İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Ergenekon Soruşturmasının Siyasal Özü Hukuksal Niteliğinin Önüne Geçmiştir

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu, 2 Temmuz Çarşamba günü saat 10.30’da Baro Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, bir yılı aşkın bir süredir sürdürülen ve henüz iddianamesi bile hazırlanamayan “Ergenekon Soruşturması” kapsamında yeni gözaltına alınmalar üzerine kamuoyuna bir açıklama yaptı.

Ergenekon Soruşturmasının Siyasal Özü Hukuksal Niteliğinin Önüne Geçmiştir

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu, 2 Temmuz Çarşamba günü saat 10.30’da Baro Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, bir yılı aşkın bir süredir sürdürülen ve henüz iddianamesi bile hazırlanamayan “Ergenekon Soruşturması” kapsamında yeni gözaltına alınmalar üzerine kamuoyuna bir açıklama yaptı.

 

Soruşturmanın siyasal özünün hukuksal niteliğinin önüne geçtiği vurgulanan açıklamada, soruşturmanın “bağımsız bir yargı uğraşı” olmaktan çıktığı, bir hukuk kurkumu olarak bundan büyük üzüntü duyulduğu bildirildi.

 

Basın toplantısında İstanbul Barosu Yönetim Kurulu’nun görüşü,  Başkan Yardımcısı

Av. Mehmet Durakoğlu tarafından kamuoyuna açıklandı. Açıklama şöyle:

 

“Sayın Basın Mensupları

 

Yaklaşık 13 Ay önce başlayan ve kamuoyunda “Ergenekon” olarak adlandırılan soruşturmanın, son gözaltılarla devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

 

İstanbul Barosu olarak 22 Mart 2008 tarihinde yaptığımız Basın Toplantısında, o gün gerçekleşen gözaltılar bağlamında bu soruşturmayı irdelemiş ve iddianamenin ivedilikle hazırlanmasının önemine işaret etmiştik.

 

O basın toplantısında, bu soruşturmanın gerek süresi açısından ucu açık bir biçimde sürdürülmesi ve gerekse gizlilik kararı verilmiş olması nedeniyle savunmanın kısıtlanmış olması bakımından, giderek ağırlaşan sonuçlar doğuracağını vurgulayarak, hukuksal temelde eleştiri getirmiştik. Aynı toplantıda, soruşturmanın uzaması nedeniyle giderek işin, siyasal özünün daha bir öne çıktığını belirtmiş ve yargı kurumlarının,  sindirme teması taşıyan böyle bir senaryonun parçası olmaması gerektiğini vurgulamıştık.   

 

O tarihte yaptığımız bu uyarılar doğru değerlendirilseydi, bugün hukuk üzerinden yapılan bir siyasi kavgadan söz etmiyor olacaktık.  Uyarılarımız o günden sonra nazara alınmış olsa idi toplum, davalar ve soruşturmalar bazında kutuplaştırılmayacak, siyasi kavgaların hukuki argümanları da oluşmayacaktı.

 

Bütün bu uyarılarımızın dikkate alınmamış olması nedeniyle, şimdi bir türlü sonuçlandırılamayan bir soruşturmanın hukuksal bağlamda büsbütün derinleşmiş yeni sorunlar doğurduğuna tanık oluyoruz. Soruşturmanın başlamasının üzerinden 1 yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra, hala gözaltı ihtiyacı duyulabilmesi, bir yıldan bu yana işin hangi ciddiyet ölçüsünde ele alındığını göstermesi bakımından ilginçtir. Bir yıldan fazla bir süredir üzerinde gizlilik kararı bulunan bir dosyadan sürdürülen bu soruşturma nedeniyle, avukatlar hukuki körebe oynamaktadırlar.

 

Açıkça vurgulamak isteriz ki, bu ülkede kimse yargıdan muaf olmamalıdır. Kimse, kendisini yargının üzerinde görüp gözetmemelidir. Hele ortada bir suç varsa kimse, yargının adalet oluşturan gücünden kaçmamalıdır.

 

Ama kimse de yargıyı kullanarak, hukuksuzluğa yol açmamalıdır. Kimse siyasal beklentilerine yargıyı araç kılmamalıdır. Yargının evrensel kabule ulaşmış kutsiyetinden istifade ederek, kimse ele geçirdiği erki,  kendi planlarının parçası olarak düşünmemelidir.

