Günün Yargıtay Kararı Sermaye Koyma Borcunu Geç Yerine Getiren Ortak, Oluşan Faiz Zararından Sorumludur

SERMAYE KOYMA BORCUNU GEÇ YERİNE GETİREN ORTAK, OLUŞAN FAİZ ZARARINDAN SORUMLUDUR.
•
KASADA BULUNMAYAN PARADAN DOLAYI, DAVALI KUSURU BULUNMADIĞINI KANITLANIRSA SORUMLULUKTAN KURTULUR.
ÖZET: Her ne kadar mahkemece, davalıların, ibra edildikleri gerekçesiyle sorumlu olmadıklarına karar verilmiş ise de, davalılar hakkında verilen ibra kararı faiz zararının tüm açıklığı ile genel kurulda tartışılmaması nedeniyle gerçek anlamda borçtan kurtulma olarak değerlendirilemez.
Y.11.HD. E: 2009/2967 K: 2010/0838 T: 26.10.2010
Taraflar arasında gorulen davada Şişli 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.06.2008 tarih ve 2005/1766 – 2008/1182 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekcesinin suresi icinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası icin Tetkik Hakimi tarafından duzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya icerisindeki dilekce, layihalar, duruşma tutanakları ve tum belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği goruşulup, duşunuldu:
Davacı vekili, davalıların yonetim ve denetim kurulu yaptıklarını S. Metal Sanayii A.Ş.’ye TMSF tarafından elkonulduğunu elkolyma sonrasında kasada yapılan sayımla olması gereken paranın bulunmadığını, ayrıca ortakların sermaye koyma borcunu gecikmeli odemeleri nedeniyle şirketin zararının bulunduğunu ileri surerek, toplam 1.790,52 YTL’nin temerrut faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili ile davalılar, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tum dosya kapsamına gore, ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin eski yonetim ve denetim kurulu uyeleri hakkında acılan sorumluluk davasıdır.
Somut olayda, davalıların yonetim ve denetim kurulu uyesi bulundukları sırada ortakların odemesi gereken sermaye borcunun gec tahsil edilmesinden dolayı şirketin faiz zararının bulunduğu ve ayrıca şirket kasasında olması gereken paranın da mevcut olmadığı iddiası ile iş bu dava acılmış olup, mahkemece, sermaye borcunun gec tahsil edilmesi nedeniyle oluşan zarara ilişkin davalıların 2001 yılında yapılan genel kurulda ibra edildikleri, kasa acığına ilişkin zararın hangi tarihte ve kim tarafından meydana getirildiğinin ispat edilemediği gerekcesiyle yazılı şekilde hukum tesis edilmiştir.
Oysa, hukme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği uzere davacı şirketin Anasozleşmesinde ortalıkların taahhut ettikleri sermaye borcunun ¼ unu tescil tarihinden itibaren 3 ay icinde odemelerinin kararlaştırıldığı, ancak bu borcun gecikmeli olarak odendiği tartışmasız olup, sermaye borcunun gecikmeli tahsil edilmesi nedeniyle şirketin gecikme faizi zararının bulunduğu ve bunun ortaklardan istenebileceği de kuşkusuzdur.
TTK’nIn 380. Maddesine gore “bilanconun tasdikine dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde, idare meclisi azalarıyla, mudurler ve murakıpların ibrasını tazammun eder. Bununla beraber bilancoda bazı hususlar belirlenmemekte veyahut bilanco şirketin gercek durumunun gorulmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise, idare mevlisi azalarıyla mudurler ve murakıplar, bilanconun tasdikiyle ibra edilmiş olmazlar.” Bu yasa hükmünden anlaşılacağı uzere ve Dairemiz’in yerleşmiş uygulamasına gore, şirket yönetiminin zarara yol acan işlem ve yaklaşımları genel kurulda tum acıklık ve ayrıntıları ile acıklanıp irdelenmişse, genel kurulca verilen ibra kararı, gercek anlamda borctan kurtarma ve aklama niteliği taşır. Genel kurulun bu nitelikteki ibrası sonucu, artık yonetim kurulunun o faaliyet donemine ilişkin tum işlemleri hakkında, zarara neden olsalar da, ortaklıkca sorumluluk Davası acılamaz. (11. HD. 16.03.1982 gun, 1982/760-1097 SAYILI KARARI, Bkz. YKD.C.8.S.12sh.1664 vd.).
Her ne kadar mahkemece, davalıların, ibra edildikleri gerekcesiyle sorumlu olmadıklarına karar verilmiş ise de, yukarıda yapılan acıklamadan da anlaşılacağı uzere davalılar hakkında verilen ibra kararı faiz zararının tum acıklığı ile genel kurulda tartışılmaması nedeniyle gercek anlamda borctan kurtulma olarak değerlendirilemez. Bu itibarla, mahkemece, davalıların sermaye borcunu gec tahsil etmeleri nedeniyle oluşan faiz zararından sorumlu olduklarının kabulü ile oluşacak sonuca gore bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hukum tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, davacı şirkete TMSF tarafından elkonulduğu tarihte kasada bulunması gereken paranın mevcut olmadığı da iddia edilmiş olup buna ilişkin 31.3.2004 tarihli tutanak da delil olarak sunulmuştur. Kural olarak, yönetim kurulu uyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar ise de, oğretideki baskın goruşe gore, TTK’nın 336. Maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikce tum yoneticiler oluşan zarardan muteselsilen sorumlu olurlar. Yani yonetim kurulu uyelerinin gorevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın uyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulu gerekmektedir. Başka bir deyişle, Turk Ticaret Kanunu yonetim kurulu uyeleri icin kusur esasına dayanan bir sorumluluk ongormuş ve yonetim kurulu uyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. (Gonen Eriş-Ticari İşletme ve Şirketler-s.1941,1942,1999). Dava konusu olayda TMSF tarafından davacı şirkete 13.2.2004 tarihinden elkonulduktan sonra şirket defter kayıtlarının incelenmesi sonucu 31.3.2004 tarihli tutanağa gore kasada yapılan sayımda olması gereken 582.32 YTL’nin kasada mevcut olmadığı, kasanın boş olduğu ve bu tutanağın muhasebe şefi tarafından imzalandığı bu durumda kasa açığının mevcut olduğunun anlaşıldığına gore, davalılar TTK’nın 338. maddesi gereğince oluşan kasa acığı zararından kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları gozetilmeden, kasa açığının davacı tarafından ispat edilemediği gerekcesiyle, yazılı şekilde hukum tesiside doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda acıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabuluyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 26.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Karara ulaşmak için tıklayınız.
YAYINLANAN YARGITAY KARARLARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ.


