İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Engelli Hakları Söyleşileri III

Engelli Hakları Söyleşileri III

Bir Ayrımcılık Türü Olarak Sağlamcılık: Nedenler ve Çözüm Önerileri

Giriş

Engelli hakları söyleşilerinin üçüncü oturumu 24 Kasım Cuma günü saat 18:00’da İstanbul Barosu’nun Taksim’deki merkez binasında gerçekleştirilmiştir. Üçüncü oturumda engellilik ve sağlamcılık kavramı arasındaki ilişki ele alınmış, nedenleri ve sonuçları analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu toplantının bir çıktısı olarak işbu rapor, isimleri raporun sonunda paylaşılan baro, STK, akademi ve medya mensupları desteğiyle kaleme alınmıştır.

Kavram

Sağlamcılık kavramının anlamı hakkında tartışmalar yürütülmüştür. Seçilen kavramın yabancı literatürdeki karşılığı ile (ableism) tam olarak örtüşmediği, akademide kimilerince “e-bilme ayrımcılığı” kavramının tercih edildiği ifade edilmiştir.

Konunun anlaşılabilmesi için engelli kelimesinin ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmiş, normal kavramının bir kurgudan ibaret olduğu, engellilik olarak ifade edilen durumun bir farklılık olduğu görüşü savunulmuştur.

Diğer taraftan, engelliliğin yeti kaybı ve fonksiyon kaybı üzerinden anlaşılması gerektiği ifade edilmiştir. Kavramın anlamının çok genişletilmesinin kavramın anlamsızlaştırılması sonucunu doğuracağı savunulmuştur.

Sağlamcılık üzerinden yapılan tartışmalarda, sağlamcılığın sadece engelli için değil tüm kırılgan gruplar için söz konusu olduğu, tüm dolaylı ve doğrudan ayrımcılıkların arka planındaki etkenin sağlamcılık olduğu ifade edilmiştir. Bu görüş doğrultusunda sağlamcılığın, ayrımcılığa sebep olan saik olarak tanımlanması gerektiği savunulmuştur.

Bir diğer görüşte sağlamcılığın geniş bir alan olduğu, baştan kötü olarak tanımlanmaması gerektiği, mikro ayrımcılıklarda olumsuz sonuçların ortaya çıktığı savunulmuştur. Bu yaklaşımda, sağlamcılık iyi ve kötü sonuçları olan nötr bir kavram olarak ifade edilmiştir.

Son olarak sanayi devriminin ardından, ekonomik faaliyetlerle birlikte hukuk da dahil olmak üzere toplum yapısının mekanik bir görünüm kazandığı, bu mekanik yapının sağlam kişiler esas alınarak tasarlandığı ve insanın değerinin ekonomik kazancı ile ölçen bu anlayışın engellileri normun dışında olarak tasarladığı ifade edilmiştir.

Göreceli olarak yeni bir kavram olan sağlamcılık (ableism), engellilik kavramını engelli olmayanların bakış açısıyla ele alan, “norm” olarak kabul edilen “ideal beden” haricindeki bedene sahip olanları eksik veya bozuk kişiler şeklinde nitelendiren bir anlayış olarak tanımlanması ortak bir görüş olarak ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle sağlamcılık terimi, engelli olmayan bireylerin engelli olanlardan daha üstün olduğuna ilişkin bir inancı ifade etmektedir. Bu kapsamda toplum nezdinde “normal” ve “sağlam” olarak algılanan bireylerden söz etmek mümkündür.

Bu noktada normal olan ve sağlam olan arasındaki ilişkiyi irdelemek gerekir. Bir şehir tasarlanırken genç, yetişkin, sağlam bir erkeğin “normal” olarak esas alınması neticesinde engellilerin de dahil olduğu farklı kesimler için erişilebilirlik problemleri meydana gelmektedir. Bu durum sağlamcılıkla erişilebilirlik arasındaki bağlantıyı göstermektedir.

Sağlamcılığın Görünüş Biçimleri

Sağlamcılık, birey ile otorite ilişkisinde ortaya çıkabileceği gibi bireyler arasındaki ilişkilerde de ortaya çıkabilir.

Otorite ile ilişkide, hukuki düzenlemelerden şehir tasarımına sağlam bireylerin dikkate alınarak dolaylı ayrımcılığın norm haline getirilmesi ve genel uygulama hâline gelmesi şeklinde görünmektedir. Ayrıca otorite tarafından, engelli bir kişi aktif girişimlerde bulunduğunda amaca ulaşmasına sırf engelli olması sebebi ile set çekilmesi sağlamcılık temelinde doğrudan ayrımcılık olarak görünecektir.

Bireyler arasındaki ilişkilerde nefret ve kasıtla yapılan sağlamcılıklar olabileceği gibi mikro saldırganlık denilen sosyolojik yapıdan veya kültürden kaynaklanan ancak doğrudan kötü niyet taşımayan davranışlar söz konusu olabilmektedir. Mikro saldırgan uygulamalar bir grubun üyelerine karşı dolaylı, gizli veya kasıtsız ayrımcılık örneği olarak kabul edilen bir beyan, eylem veya olay olarak değerlendirilebilir. Mikro saldırganlık belirli kesim veya bireylere yönelik olarak kasıt veya kötü niyet içermese dahi aslında onlara karşı dolaylı olarak ayrımcılık yapılmasına ve küçük düşürülmesine yol açar. Nitekim katılımcılardan biri, elinde beyaz bastonuyla yürüyen merdivenlerden çıkmak isterken adeta yaka paça bir biçimde engellenmeye çalışıldığından bahsetmiştir. Yine başka bir katılımcı bir konser için en önden bilet almış olmasına rağmen ısrarla kapıya yakın bir konumda oturtulmak istendiğini ifade etmiştir. Günlük hayatın her alanında maruz kalınabilecek mikro saldırganlık örnekleri elbette çoğaltılabilir. Bununla birlikte “çaresiz” olarak nitelenmek, mahremiyetin reddi, içselleştirilmiş sağlamcılık gibi görünüş biçimleri mevcuttur. Örneğin erişilebilirliğin mümkün olmadığı bir ortamda tekerlekli sandalyede yer alan bir kadının kucaklanarak taşınması mahremiyetin reddi olarak nitelenebilir. Diğer taraftan görme engellilere karşı bağırarak konuşma, tekerlekli sandalyede oturan bir kişiye hasta muamelesi yapılması çaresizlik bağlamında sağlamcılığa örnek olarak verilebilir. Bir katılımcının ifade ettiği üzere “Sen kör gibi değilsin” gibi sözler, toplumun karşısındaki kişiyi sağlamlık makamına terfi ettirmesi, sıkça önümüze çıkan bir durumdur. Sağlamcılık engellileri aşırı överek de karşımıza çıkar. “İlham kaynağımızsınız” cümlesi üstencilik ve küçümseme içerir.

 Özetle mikro saldırganlık türleri olarak: çaresizlik atfı, çocuklaştırma, mahremiyet kaybı, üstencilik veya cinsiyetsizleştirme sayılabilir. 

 Sağlamcılık, engellinin kendi davranışlarında da görülebilir. İçselleştirilmiş sağlamcılıkta engelli birey, toplum genelinde kabul gören algıyı kanıksamaktadır. Başka bir ifadeyle engellinin toplumun inşa etmiş olduğu hiyerarşiyi kabul etmesi neticesinde içselleştirilmiş sağlamcılık kendini göstermektedir. Bu şekilde kişi “damgalanmadığını” düşünerek toplumla daha “uyumlu” bir ilişki kurmak isteyebilir. Buna ilaveten Engelli bireylerin kendi engelini kabul etmeyerek sağlamcılığa ayak uydurması da içselleştirilmiş sağlamcılık kapsamında değerlendirilebilir. Bu noktada engelli bir bireyin yardım almayı koşulsuz biçimde reddetmesi misal olarak verilebilir. Engellinin engeli yokmuş gibi davranılması da sağlamcılık olarak düşünülebilir.

Sonuç ve Çözüm Önerileri

Sağlamcılığın önemli bir sorun olarak çeşitli şekillerde gün yüzüne çıktığı anlaşılmaktadır. Engellinin toplumsal yaşamın tüm alanlarında insan onuruna uygun bir yaşam sürebilmesi ve yaşamını kendi başına ve kendi iradesine uygun yürütebilmesi için sağlamcılığın son bulması gerektiği anlaşılmaktadır. 

 Engelli öznenin yaşamını ciddi derecede etkileyen ve birey olarak varlık sergilemesi üzerinde tehlike oluşturan sağlamcılık karşısında izlenebilecek yöntemlerle ilgili çeşitli görüşler belirtilmiş olup bu görüşler özetle aşağıdaki gibidir.

Sağlamcılığın toplumda yerleşmiş ve kültür haline gelmiş bir davranış normu olduğu gerçeği karşısında yaygın bir dönüşüme gereksinim duyulduğu açıktır. Toplumsal dönüşümün sağlanması için ilk olarak toplumun bilinçlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yaygın eğitim ve tanıtım faaliyetlerinin yanı sıra özellikle karar verici konumdaki kişilerin bilgilendirilmesi için adımlar atılması gerektiği savunulmuştur. Ortak bir metin oluşturularak kamu kurum ve kuruluşlarına, belediyelere, okullara iletilmesi ve gelişen sürece göre devamında hukuki zeminde aksiyon alınması düşünülebilir.

Sağlamcılık konusunda engellilerin de bilinçlenmesi, içselleştirilmiş sağlamcılık denilen durumun aşılması gerekmektedir. Engelliler, hakkın öznesi olarak engelli hakları mücadelesinin itici gücünü oluşturmaktadır. Bu anlamda içselleştirilmiş sağlamcılık hak mücadelesinin ivmesini engelleyen bir sorun olarak acil çözüm arayışlarını gerektirmektedir.

Bir diğer çözüm, engellilerin ve engelli haklarını savunan kişilerin demokratik katılım haklarını aktif olarak kullanmaları olacaktır. Mümkün olan tüm kurullarda, meclislerde ve sair kurumlarda engellinin temsil edilmesi, hem bir örnek olarak sağlamcılığın aşılmasına imkân sağlayacak hem de sağlamcılığı aşan bir yaklaşımın dile getirilmesine olanak sunacaktır.

Yasal düzenlemelerin sağlamcılığı perçinleyen görünümünden kurtulması, önyargılar yerine nesnel ölçütlere dayanan düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Daha önceki oturumda ifade edildiği üzere mesleklere girişte devlet tarafından benimsenen sağlık raporu rejimi yasal sağlamcılık olarak ifade edilmiştir.

Yasama meclisi anayasal güvence altında olan eşitlik ilkesini ve özel yaşam hakkını doğru anlamalı, yapılan düzenlemelerde engellinin haklarını kullanabilmesi gözetilmelidir.

Sağlamcılığın aşılmasında adli ve idari mekanizmaların kullanılması da önem arz etmektedir. Hak mücadelesinin ve anayasal gelişmenin kabul edilen bir aracı olarak Anayasa Mahkemesinin önemi tüm taraflarca bilinmektedir. Bunun dışında Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Denetçiliği, il ve ilçe insan hakları kurulları gibi sorunun çözümüne katkı sunabilecek tüm mekanizmalar etkili bir şekilde kullanılmalı, hukuki anlayışın gelişmesi ve dönüşmesi için girişimlerde bulunulmalıdır.

Bir diğer çözüm lobi faaliyetleridir. Gerek ülkemizde gerekse yurt dışında giderek önem kazanan sürdürülebilirlik, kapsayıcılık, çeşitlilik gibi kriterlere istinaden verilen krediler bulunmaktadır. Bu krediler üzerinden şirketlere yönelik engellileri içerecek birtakım kriterler geliştirilmesi amacıyla lobi faaliyeti yürütülebilir. Böylelikle sözleşme bazında da olsa bu alanda hukuki kazanımlar elde edilebilir. Böylece piyasa mekanizmaları ile de sağlamcılığın denetimi sağlanabilir.

Katkı Sunanlar:

Ayşe ÖZKAN DUVAN-İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

Çağrı YILDIRIM-İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi

Elif Başak DERECİ- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi

Hüseyin VAROL- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Sözcüsü

Müjdat ALTAY-İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Üyesi …- ……..

Necdet Umut ORCAN- Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Anabilim Dalı Doktor Araştırma Görevlisi

Nurşen KORKMAZ-Engelsiz Erişim Derneği Başkanı

Samet FİDAN- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Üyesi

Songül GÖRECİ- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Üyesi

Taha Enes ÇAĞLAR- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi

Ümit Deniz KURT- Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği İstanbul Temsilcisi

 Uğur BECERİKLİ-Günboyu Gazetesi Köşe Yazarı


 

 

Kategori:Haberler