Engelli Hakları Söyleşileri II

Bir Ön Yargının Anatomisi: Engellilik ve Kariyer Meslekler
Giriş
Engelli hakları söyleşilerinin ikinci oturumu 24 Ekim Salı günü saat 18:00’da İstanbul Barosu’nun Taksim’deki merkez binasında gerçekleştirilmiştir. İkinci oturumda engellilik ve kariyer meslekler ilişkisi, olmayanlar-olamayanlar tartışılmış, nedenleri ve sonuçları analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu toplantının bir çıktısı olarak isimleri raporun sonunda paylaşılan baro, STK, akademi ve medya mensupları desteğiyle işbu rapor kaleme alınmıştır.
Genel Bakış:
Kalıp yargı ve ön yargı kavramlarını açıklayarak başlayalım. Kalıp yargı, bir gruba kategorik olarak yönelen varsayımlardır. Ön yargı ise bu gruba mensup kişiye yönelen somutlaşmış varsayımdır. Meslek grupları açısından da bu durumların geçerli olduğu gözlenmektedir. Örneğin; engellilik, cinsiyet, etnik köken vb. üzerinden kategorizasyonların, yakıştırma-yakıştıramamanın devreye girdiği görülmektedir. Şüphesiz kimliksel aidiyetleri kesen bir başka faktör de sosyo-ekonomik durum olabilmektedir. Aynı kimliğe mensup insanlar arasında sosyo-ekonomik durum da belirleyici olabilmektedir.
Erişilebilirlik Yoksa Ön Yargı Vardır!
Engellilere yönelen kalıp yargı yahut gruba mensup bir kişiye yönelen ön yargının anatomisi düşünüldüğünde bir önceki oturumumuzda ele aldığımız erişilebilirlik konusunun başat rol oynadığı görülmektedir. Her fiziksel yahut bilişim erişilebilirliği problemi engelli bireyi bir şeyleri yapma becerisinden yoksun kişi konumuna itmektedir. Bu da hijyenik bir toplumda, kendinden olmayanla en az temas kuran ortalama insanın ön yargılarını katmerlemektedir. Dolayısıyla erişilebilirlik sorunlarının getirdiği kalıp ve ön yargıların varlığından bahsetmemiz gerekecektir. Tabi kalıp ve ön yargıların da “zaten yapamaz” söylemi üzerinden erişilebilirlik tedbirlerinin alınmaması gibi bir sonuç doğurduğu da görülmektedir. Biri ötekisini besleyen ve fasit bir dairenin içerisinde sorunu çıkmaza saplayan bir durum vardır.
Söylem Masum Değildir!
Kalıp ve ön yargıların gündelik dilde izleğini sürmemiz mümkündür. Bunun en bariz örneği “normal-anormal” kavramsallaştırmasıdır. Bir uzvun kendisinden beklenen işlevi tam veya gereği gibi yerine getirmemesi bir kimseyi “anormal” olarak nitelendirmek için kıstas olmasa gerek. Bu kavramsallaştırma eğitimin ilk aşamasından itibaren veliden eğitmenine kadar beslenmektedir. Bu da ön yargı duvarlarının aşılmayacak şekilde yükselmesine neden olmaktadır.
Bir Varsayım Değil Somut Bir Sorun
Katılımcıların içerisindeki engelli kimseler bizzat yaşadıkları sorunları ifade etmişlerdir. Mesela çok iyi bir şirkette çalışan akademik ve dil yeterlilikleri haiz bir görme engelli iş değişikliği yapmak istediğinde bunu salt engellilik nedeniyle gerçekleştirememiştir. Yine bir diğer katılımcı akademik bir kadroya girmek istemesi ve tüm sınav başarısını sağlamasına rağmen engelinin sorun olacağı açıkça belirtilerek mülakatla elendiğini belirtmiştir. Yine bir diğer katılımcı üniversite sınavında yeterliliğini sağlayarak dereceyle girdiği bir sağlık bölümünde kanuni ve fakülte yönetiminin bilfiil engelleri nedeniyle okulu bırakmak zorunda kaldığını belirtmiştir.
