında, İstanbul Barosu ve 40 Baro Başkanının imzaladığı “Hukuk Devleti ve Yargı Reformu” konulu Kamuoyuna çağrıyı açıkladı. Daha sonra Baro Başkanları, Baro Yönetimi, avukatlar ve öteki katılımcılar taksime yürüdüler.
Taksim Cumhuriyet Anıtına çelenk konularak saygı duruşunda bulunuldu.
Saat 13.00’de ise İstanbul teknik Üniversitesi Maçka Yerleşkesindeki Mustafa Kemal Anfisinde “Hukuk Devleti ve Yargı Reformu” paneli yapıldı.
Paneli Yöneten İstanbul Barosu Başkanı Avukat Kazım Kolcuoğlu, yaptığı kısa açış konuşmasında demokrasi ve insan haklarının egemen olduğu ülkelerde hukukun bir güç olması gerektiğini vurguladı. Hukuk devletinde en sağlam güvencenin yargı erki olduğuna dikkati çeken Kolcuoğlu, bu nedenle öncelikle yargının tam bağımsız ve yargıcın da güvenceli olması gerektiğini söyledi.
Panelde ilk sözü Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya aldı. Hukuk devleti kurma çalışmalarının 80 yıldır devam ettiğini, hukuk devleti konusunda hala ciddi eksiklerin bulunduğunu belirten Özkaya, bunlardan en önemlisinin yargı bağımsızlığı olduğunu, bu konudaki haykırışlara yürütme ve yasama erkinin duyarsız kaldığını söyledi.
Eraslan Özkaya, yargının sorunlarını çözmek ve yargıyı çağdaş bir sisteme kavuşturmak yerine, yargının siyasallaştırılmak istendiğini, bu amaçla yürütmenin yargıyı abluka altına almaya çalıştığını bildirdi.
Cumhuriyetin ve demokrasinin olmazsa olmaz ilkesi olan laikliğe sıkı sıkıya sahip çıkılması gerektiğini de belirten Yargıtay Başkanı, bu konuda toplumu bilinçlendirmek için herkese görev düştüğünü vurguladı.
Anayasaların toplumsal uzlaşma belgeleri olduğuna dikkat çeken Yargıtay Başkanı Özkaya, bugünlerde gündeme getirilecek Anayasa değişikliklerinde toplumsal uzlaşma aranması gerektiğini belirti. Yargının bağımsız olmadığını yineleyen Eraslan Özkaya, evrensel hukuk kurallarına uygun yasalar yapılarak, bu yasaları uygulayacak yargı sistemlerinin yerleştirilmesi gerektiğini bildirdi.
Hukuk eğitiminin istenilen düzeyde olmadığını ve iyi hukukçular yetiştirilemediğini kaydeden Yargıtay Başkanı, kurulan Adalet Akademisinin de Adalet Bakanlığına bağlandığını belirterek “oysa bu kurumun özerk olarak eğitim vermesi gerekir” dedi.
İstinaf mahkemelerine de değinen Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, Diyarbakır ve Erzurum’da hizmete girmesi beklenen mahkemelerin, hakim bağımsızlığı sağlandıktan sonra çalışmasının daha yararlı olabileceğini savundu.
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve Önceki Adalet Bakanlarından Prof. Dr. Selçuk Öztek, Hukuk eğitiminin beklenen düzeyde olmadığını, hukuk eğitiminin yeterli olabilmesi için çalışmalar yaptıklarını, bu çerçevede ya süre uzatımına gidileceğini ya da seçimlik ders sistemine geçileceğini belirtti.
Hukuk eğitimi konusunda çeşitli istatistiklere dayanan veriler açıklayan Öztek konuşmasında, öğretim kalitesini olumuz yönde etkileyen etkenler hakkında bilgi verdi.
Yargıtay Önceki Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da, yargısı bağımsız ve güçlü olmayan bir ülkede yargı bağımsızlığından söz edilemeyeceğini söyledi. Kanadoğlu, “böyle bir devlet hukuk devleti değildir. O ülke, demokrasiden de uzak bir ülkedir” dedi.
Demokrasi ve hukuk devleti için yargı reformunun şart olduğunu vurgulayan Sabih Kanadoğlu, bunu gerçekleştirmek için her şeyden önce yasama ve yürütmenin samimi olması gerektiğini vurguladı.
Hukuk devleti ve yargı reformu için bugün halkta ve yönetimde böyle bir irade göremediğini kaydeden Kanadoğlu, bunun için halkı bilinçlendirmek ve yönetime baskı yapmasını sağlamak gerektiğini, aksi halde kanun devleti olma niteliklerinden de uzaklaşmanın kaçınılmaz hale gelebileceğini savundu.
Yürütmenin, “yargı reformu” adıyla Anayasa değişikliklerini yeniden gündeme getirdiğine dikkat çeken Kanadoğlu, “Anayasa Mahkemesinin yapısında yapılmak istenen değişiklikler Cumhuriyetin temel ilkeleri açısından ciddi bir tehlike oluşturabilir. Anayasa Mahkemesinin yapısının değiştirilmesi kadrolaşma amacı taşımaktadır. Bu çok tehlikeli bir gidiştir” dedi.
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adına konuşan Başkan Yardımcısı Avukat Cengiz Turan ise, panelde yaptığı konuşmada, Adalet Bakanlığı istatistiklerine dayanarak yargının yükü üzerinde açıklamalar yaptı. Yargı sisteminin personel ve donanım eksikliğine dikkati çeken Turan, Türkiye’de halen 29 Hukuk Fakültesinin bulunduğunu, 4 fakültenin daha açılmak üzere olduğunu belirterek, bu fakülte bolluğunun hukuk eğitimini zayıflattığını bildirdi.
Emekli Danıştay Üyesi ve Emekli Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi Zuhal Çokar da, yasama ve yürütmenin yargıya güvenmesi gerektiğini söyledi.
Adalet Bakanının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı olmasının sakıncalarına değinen Zuhal Çokar, “Yüksek kurulunun sekreteryası yoktur. Bu hizmeti Adalet Bakanlığı yürütmektedir. Ayrıca kurulun bağımsız bir bütçesi bile yoktur. Bu nedenle bu yapılanma yargının bağımsızlığına gölge düşürmektedir” dedi.
Çokar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun özerk olması gerektiğini belirtti.
İstanbul Barosu Önceki Başkanlarından Avukat Turgut Kazan, bugünlerde “reform” kelimesinden çok ürktüğünü, “reform” adı altında çok kötü yasaların çıkarıldığını söyledi.
Yargıda en büyük reformun Cumhuriyetin kuruluşuyla yapıldığına işaret eden Kazan, o zaman şer’i mahkemelerden modern mahkemelere geçildiğini bildirdi.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısına da değinen Turgut Kazan, Kurulun yapısının yeniden düzenlenmesini, kurul üyelerinin yeniden seçilmesinin engellenmesini istedi. Kazan, “yeniden seçilme umudu olmayan kurul üyeleri asli görevlerinde daha verimli olabilirler” dedi.
Büro Emekçileri Sendikası 3 Nolu Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ataman Yüksel de, Türkiye’deki mahkemelerde 40 bin yargı emekçisinin çalıştığını söyledi. Çalışma yerlerinin belli bir standardının bulunmadığını belirten Yüksel, Son derece olumsuz mekanlarda çalışan yargı emekçilerinin çeşitli suiistimallere uğradığını, bu nedenle sağlıklı bir hizmet verilemediğinden yakındı. Yüksel, adliyelerde çalışanlara karşılıksız angarya yaptırıldığını, bunun da anayasaya aykırı olduğunu savundu.
...........................


