“Gazetecilere Engel, Sanıklara Kısıtlı Savunma!”

İstanbul’da kamuoyunun yakından takip ettiği kritik dava sürecine ilişkin hazırlanan yeni gözlem raporu, yargılamaya dair ciddi tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İstanbul Barosu tarafından yayımlanan 2. ön raporda, adil yargılanma hakkı, savunma imkanları ve yargılamanın şeffaflığı konusunda dikkat çeken tespitlere yer verildi.
“Adil Yargılanma Hakkı Zedeleniyor” İddiası
Rapora göre sanıkların önemli bir kısmı, kendilerine yöneltilen suçlamaların yeterince somutlaştırılmadığını ve delillere erişimde ciddi sorunlar yaşandığını ifade etti. Özellikle dijital delillere erişimin halen sağlanamamış olması, savunma hazırlığını zorlaştıran en kritik başlıklardan biri olarak öne çıktı.
Ayrıca iddianamenin kapsamı ve tutukluluk değerlendirmelerinde bireyselleştirilmiş gerekçelerin eksikliği, savunma tarafının “neye karşı savunma yapacağını bilememesi” gibi ciddi bir sorun doğuruyor.
“Psikolojik Baskı ve İtiraf İddiaları”
Raporda en çarpıcı bölümlerden biri ise bazı sanıkların soruşturma aşamasında baskı altında ifade verdiklerine dair iddialar oldu. Sanıkların ifadelerine göre:
- Cezaevinden “hastaneye götürülme” bahanesiyle çıkarılıp savcı karşısına çıkarıldıkları,
- İtirafçı olmamaları halinde aile üyelerinin de tutuklanacağı yönünde tehdit edildikleri,
- Cezaevinden çıkma vaadiyle ifade vermeye zorlandıkları
öne sürüldü. Bu iddialar, “susma hakkı” ve “kendini suçlamaya zorlanmama” ilkesi açısından ciddi ihlal şüphesi doğuruyor.
Duruşma Salonunda Şeffaflık Tartışması
Yargılamanın aleniyeti konusunda da dikkat çekici bulgular rapora yansıdı. Bazı milletvekillerinin duruşma salonuna alınmadığı, gazetecilerin ise ciddi kısıtlamalarla karşılaştığı belirtildi.
Özellikle:
- Basın kartı olmayan gazetecilerin salona alınmaması,
- Gazetecilerin salonun en uzak noktasına yerleştirilmesi,
- Görüntü alma ve soru sorma yasaklarının sürmesi
şeffaflık açısından eleştirildi.
Bunun yanı sıra, duruşma salonunun fiziksel koşullarının da hem izleyiciler hem basın mensupları için yetersiz olduğu vurgulandı.
“Savunmaya Süre Kısıtlaması” Tepki Çekti
Raporda yer alan bir diğer dikkat çekici detay ise duruşma sürecinin işleyişi oldu. 90 kişinin beyanının yalnızca 3 gün içinde alınmaya çalışılması ve her sanık için avukatlara yaklaşık 15 dakika süre verilmesi, savunma hakkının etkin kullanımı açısından eleştirildi.
Duruşmaların günde yaklaşık 12 saat sürmesi ve sınırlı ara verilmesi nedeniyle sanıkların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı da tespitler arasında yer aldı.
Süreç Yakından İzleniyor
İstanbul Barosu, söz konusu yargılamayı izlemeye devam edeceğini ve nihai raporun dava süreci tamamlandıktan sonra kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı. Mevcut raporun ise “ön değerlendirme” niteliğinde olduğu vurgulandı.
Sonuç:
Ortaya konan bu bulgular, sadece ilgili dava açısından değil, Türkiye’de adil yargılanma standartları ve hukuk devleti ilkeleri açısından da geniş yankı uyandıracak gibi görünüyor. Tartışmanın önümüzdeki günlerde daha da büyümesi bekleniyor.