Sağlamcılık Tam Gaz
İş Kanunu uyarınca zorunluluk arz eden engelli çalıştırma durumunda dahi trajikomik ilanlar verildiği görülmektedir. Bir özel bankanın verdiği iş ilanında kör, sağır, sakat, böbrek nakli olmayan işçi alımı yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Durum engelden engele de farklılaşmaktadır. Bu ilanların arka planında yeti kaybı olan kişilerin kendilerinden bekleneni yapamayacağı yahut iş verimliliğini düşüreceği gibi bir varsayım vardır. Bu nedenle de mümkün mertebe engelli çalıştırmamak, çalıştırma zorunluluğu durumunda da “yeti kaybı olmayan” engelli bulma çabası görülmektedir.
Engelliler açısından kanıksanmış rollerin olduğunu teslim etmek gerekir. Okuyamaz. Okusa çalışamaz. Çalışsa nitelikli bir iş yapamaz diye varsayımlar peşi sıra gelmektedir. Bu noktada söz konusu engellemelerin meşru bir amaca dayanıp dayanmadığının irdelenmesi gerekir. Buna bakıldığında dünya örnekleri ile tenakuz teşkil edecek engellemelerin Türkiye’de sürdüğü görülmektedir. Örneğin; Türkiye’de eczacılık bölümünde okuyamadığını söyleyen görme engelli bir katılımcıya karşın yurt dışında kimya laboratuvarında çalışan görme engelliler görülmektedir.
Ön Yargıyı Besleyen Özneler
Bağımsız hareketi olmayan, bunu edinmek yerine insanlardan yardımı bir alışkanlık haline getirmiş öznelerin de kalıp yargıyı inşa eden harca beton döktüğünü belirtmek gerekmektedir. Yine grup aidiyetinden bağımsız hakkın kötü kullanımı niteliğinde çalışmak veya risk almak istemeyen engelli profili özelleşmiş bir grup olması nedeniyle daha fazla göze batmaktadır. Şüphesiz burada mağduru failleştirmek gibi bir tavra girilmesi hedeflenmemekte, bir değer yargısından çok olan durum ve olası sonuçları resmedilmeye çalışılmaktadır. Bağımsızlığını kazanmak bir yana bunu peşinen teslim eden öznenin toplum nezdindeki etkisinin bu olduğu da inkar edilemez bir gerçektir.
Yasal Sağlamcılık
Tüm bu etkenlerle birlikte meseleyi somutlaştırmak ve hukuk zemininde değerlendirmek önem taşımaktadır. Başka bir ifadeyle yukarıda ortaya koyulan tespitlerin teknik anlamda ne gibi sonuçlar doğurduğunu incelemek gerekmektedir. Öncelikli olarak uluslararası örneklere bakıldığında oldukça geniş bir skaladan söz edilebilir. Görme engelli veya fiziksel engelli bir kişinin hakimlik mesleğini icra etmesi mümkündür. ABD ve İngiltere, Fransa gibi ülkelerde birçok engelli yargıç görev yapmış ve yapmaktadır. Buna ek olarak görme engelli bir birey matematik ve mühendislik gibi bölümlerde okuyarak bu meslekleri icra edebilmektedir. Diğer taraftan eczacılık mesleğinin görme engelli bireyin eczacılık yapması konusu ABD’de tartışmalıdır. Doğrudan mevzuata dayalı bir yasak olmasa da bazı eyaletlerde üniversitelerin görme engelli öğrencileri kabul etmemesi veya mezun olmuş öğrencilerin bu mesleği icra edemedikleri görülmektedir. Bir kısım insan dava yoluyla kişisel kazanımlar elde etmeyi başarmıştır. Bununla birlikte ABD özelinde fizyoterapi, hemşirelik gibi mesleklerin engelliler tarafından icra edilebilmesi noktasında mücadele devam etmektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, engellilerin üst düzey devlet kademelerinde görev aldıkları da unutulmamalıdır. Görme engelli New York Valisi, İngiltere’de görme engelli içişleri bakanı örnek verilebilir. Tüm bu veriler dikkate alındığında engellilerin meslek edinebilme noktasında hukuki zeminde katı yasak ve kurallarla karşılaşmadıklarını söylemek yanlış olmaz. Başka bir deyişle özellikle ABD ve İngiltere özelinde mevzuat bazında meslek edinmenin önünde açık bir engel bulunmamaktadır. Diğer yandan karar mekanizmalarında yer alan kişilerin inisiyatifi söz konusu olduğunda yine çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır.
