İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Gdo Ve Nişasta Bazlı Şekerlerin İnsan Sağlığına Ve Çevreye Zararları

İstanbul Barosu Sağlık Hukuku ve Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku Merkezi ile Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca ortaklaşa düzenlenen “GDO ve Nişasta Bazlı Şekerlerin İnsan Sağlığına ve Çevreye Zararları” konulu panel 29-30 Nisan 2011 Cuma ve Cumartesi günleri saat 11.00 – 18.00 arasında Baro Kültür Merkezinde yapıldı.

Gdo Ve Nişasta Bazlı Şekerlerin 
İnsan Sağlığına Ve Çevreye Zararları

İstanbul Barosu Sağlık Hukuku ve Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku Merkezi ile Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca ortaklaşa düzenlenen “GDO ve Nişasta Bazlı Şekerlerin

İnsan Sağlığına ve Çevreye Zararları” konulu panel 29-30 Nisan 2011 Cuma ve Cumartesi günleri saat 11.00 – 18.00 arasında Baro Kültür Merkezinde yapıldı.

Sunumunu Sağlık Hukuk Merkezi Başkanı Av. Halide Savaş’ın yaptığı panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, genetiği değiştirilmiş organizmalarla nişasta bazlı şekerlerin insan sağlığına ve çevreye verdiği zararların yeterince denetlenemediğini söyledi.

Bu alanda bilgi yetersizliğine de dikkat çeken Tuskan, bu konuda halkı bilinçlendirmek gerektiğini, Baronun bir ölçüde bunu yerine getirmeye çalıştığını bildirdi.

Açılış konuşmasından sonra iki gün sürecek panelin oturumlarına geçildi. Birinci gün ilk oturumu İstanbul Barosu Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku Merkezi Başkanı Av. Reşat Erkul yönetti.

Bu oturumda Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Atalık, konunun tarımsal boyutu üzerine bir sunum yaptı. Türkiye’de GDO’lu üretime 1996 yılında başlandığını ve bugüne kadar %125 artış sağlandığını, ancak GDO’lu tohumların veriminin yüksek olmadığını belirten Atalık, dünyada her gün 16 bin çocuğun açlıktan öldüğünü, ancak bu ölümlerin gıda eksikliğinden olmadığını, dünyada yeterince gıda stokunun bulunduğunu ve bunun adil paylaşımının sağlamadığını bildirdi. Tarım ilacı üretenlerle GDO’lu tohum üretenlerin aynı eller olduğuna dikkat çeken Atalık, Türkiye’de GDO’lu tohum üretme alanları %86 artarken, gelişmiş ülkelerde, örneğin AB ülkelerinde %50 azaldığını hatırlattı.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol da konunun hukuksal boyutu üzerinde durdu. Avrupa Gıda Güvenliği Yasası hakkında bilgi veren Demirkol, Yasa uygulamalarının Avrupa Komisyonuna bağlı olarak görev yapan bağımsız gıda denetim otoritesi tarafından gözlendiğini, GDO kuşkusu varsa üretime izin verilmediğini, GDO’lu üretimin akut, kronik, denetimli ve gelecek nesillere toksik etkisi bakımından denetlendiğini bildirdi. Bütün bunlara rağmen Avrupa Birliği ülkelerinde GDO’lu üretimin devam ettiğini, Avrupa Komisyonunun açıkça kendi yasasını çiğnediğini kaydeden Demirkol, “EFSA siyaseten bağımsız görünüyor, ancak şirketlerin EFSA üzerindeki egemenliği çok açık. 15 bin lobi komisyonu bu alanda çalışma yapıyor” dedi. GDO tohumlarını ve ürünleri Türkiye’ye sokmanın bir cinayet olduğunun altını çizen Demirkol, Dünya Ticaret Örgütü ile Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Yasasının bize bu ürünleri ülkemize sokmama olanağı verdiğini söyledi.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol’un yönettiği ikinci oturumda Türkiye Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, mısır ve nişasta bazlı şekerlerin kanser ve diyabet hastalarını olumsuz etkilediğini söyledi. Şeker üretiminin tarıma dayalı ileri bir teknoloji gerektirdiğini belirten Gök, Türkiye’de şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yanlış olduğunu, Bakanlar Kurulu’nun her yıl şeker üretim kotasını artırdığını, bunun da pancar ekicisine zarar verdiğini söyledi. Türkiye’nin AB ortalamasını geçen şeker üretimi yaptığının altını çizen Gök, nişasta bazlı şekerlerin karaciğer yağlanmasına yol açtığını ve bunun siroza dönüştüğünü anlattı.

Bu oturumda konuşan Öncü Çiftçi Dayanışma Derneği Başkanı Esat Eryılmaz da 11-15 yaş arası çiftçi çocuklarını gıda güvenliği ilkeleri doğrultusunda kamplarda eğittiklerini, soran, sorgulayan, eleştiren öncü çiftçiler olarak yetiştirdiklerini vurguladı. Eryılmaz, derneğin gönüllülük esasına göre çalıştığını, sürdürülebilir tarım faaliyetleri konusunda da çalışmalar yaptıklarını söyledi.

TÜKODER Başkanı Av. Şükran Eroğlu, GDO’lu ürünlerin tüketiciler açısından büyük bir sorun olduğunu, tüketicinin korunması açısından devletin üzerine düşen görevleri yapmadığını, yargı kararlarını dinlemediğini, yasaları dolanarak hukuki sorunlar yarattığı söyledi. Bilimsel konularda toplumsal tepkilerin bir işe yaramadığını anlatan Eroğlu, çözümün toplumu kitlesel eylemlerle bilgilendirme ve bilinçlendirmeden geçtiğini anlattı. Eroğlu, İstanbul’da 3 bin 500 öğretmeni tüketici hakları konusunda eğittiklerini, tüketicinin korunması çerçevesinde toplumun ‘ne yapacağını’ sorgular hale getirmek gerektiğini vurguladı. Anayasa’nın devlete verdiği görevleri yapmayanlar hakkında şahsi sorumluluk davası açacaklarını belirten Eroğlu, “Kamu sağlığı her şeyin üstündedir. Sağlıklı bir çevrede insanca yaşamak en temel insanlık hakkıdır. Bu konuda ‘ticari sır’ kabul edilemez. Bu konuda evrensel bir mücadele gerekiyor” dedi.

İstanbul Barosu Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku Merkezi Başkanı Av. Reşat Erkul da, yapılan yasaların insan odaklı olmadığını, insan odaklı olanların da siyasal iktidar tarafından uygulanmadığını, karar mercilerini seçerken dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Alev Seher Tuna’nın yönettiği ikinci günün ilk oturumunda konuşan Prof. Dr. Neşe Bilgin, biyo-çeşitlilik konusunda bir sunum yaptı. Biyo- çeşitliliğin GDO’lar ve ilaçlama yüzünden yüzyılın sonunda üçte iki azalacağına dikkat çeken Bilgin, bunu önlemek için restorasyon çalışması yapılması gerektiğini söyledi. Biyo-çeşitlilikle ilgilenen sivil toplum örgütü bulunmadığını, kamu yönetiminin ise hiç ilgilenmediğini belirten Bilgin, Tarım Bakanlığının köy çeşitleri yerine yüksek verimli ticari çeşitlere teşvik verdiğini bildirdi. Bilgin, oysa geleneksel kültür bitkilerinin üretiminin teşvik edilmesi gerektiğini, kültür bahçelerinde yabancı çeşitlerden çok yerli çeşitlere ağırlık verilmesi ve bu konuda eğitim çalışması yapılması gerektiğinin altını çizdi. 

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya, GDO, yerel tohumlar ve tarım politikaları hakkında bilgi verdi. Kapitalizmin en yük karı hedeflediğini, bu nedenle GDO’lu ürünleri büyük işletmelerin ürettiğini belirten Özkaya, verimi artırmadığı için küçük ve orta boy işletmelerin GDO’lu ürün üretmeyi tercih etmediklerini söyledi. GDO’lu ürünler için çok yoğun ilaç kullanımı gerçekleştiğini, bunun da otlara, böceklere ve dolayısıyla çevreye zarar verdiğini belirten Özkaya, GDO üretiminin açlık sorununu çözmediğini, dünyayı besleyecek daha sağlıklı seçeneklerin bulunduğunu bildirdi.

GDO’lara karşı hukuki süreci anlatan Ankara Barosu Üyesi Av. Emre Baturay Altınok, GDO’larla mücadele için Anayasa merkezli bir çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Altınok, Anayasanın 56. Maddesinin sağlıklı ve dengeli bir çevre hakkından söz ettiğini, çevre örgütlerinin dava açmalarını önlemek amacıyla yeni Anayasa çalışmalarında bu maddenin Anayasadan çıkarılmak istendiğine dikkat çekti.

Sağlık Hukuku Merkezi Başkan Yardımcısı Av.Dr.Burhan Demir'in yönettiği ikinci gün ikinci oturumda konuşan İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Özgen Arun, rakamlarla GDO değerlendirmesi yaptı. Bir ürünün GDO’lu olup olmadığının testlerle anlaşılabileceğini belirten Arun, testlerde, renk değişikliği, uzun raf ömrü, besleyiciliği geliştirmesi, herbisit tolerans ve petse dayanıklılık özelliklerine dikkat edildiğini bildirdi. GDO’nun Türkiye’de 21 çeşit üründe kullanıldığını ve çok hızlı yaygınlaştığını belirten Arun, 1996 yılından 2010 yılına kadar GDO üretiminde %80 artış görüldüğünü bildirdi.

Bu oturumda konuşan Onkolog Dr. Yavuz Dizdar da, nişasta bazlı şekerlerin insan sağlığına etkileri açısından bir değerlendirme yaptı. Türkiye’de genç yaşta kanser hastalarının bulunduğunu ve bunların sayısında aşırı bir artış görüldüğünü belirten Dizdar, bu hastalıkların oluşumunda endüstrileşmiş gıdaların etkisinin görmezden gelinemeyeceğini, örneğin yoğurt, süt gibi bozulmayan gıdaların sağlık açısından tehlike taşıdığını, beslenme fonksiyonunun aksamasının kronik hastalıklara yol açtığını bildirdi.

Bursa Barosu Üyesi Av. Cankat Taşkın, Mısır üreticisi dünya devi Cargil’in Bursa’da kuracağı fabrika için 1997’den bu yana 15 dava açtıklarını, pek çoğunu kazandıklarını, her seferinde siyasi iktidarın hukuku dolanarak sorunu aşmak istediğini, ancak mücadeleye devam ettiklerini bildirdi. Taşkın, bu konuda henüz sonuçlanmamış davaların bulunduğunu belirtti.

Sağlık Hukuk Merkezi Sekreteri Av. Nuriye Savaş'da GDO ve Yapay tatlandırıcılar hakkında sağlık hukuku açısından değerlendirmeler yaptı.

Konuşmacıların yaptıkları sunumlardan sonra soru ve cevap bölümü gerçekleşti. Oturum sonlarında ise konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi sunuldu.

Galeri

Kategori:Haberler
Gdo Ve Nişasta Bazlı Şekerlerin İnsan Sağlığına Ve Çevreye Zararları | İstanbul Barosu