Genetiği Değiştirilmiş Ürünler Tehlike Saçıyor
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca düzenlenen “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)” konulu panel 13 Temmuz 2009 Pazartesi günü saat 16.00 - 21.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca düzenlenen “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)” konulu panel 13 Temmuz 2009 Pazartesi günü saat 16.00 - 21.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, GDO’ların insan hayatını doğrudan etkileyen ve ilgilendiren bir konu olduğunu bu nedenle Baro olarak böyle bir paneli gerçekleştirdiklerini belirtti. Aydın, bu konuda bir yasal boşluk bulunduğunu, henüz çıkarılmayan Biogüvenlik Yasası’nın zaman yitirilmeden çıkarılması gerektiğini ve zararlı olmadığı kanıtlanana dek bu ürünlerin ülkeye girişinin yasaklanması gerektiğini vurguladı.
Tohumculuk Yasası’nın GDO’lar konusunda yetersiz kaldığını belirten Aydın şunları söyledi: Bugün eksik düzenlemeler nedeniyle genel sağlığımız ve genel güvenliğimiz tehlike altındadır. Piyasada çok sayıda genetiği değiştirilmiş ürün bulunmaktadır. En çok risk grubu Mısır ve soya gibi ürünlerde görünmektedir. Sokaklarda satılan soslu mısırlar bu tehlikenin başında gelmektedir. Ekonomik kaygılarla hareket edilmesi durumunda insan sağlığını ciddi tehlikeler beklemektedir. Bu ürünlerin denetimi konusunda Kamu, tam yetkili olmalı ve denetim konusu özel sektöre bırakılmamalıdır.
Türkiye’nin 24 Mayıs 2000 tarihinde Cartegena Biogüvenlik Protokolü’ne imza attığının altını çizen Aydın, bu protokol doğrultusunda gerekli olan düzenlemelerin yerine getirilmesi için Yürütme ve Yasama organlarına görev düştüğünü belirterek sözlerini tamamladı.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek de yaptığı konuşmada Anadolu’da insanların bostanlardan tarlalarına dek ektikleri tüm ürünleri büyük bir özen ve şefkatle yetiştirdiğini, onlardan tohumluk ayırıp bir sonraki yıla bırakarak doğal dengeyi sağladığını belirtti. Özbek, bu geleneğin Hititlerden, Sümerlerden, Mezopotamya’dan Anadolu’ya miras kaldığının altını çizerek bu geleneğin bugün de sürdürülmesi gerektiğini belirtti.
Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Ali Yaşar Özkan da, Komisyon olarak İnsan sağlığını ve çevreyi etkileyen konularda çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.
Açılış Konuşmalarının ardından panele geçildi. İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak’ın yönettiği panelin giriş konuşmasını yapan Demirbulak, ABD’nin, H. Kissinger’a ait olan “Petrole sahip olanlar ulusları; yiyeceğe sahip olanlar insanları yönetir,” ilkesiyle hareket ederek her alana yayıldığını belirtti.Demirbulak sözlerine şöyle devam etti:
GDO tarım projesi bir Anglo-Amerikan küresel planıdır. Yapılanların hedefinde yanlızca kar amacı değil onun ötesinde dünya hakimiyeti söz konusudur. Bu bağlamda Pentogon'nun bu kimyasal savaş alanında önemli katkısı vardır.Ayrıca International Service for the Acquisition of Agree-Biotec APP Lications (İSAAA)'nın medyayı yönlendirmesi ve yanlış alanlara kanalize etmesi sonucu bioteknoloji şirketlerinin hakim olduğu ülkelerde monokültür tarımı yapılmaktadır. Pamuk, mısır,soya ve kolzada bromoxynill glufonsinate gibi solisyonların kullanılması dolaylı ve dolaysız olarak kanserojen etki yaratmaktadır.
Ülkemizde bu alanda yasal mevzuat yeterli olmadığından GDO analizi yapılamamaktadır. Bilindiği gibi GDO analizi için Tarım Bakanlığı'nda 4, Üneversitelerde 5 olmak üzere toplam 9 labaratuvar bulunmaktadır.2005 yılında ulusal biogüvenlik yasa tasarısı taslağı T.B.M.M.'ye ulaştırılmışsada GDO'ya hayır platformu 100.000'i aşkın imza toplayarak bu tasarının daha doyurucu hale getirilmesi için sivil insiyatif kullanılmıştır.Taslak Bakanlığa iade edilmiştir. Ülkemiz Cartegena Protokolü gibi uluslarası sözleşmelere taraftır.Bu sözleşme anayasa gereği kanun hükmündedir. Bu konudaki yasal boşluk Danıştay 8.Dairesi'nin vermiş olduğu zararsız olduğu kanıtlanıncaya dek, GDO'lu ürünlerin Türkiye'ye giremeyeceği yönündeki kararla doldurulmuştur.Böylece kamu yararı korunmuştur.Özetle GDO'lar küresel yiyeceğin evrensel planda ele geçirilmesi planıdır.
Panelde ilk sözü alan Muğla Milletvekili Prof. Dr. Gürol Ergin, Türkiye için Tohumculuk Yasası’nın büyük bir tehlike olduğunu belirterek yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdüklerini söyledi. Yasayla GDO’ların ülkeye girişinin serbest hale geldiğine değinen Ergin, GDO’yu bir türden başka bir türe gen aktarımı olarak tanımladı ve bunun bir gen teknolojisi olduğunu söyledi. Ergin GDO’ların çevreye verdiği zararlar konusunda ayrıntılı bilgiler verdi.
Panele konuşmacı olarak katılan Çiftçi Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu, ABD Tarım ve Gıda Müsteşarı’nın “Gıda güçtür, onu bazı yönlerden kullanabiliriz,” sözünü anımsatarak ABD’nin Dünya üzerinde bir gıda egemenliği kurmaya çalıştığını söyledi. Çiftçiliğin en önemli tanımlarından birinin ürettiği üründen tohumluk ayıran kişi olduğunu vurgulayan Aysu, GDO’lu ürünler karşısında bu tanımın geçerliliğini yitirdiğini, böylece çiftçilik mesleğinin sonuna gelindiğini belirtti. Aysu ayrıca, GDO’lu ürünlerin verimliliği arttırdığı yönündeki savların gerçeği yansıtmadığını, bu ürünleri yetiştiren çiftçilerin dahi verimliliğinin düştüğü yönünde tespitlerini aktardı. Aysu, GDO’lu ürünlerin polen taşınması suretiyle organik tarıma da doğrudan zarar vereceği konusunda da uyarılarda bulundu.
Panel konuşmacılarından Onkolog Dr. Yavuz Dizdar, GDO’ların kesinlikle sağlıklı olmadığını, bu konuda toplumun hiçbir kesiminde yeterli duyarlılık bulunmadığını söyledi. Şirketlerin tohum piyasasını ele geçirmeye çalıştığını belirten Dizdar; GDO’ların sindirim sistemi üzerindeki zararları konusunda yanlış bilgilerin bulunduğunu vurguladı. İnsan yaşamına henüz giren ürünlerin zararlarının tam olarak bilinemeyeceğini bunun zararlı sonuçlarının ortaya çıkması için belli bir zamana gereksinim duyulduğunu belirten Dizdar, GDO’lar konusunda yabancılar tarafından ciddi lobi faaliyetleri yürütüldüğünü belirtti.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Kenan Demirkol, panelde yaptığı konuşmada, GDO’ların üst düzey kimi sağlık kurumlarınca sağlıklı olduğu iddia edilirken bunun karşısına bin kadar bilim adamı çıkıp bunun sağlıksız olduğunu söylerken; Avrupa Birliği bu ürünlere onay verirken kimi birlik üyesi ülkeler bu ürünlere sıkı denetim getiriyorsa bu konuda çelişki olduğunun kabulü gerekir dedi. Demirkol, bu ürünlerin sağlığa aykırılığını görmezden gelen yasal düzenlemelerin çelişkilerine değinerek, Amerikan devletinin ve şirketlerinin bu yönde gizli planları olduğu konusunda somut veriler bulunduğunu belirtti.
Panelin son konuşmacısı olan Ankara Milletvekili ve Bilim Platformu Başkanı Nesrin Baytok, böylesine önemli bir konuda panel düzenlediği için İstanbul Barosu’na teşekkür etti. Baytok, eski domateslerin tadını özlediğini pazarlarda yaptığı araştırmalarda artık İsrail’den gelen tohumların kullanıldığı bilgisini edindiğini bildirdi.
Bir sistemdeki küçük değişimlerin büyük ve zararlı sonuçlara dönüşebileceğini belirten Baytok, bunun Kelebek Etkisi teorisiyle açıklanabileceğini söyledi. Bu etkinin kimi ilgililerce, Pekin’de kanat çırpan bir kelebeğin yaydığı dalgaların, bir ay sonra New York’ta fırtınaya dönüşümü olarak tanımlandığını belirtti.
GDO ekim alanlarının en çok ABD’de bulunduğunu vurgulayan Baytok, genetiği değiştirilmiş ürünlerin seksen sekizinin Kuzey ve Güney Amerika’da geri kalan alanlarının büyük kısmının da Çin, Hindistan ve Güney Afrika’da bulunduğunu belirtti. GDO’lardan en çok etkilenen ürünlerin Soya, Mısır, Kanola ve Bal Kabağı olduğunu belirten Baytok, bu konuda ulusal ve uluslararası düzeyde etik kaygılarla hareket eden platformlar oluşturulması gereğinin de altını çizdi.
Panelde konuşmaların tamamlanmasından sonra soru – cevap bölümüne geçildi. Daha sonra İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak tarafından konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi verildi.