 

Bu soruşturmada süre, olağan sayılacak her türlü ölçüyü aşmıştır.

 

Bu soruşturmada, alınan gizlilik kararları nedeniyle savunma devre dışındadır.

 

Bu soruşturmada, tutukluluk tedbir olmaktan çıkmış, giderek infaz edilmekte olan bir cezaya dönüşmüştür.

 

 

Üstelik sorun bunlarla sınırlı da değildir. Bu soruşturmada alınan gizlilik kararı gereğince, dosyanın bütün yönleriyle anlaşılması olanağı avukatlardan alınırken, özel olarak yapılan bilgi servisleri sayesinde, ekranlardan veya gazete köşelerinden “muhakeme” yapılması mümkün olabilmiştir. Savcının bir türlü sona erdiremediği soruşturma konusu olay, adliye dışında “karar safhasına” kadar gelmiştir. Toplumun kutuplaşması, parçalanması ve giderek sert biçimde ayrıştırılması pahasına, her kesimde bir ön yargının oluşması sağlanmıştır. İlk kez, kimi çevrelerin bilinçli ve iradi tavırlarıyla, daha soruşturma aşamasında bulunan olayla ilgili “kamuoyu” oluşturulmuştur.

 

Şimdi, bütün bu sonuçların gözlenmesinin ardından başlayacak bir yargılamanın vicdanlarda nasıl bir rahatlık sağlayacağı şüphe konusudur. Toplumdaki adalet duygusunun körelmesine neden olabilecek bir noktaya sürüklenmemiz asla olağan sayılmamalıdır. Bu bağlamda büyük bir dikkat gerektiren görevlerin yerine getirilmesi, özel bir önemi haizdir. Bu alanda hiç kimsenin görevini ihmal etmesi veya savsaklaması gibi bir hakkı bulunmamalıdır.

 

Ancak öyle anlaşılmaktadır ki, DGM’lerin özel yetkili mahkemelere dönüşmesi, DGM mantığının büsbütün ortadan kalkması sonucunu doğuramamıştır. 13 ay boyunca her ay önüne gelen dosyada tutuklamanın devamına karar verilirken, bu süre içinde iddianamenin yazılamamış olmasının bir kez bile sorgulanmamış olması doğal kabul edilemez. AİHS’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının konuşulduğu bir yerde, daha yargılamanın yapılamamış olması nasıl izah edilebilir ki?  

 

Yargının bu konuma sürüklenmesine neden olanlar, onun siyasallaşmasından yakınma hakkına sahip olamayacaktır. Tarih, yargının siyasallaşmasına neden olan veya siyasallaşmaya seyirci olan hukukçuları anarken, saygıdeğer duygulardan söz etmeyecektir. Yargı erkinin “hak” temeline dayalı zor kullanma yetkisi, yine “hak” temeline dayalı hukuk çerçevesinde kullanıldığında, kutsaldır.

 

Sayın Basın Mensupları;

 

Bu soruşturmanın siyasal özünün giderek hukuksal niteliğinin önüne geçmiş olması, siyasal iktidarın bu soruşturmaya özel bir ilgi göstermesinden kaynaklanmıştır. Soruşturmanın açılmasından bu yana, pek çok olguyu bu soruşturma ile ilintilendirmeye özen gösterilmesi ve giderek varacağı nokta konusunda bazı bakanların özel olarak dikkat çekmeleri, soruşturmayı, bir “bağımsız yargı uğraşı” olmaktan maalesef çıkarmıştır. Bir hukuk kurumu olarak, bu durumdan derin bir üzüntü duyuyoruz. Soruşturmanın, siyasal iktidarı oluşturan partinin kapatılması için açılan davanın hesaplaşmasına yönelik bir tartışmanın vesilesi haline getirilmesi, soruşturmadaki yönlendirilme arzusunun da göstergesidir. Yargı kurum ve organlarının, bir travmadan kaynaklandığı anlaşılan rövanş duygularının tatmin aracı olarak kullanılmasına asla izin verilmemelidir. Bu uğurda, erk sahiplerine karşı gösterilecek direnç, hukuk tarihimizde saygı ile anılacaktır.”   

 

 

Galeri

Kategori:Haberler