Geleceğimiz Olan Çocukların Eğitim Hakkı Sözde “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile İhlal Edilerek Geriye Yürütülemez!

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlığını taşıyan müfredat taslağı 26 Nisan 2024 tarihinde görüş bildiriminde bulunulması için tanınan bir haftalık süreyle kamuoyunun değerlendirmesine sunulmuştur. 26 farklı öğretim programı ve bir ortak metnin yer aldığı toplamda 3 binin üzerinde sayfanın paydaşlar tarafından konunun hak ettiği detaylı incelemenin yapılmasını engelleyen bir haftalık gibi kısa bir sürenin öngörülmesi çocuk hakları ihlali niteliğindedir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli öğretim programları bakımından dikkat çeken ilk husus kavramsal ve tanımsal değişikliklerin yapılmış olmasıdır. Hedef, hedef davranış ve kazanım kavramları yeni model ile yerini öğrenme çıktıları, öğrenme göstergeleri, değerlendirme kanıtları ,sosyal ve duygusal beceriler gibi yeni kavramlara bırakmıştır. Yeni kavramlar ile eğitim ve öğretimde neyin amaçlandığını tatmin edici bir şekilde açıklanmamış olması eğitimde farklı uygulamalara yol açabileceğinden eğitimde birlik ve eşitlik ilkesine aykırıdır.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde biyoloji dersi öğretim süreçlerinde yaratılış teorisinin benimsendiği belirtilmiştir. Biyoloji biliminin, bilimsellikten uzak ve taraf bilinci aşılayan herhangi bir görüş ya da teoriler ile düşünülmesi mahiyeti itibariyle akıl ilkelerinden uzaktır.
Çocuk haklarına saygılı eğitim modelleri bilimsel, çağın gereklerine uygun, laik ve demokratik eğitim programları içermelidir. Maarif Model ise bilim, kültür, sanat ve felsefe derslerinden uzaklaşarak temel ve seçmeli derslerde din ağırlıklı içeriklerin düzenlenmesi çağ dışı, bilimsellikten uzak ve dogmatik nitelikte uygulamalardır. Bu düzenlemeler eğitimde tek tipleştirme endişelerini daha da güçlendirmektedir.
Milli Eğitim’in hedefi demokrasi bilincine sahip insan hak ve özgürlüklerine saygı duyan laik bireyler yetiştirmek olmalıdır. Ancak Maarif Model millilikten uzak ve şekilci ve ayrımcı bir yaklaşımla sıklıkla dini ve milli ögelere vurgu yaparken ortak metinde Atatürk, laiklik ve cumhuriyet gibi milli değerlere hiç yer vermemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinde eğitim ve öğretimin Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı hükmü kapsamında Anayasa’ya açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Değerler eğitimini çocuk üzerinden yorumlayan uygulamalı eğitim alanlarına yeterince yer vermeyen müfredat uluslararası standart ile uyumsuz olup kullanılan dil ve öngörülen ölüm, darbe ve savaş kavramları üzerinden eğitim, pedagojik açıdan çocuğun nitelikli eğitim hakkına aykırı düzenlemelerdir.
Müfredatta yer alan demokrasiyi dışlayan, çocukların sosyal ve kültürel gelişim düzeylerine uygun olmayan, cinsiyete, etnik kökene ve kültüre dayalı ayrımcı öğretim ilke ve yöntemleri kabul edilemez, eğitim ideolojik amaçların konusu haline getirilemez.
Eğitim müfredatının oluşturulması sürecinde akademisyen ve öğretmenler ile görüşüldüğü ifade edilsede eğitim hakkının niteliğini ve çocuğun üstün yararını gözeten kurum ve kuruluşların görüşleri alınmaksızın düzenlenen müfredat programları kapsayıcı ve toplumun ihtiyaçlarına cevap vermemektedir.
21. yüzyılda ihtiyaç duyulan , çocukların düşünen, eleştiren, araştıran, çağdaş medeniyetler ile rekabet edebilen, adalet duygusu gelişmiş bireyler olarak geleceğe güvenle hazırlanan bilimsel, demokratik ve laik bir eğitim sistemidir. Bu ise eğitim müfredatının çağın gereksinimlerini ve çocukların dinamik niteliğe sahip sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılayacak şekilde oluşturulacak çok yönlü beceri geliştirme programlarını, teknoloji entegrasyonunu içeren, yaratıcılık ve yenilikçilik temelli yaklaşımları kültürel ve sosyal farkındalık ile bütünleyen, sürdürülebilir nitelikteki müfredat ve eğitim sistemi ile mümkündür. Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli eğitim hakkının kapsayıcı, eşitlikçi ve kaliteli olması gerekliliği karşısında dayatmacı, farklılıkları dışlayan, çocuğun eğitiminin bir parçası olmayan öğeleri içeren bir eğitim müfredatı hukuki kabulden de uzaktır.
İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak; Milli Eğitim’de ilme bağlılığı ve güzel sanatlara sevgiyi dışlayan, milli birlik duygusunu zedeleyen, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmeyen, terakki ve medeniyet yolunda müspet bilimin ışığını öteleyen her türlü anlayış ve uygulamanın karşısında mücadele edeceğimizi bildiririz.
İSTANBUL BAROSU ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ


