Gaziantep Barosu'ndan İstanbul Barosu'na Destek Açıklaması
15 gündür ülkemizde yaşanan demokrasi ve insan hakkı ihlallerinin

Değerli Basın Mensupları,
15 gündür ülkemizde yaşanan demokrasi ve insan hakkı ihlallerinin son noktası Çağlayan Adliyesinde bir kısım avukat arkadaşımıza karşı yaşanmıştır.Avukat arkadaşlarımız görev yaptıkları Çağlayan Adliyesinde cüppeleri ile polis tarafından şiddet uygulanarak göz altına alınmıştır.Bu çok açık bir hukuk ihlalidir.Suçtur,Bunu şiddetle kınıyoruz.
Sözlerime başlamadan önce 15 günlük bu süreçte Taksim gezi parkındaki demokratik protesto haklarını kullanan kişilere destek amaçlı olarak ilimizde de bir çok protesto eylemi yapılmıştır.Sayın valimiz,sayın C. Başsavcımız ve Sayın Emniyet müdürümüzün sorumlu ve hukuk devleti yöneticisine yakışır tavırları nedeniyle istenmeyen herhangi bir olay yaşanmamıştır. Bu tavırlarından dolayı huzurlarınızda kendilerine teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Değerli basın mensupları,
Cumhuriyet projesi, hukuk yoluyla toplumu değiştirmek ve dönüştürmek, bu bağlamda hukuku toplum yaşamında, yasamada, yönetimde egemen kılmak, bu suretle demokratik bir hukuk devleti inşa etmek amacına yöneliktir.
Bugün geldiğimiz noktada hukuku gerek idari yönden, gerekse toplum yaşamı yönünden egemen kıldığımızı, toplumda ve onu oluşturan bireyler nezdinde bir hukuka aidiyet bilinci oluşturduğumuzu, demokratik hukuk devleti hedefimize ulaştığımızı söylemek ne yazık ki mümkün değildir.Türkiye’nin “hukukla olan sınavı” devam etmektedir.
Hukukla olan sınavı geçip geçemeyeceği hususu, Türkiye’nin geleceğin dünyasındaki yeriyle son derece ilgilidir. Bu bağlamda, Türkiye, “Evrensel hukukla bütünleştiği için saygı gören bir ülke mi olacaktır? Yoksa Evrensel hukuk düzeninin dışına çıkmış, içine kapanmış bir ülke mi olacaktır? Türkiye’nin gelecekte kendisine atfedilen ‘model ülke’ rolünü oynayabilmesi için sadece ekonomik performans ve sandıkta oy kullanmak yetmez. Bunun hukuk ayağının da güçlü olması gerekir. ”
Değerli basın mensupları,
Her türlü güç kötüye kullanılabilir. Kullanılmıştır da. Ama dünya siyasi tarihi bize, en çok kötüye kullanılan gücün “yürütme gücü” olduğunu göstermiştir. Zira yürütme gücü subjektif olmakla, hemen her yerde ve bütün zamanlarda keyfi kullanılmış, birey hak ve özgürlükleri konusunda en büyük tehdit ve tehlike hep siyasi iktidarlardan gelmiştir Bizim anayasal sistemimizde olduğu gibi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin özgün biçiminin değil de, onun yumuşatılmış, sulandırılmış biçimi olan “kuvvetlerin işbirliği” ilkesinin işlevsel kılındığı ülkelerde, yasama çoğunluğunu elinde bulunduran yürütme erkinin yasama organına da hükmettiği düşünüldüğünde, mevcut kuvvetler içinde “denetleme ve dengeleme” işlevini yerine getirecek, bu bağlamda birey hak ve özgürlüklerini/insan haklarını güvence altına alacak ve koruyacak olan kuvvet, yargı erkidir.
Çok iyi bilindiği üzere güç, aslında “kendinin farkında olmaktır. ” Yani iktidar sahiplerinin, sahip oldukları iktidarın sınırını iyi bilmeleridir. Bunu öngöremeyenler, eninde sonunda sahip oldukları iktidarı yitirirler ve kendilerini bir başka iktidarın yörüngesinde acı çekerken bulurlar. Onun için “kontrolsüz güç, güç değildir. ”Bu en temel demokratik kurallardandır.
Birey olarak hepimizin günlük ortak yaşama olan sevgi bağını tehlikeye atan, bizleri disiplin altına almaya çalışan, bize göre ‘öteki’ olan diğerinin, statüsünü ve farklılığını, farklı olma hakkını tanımayan, kendisini bize ‘doğru’ diye dayatan bu anlayış, ülkemizde, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere, diğer bütün hak ve özgürlükler üzerinde, kısaca demokrasi de yaşanan krizin en önemli nedenidir. kendi benliğimizin ötesine geçip ‘öteki’ni tüm farklılığı ile kabul etmediğimiz takdirde, özgürlüğümüzü, sadece özgürlüğümüzü değil, vicdanımızı, aklımızı ve giderek insanlığımızı eksiltir ve hiç farkına varmadan bir tahakkümden bir başka tahakkümün kucağına itiliriz. ‘Öteki’ni yok etmekle, ‘öteki’ne göre tanımladığımız kendimizi de yok ederiz.
Herkesin hazırolda durmak zorunda olduğu ortak bir ideoloji yoktur.İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,insanların farklı olma, farklı yaşama, farklı inanç ve düşünme hakkı olduğunu, her türlü görüş ve düşüncenin ifadesinin doğal olarak serbest olduğunu ve bireyi ulusal hukuk öznesi olmasının yanı sıra uluslararası hukuk öznesi olarak da kabul eder.Bu hüküm Anayasamızın 90/son maddesi ile iç hukukun bir parçası haline de gelmiştir.
Değerli basın mensupları,
Demokratik hukuk devletinde kamusal yetki kullanan kişi ve kuruluşlar, yasanın ve kamuoyunun denetimine tabi ve sivil eleştirilere açık olmalıdır. Herhangi bir kişiye, kuruma veya uygulamaya karşı bir tavır olan protesto hakkı demokratik bir haktır, bir eleştiri hakkıdır. Elbette her hak gibi bu hakkın da hukukun çizdiği sınırlar içerisinde ve hiçbir şekilde şiddete başvurmadan kullanılması gerekir.
Hal böyle iken bir kısım insanlarımızın Taksim parkında ağaçları korumak için şiddete başvurmadan protesto hakkını kullanırken biber gazı ve orantısız güç kullanılarak engellenmeye çalışılması,bir kısım avukatlarımızın Çağlayan adliyesinde Taksim Gezi Parkında ki kişilere yapılan bu hukuksuz uygulamayı protesto ederken polis tarafından orantısız güç kullanılarak cüppeleriyle gözaltına alınmaları , yaşama hakkına, işkence ve kötü muamele yasağına, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik ağır bir ihlaldir ve suçtur. Bu ihlal ve suçların hukuki ve cezai yönden yaptırımsız kalmaması gerekir.
Değerli basın mensupları,
Yönetimde şeffaflığı ilke edinen çağdaş devletler vatandaşlarına, düşüncelerini özgürce açıklayabilecekleri; sendikalar, mesleki kuruluşlar, dernekler ve benzeri örgütlenmelerle demokratik karar mekanizmalarına katılabilecekleri bir ortam sağlar. Çoğulcu demokrasiler; bağımsız ve çoğulcu medyayı, uzlaşma ve hoşgörüyü esas alır.
Halkın belli aralıklarla temsilcilerini seçtiği ve iki seçim arasında bir söz hakkının bulunmadığı sistemler artık çağ dışı kalmıştır. Bugün dünya üzerinde demokrasiyi benimsediklerini öne sürmelerine rağmen, çağdaş uygarlığın gerisinde kalmaktan kurtulamayan yönetimlerin temel sorunları; insan hakları ve demokrasi kavramlarının dinamizmini yakalayamamış, evrensel hukukun değerini içselleştirememiş, demokrasinin bir yönetim şekli olmaktan ziyade bir yaşam tarzı olduğunu anlayamamış olmalarıdır.
Değerli basın mensupları
Türkiye’de çağdaş standartlarda bir demokrasi istiyor muyuz, istemiyor muyuz? o demokrasiyi istiyorsak, ona layık olduğumuzu düşünüyorsak, o demokrasi standartlarına ulaşana kadar mücadele etmek, her iktidarı ve her muhalefeti bu ülkeyi o standarda ulaştırması için zorlamak da boynumuzun borcu olmalıdır.
Her platformda ve her yerde güçlü bir biçimde seslendirdiğimiz gibi “demokrasiye, laik cumhuriyete, bağımsız savunmaya, bağımsız yargıya ve hukuk devletine” inanan avukatlar ve örgütleri barolar olarak, ”hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak“ amacıyla ”eksiksiz demokrasi,gerçek hukuk devleti,bağımsız yargı ve bağımsız savunma hedefine” yönelik eylem ve söylemlerimizi duraksamadan inançla sürdüreceğiz .
Sözlerime Şeyh Edebalı'nın Osman Bey'e öğüdünü düstur edinmiş , daha sakin daha anlayışlı daha yumuşak yaklaşımlar sergileyen idarecilerimiz olması dileklerimle bu öğüdü tekrarlamak suretiyle devam etmek istiyorum.
"Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar,uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..”
" Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır."
Bu duygu ve düşüncelerle beni dinlediğiniz için teşekkür eder,saygılar sunarım.
GAZİANTEP BAROSU BAŞKANI
Av. Ali ELİBOL


