Hayvanların Yaşama Hakkı İnsan Haklarımıza Dâhildir
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonunca düzenlenen panelde “Şiddet Mağdurları” konusu değerlendirildi. Panel, 2 Mayıs 2009 Cumartesi günü saat 10.30 – 18.00 arasında Orhan Apaydın konferans salonunda yapıldı.

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonunca düzenlenen panelde “Şiddet Mağdurları” konusu değerlendirildi. Panel, 2 Mayıs 2009 Cumartesi günü saat 10.30 – 18.00 arasında Orhan Apaydın konferans salonunda yapıldı.
Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, şiddetin çeşitli tanımları üzerinde durdu ve insanı çocukluğundan beri suç işlemeye iten nedenleri sıraladı. Şiddet içerikli davranışların şiddet ve suç oluşmadan önce erken uyarı işaretlerine bakarak çözülmesi gerektiğini vurgulayan Aydın, şiddetin aile içinde başladığını ve ülkemizde en çok da hayvanların, çocukların ve kadınların şiddete maruz kaldıklarını bildirdi.
İnsan ve toplum için ciddi bir tehdit oluşturan şiddetin uygar ülkelerin ceza hukuku sistemlerine girdiğini, bu potansiyeli “kabahat” olarak görmenin pozitif hukuk anlayışına uygun düşmeyeceğini kaydeden Muammer Aydın, bunun için hayvana yönelik şiddeti, “hayvan severlik” imajının dışında hukukçu olarak değerlendirip, toplumun genel güvenliği konusu içinde ele alarak, müeyyidelendirilmesini sağlamak gerektiğini söyledi.
Söylenenlerin aksine bu gidişle ve anlayışla güvenli bir toplumda yaşamanın hepimiz için sadece hayalden ibaret kalacağını hatırlatan İstanbul Barosu Başkanı Aydın, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Hayvanların hayatları esaretle geçer. Zehirlenir, vurulurlar... Hizmet edemeyecek kadar yaşlandıklarında sokak ortasında dövülürler. Kaçınılmaz ölümlerine bile dayakla ve acıyla yollanırlar. Birer canlı değil, sadece maddi değeri olan mal olarak görülürler. Ve biz bu korkunç haksızlığı bitirmek istiyoruz. Dünya insan, hayvan, bitki ayırmadan hepimizindir. “Onların yaşama hakkı insan haklarımıza dâhildir” diyoruz”.
Panelin öğleden önceki oturumunda konuşan Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Hayvanlara Karşı İşlenen Suçlarda Delil Toplanması” konusunu anlattı.
Locard’ın “Her temas bir iz bırakır” sözünden hareketle hayvana karşı işlenen şiddet suçunda adli veterinerlerin delil toplamaları gerektiğini belirten Atasoy, ancak Türkiye’de adli veteriner yetiştirilmediğini, ilk ve en önemli basamak olan olay yeri incelemesinin ise sağlıklı yapılmadığını, bu aşamada yapılan bir hatanın ise telafisinin mümkün olmadığını bildirdi.
Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu “Şiddet Sarmalında Çocuklar ve Gençler: Şiddetin Şiddet Üretmesi” konusunu ele aldı. Şiddete maruz kalanların şiddeti öğrendiklerini ve şiddet kullanmaya başlayarak şiddetin sarmala dönüştüğünü anlatan Değirmencioğlu, otoritenin baskın olduğu dönemlerde şiddetin kolay yayıldığını ve insan yaşamında şiddet bir araçsa şiddeti ortadan kaldırmanın pek kolay olmadığını vurguladı.
Değirmencioğlu, bir grup arkadaşıyla birlikte “kurban şiddeti” üzerine yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi ve fotoğraflar gösterdi.
Panelin öğleden sonraki bölümünde hayvanlara uygulanan şiddeti, “çeşitli amaçlar altında hayvanların maddi ve manevi zarar görmesi” olarak tanımlayan Veteriner Hekim İsmet Çolakel, konuşmasında hayvana uygulanan çeşitli şiddet biçimleri üzerinde bilgi verdi.
Hayvan Hakları Komisyonu Başkan Yardımcısı Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu da konuşmasına başlamadan önce şiddete ilişkin bir barkovizyon sunumu yaptı. Kalafatoğlu, “Hayvan Şiddetinin Suçlu Profilinde Değerlendirilmesi” konulu konuşmasında hayvan şiddetiyle insan şiddeti arasında bir bağ bulunduğunu söyledi.
Şiddetin bir davranış bozukluğu olduğunu belirten ve hayvana karşı cinsel tacizi bir cinsel saldırı olarak kabul eden Kalafatoğlu, gelişmiş ülkelerde hayvana karşı işlenen suçların ağır şekilde cezalandırıldığını, Türkiye’de de Hayvanları Koruma Kanunu’nun Kabahatler Kanunu’ndan çıkarılarak Ceza Kanunu kapsamına alınması gerektiğini bildirdi.
Uzman Psikolog Feride Yıldırım Güneri de, aile içi şiddetle, kadın, çocuk ve hayvanlara uygulanan şiddet arasında güçlü bağların bulunduğunu, şiddet türlerinin içi içe geçtiğini ve şiddetin eğitimle bir ilgisinin bulunmadığını kaydetti.
Cinsel şiddetten getirim sağlayan büyük bir endüstrinin bulunduğunu hatırlatan Güneri, şiddetin üç aşamalı döngüsünü ise, şiddetin belirtileri, şiddetin yaşanması ve balayı aşaması (geri kazanmaya çalışma, ya da güdümleme) olarak belirtti.
Av. Aynur Tuncel Yazgan şiddet konusunu ceza hukuku açısından değerlendirdi. Hayvana şiddet suçunun ceza kanunu kapsamına alınmasının şiddeti ortadan kaldıracağı konusunda endişeleri bulunduğunu belirten Yazgan, aslında önemli olanın şiddetle yüzleşmek olduğunu ve şiddet uygulayanlara yüzleşmenin en büyük ceza olabileceğini bildirdi. Yazgan, Hayvan Hakları Yasası’nın Kabahatler Kanunundan çıkarılarak Ceza Kanunu kapsamına alınmasına karşı olmadığını sözlerine ekledi.
Bu arada, Nilay Tezsay ve arkadaşları “hayvanlar” için yapılmış “farkındalık” özel bestesinin canlı sunumunu yaptılar.
Panelde yapılan konuşmaları değerlendiren Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Av. Hülya Yalçın, Hayvan Hakları Yasasının Ceza Kanunu kapsamına alınmasının en azından caydırıcı olacağını, eğitim aşamasında hayvana şiddetin suç olarak anılacağını ve şiddet konusunda yüzleşmenin şart olduğunu söyledi.
Modern devletlerin artık sadece dikey değil yatay sorunlarla da ilgilendiklerini belirten Yalçın, Türkiye’de hayvanları korumak amacıyla getirilen mevzuatın işlemediğini, hayvan hakları için hukukun tüm olanaklarını kullanmak gerektiğini bildirdi. Yalçın, “2010 Dünya Kültür Başkenti İstanbul” projesinin hayvanlar için olumsuz sinyaller verdiğini, “HABİTAT’ta yaşananların tekrarlanmaması için bu projelere daha şimdiden karşı çıkmalıyız” dedi.
Panelin soru-cevap bölümünde, katılımcılar yaşadıkları önemli “şiddet ve hayvan hakları” ihlalleri konusunda katkılarda bulundular.