Ülkemize bakıldığında birtakım mevzuat hükümlerinin katı bir biçimde engel ve ayrımcılık oluşturduğu bir gerçektir. Bu kapsamda bazı örnekler şu şekilde sıralanabilir:
Kaymakamlık ve valilik alımlarını da kapsayan 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nun ehliyete ilişkin hükümlerinin bulunduğu 2. Maddesinde:
“memleketin her ikliminde iş görmeye ve her vasıta ile gezip dolaşmaya kabiliyetleri bulunduğu hakkında tam teşekküllü Devlet hastanelerindeki kurullardan rapor alanlar maiyet memurluklarına aday olarak tayin olunurlar.” ifadesi göze çarpmaktadır.
Aynı kanunun kaymakamlık atama ve mülakat kriterlerine ilişkin olarak düzenlenen 2/A maddesinin 2. Fıkrasının b bendinde: “Temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu, liyakati ile genel ve fiziki görünümünün” ibaresi bulunmaktadır.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun atanma şartlarını içeren 8. Maddesinin g bendinde:
“Hakimlik ve savcılık görevlerini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya engelliliği bulunmamak.” Kriteri yer almaktadır.
Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesinin 2. fıkrasının f bendinde:
“Mesleğini yapmayı engelleyecek bir hastalığı bulunmadığına dair sağlık raporu ile mesleğini yapmayı engelleyecek derecede iki gözünün görmekten mahrum olmadığına dair uzman hekim raporu.”;
1512 sayılı Noterlik Kanununun stajyerlik şartlarını içeren 7. Maddesinin 12. Bendinde:
“Noterlik görevini devamlı ve gereği gibi yapmaya engel vücut veya akılca malul olmamak” ifadeleri yer almaktadır.
Tüm bu örnekler göstermektedir ki, ülkemizde çeşitli mevzuat hükümleri engellilerin meslek seçimi bağlamında doğrudan kısıtlayıcı bir rol oynamaktadır. Bu durum şüphesiz raporun ilk bölümlerinde vurgulanan kalıp yargı ve erişilebilirlik kavramlarının hukuki ölçekteki bir yansımasını meydana getirmektedir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki mevzuattaki sınırlayıcı hükümler ne yazık ki burada sayılı örneklerle sınırlı değildir. Peşinen ifade etmek gerekir ki mesleğe kabul usulünün bir parçası olan, mesleği yapma yeterliliğine ilişkin hekim raporu alma usulü anayasa tarafından benimsenen hak rejimi ile çelişmektedir. Öncelikle bir mesleği yürütme hakkının Anayasa tarafından nasıl korunduğunu ortaya koymak gerekir. Anayasa madde 20 ve devamı hükümlerde özel yaşam hakkını korumaktadır. Mesleki faaliyetle yüksek mahkeme kararları ile özel yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. Anayasa’nın madde 48 ve devamı hükümleri çalışma ile ilgili düzenlemeler getirmekte, çalışmanın bir hak olduğu açıkça kabul edilmektedir.
Yukarıda alıntılanan ve engellilerin bazı meslekleri yapamamasına doğrudan bazı meslekleri yapamamasına ise dolaylı olarak yol açan hükümler Anayasa tarafından korunan hakları sınırlamaktadır. İlk olarak bu sınırlamada bir meşru amaç bulunmadığı kabul edilmelidir. Zira yukarıda açıklandığı üzere getirilen sınırlamalar sağlamcılığın ve bu doğrultuda ayrımcılığın bir görünümüdür. Kamunun, engellilerin bazı mesleklerden kategorik olarak yasaklanmasında bir menfaati olamaz.
Bir an için meşru amacın varlığı kabul edilse bile, getirilen düzenlemeler orantılı değildir. Burada iki rejimi ayırmak gereklidir. Bazı mesleklerden engellilerin kategorik olarak yasaklandığı bazı mesleklerde ise doktor raporunun şart koşulduğu anlaşılmaktadır.
Engellilerin kategorik olarak bazı mesleklerden yasaklanması bir ayrımcılık örneğidir. Kanun önünde eşitlik ilkesi ihlal edildiği gibi özel yaşam hakkı Anayasayı ihlal edecek şekilde sınırlanmaktadır. Burada en azından kişinin mesleği yapacak yeterliliği olup olmadığının araştırılması gerekir. Böyle bir düzenlemenin orantılı olduğu söylenemeyeceği gibi, demokratik bir toplumda gerekli olduğu da iddia edilemez.
Engellileri doğrudan ilgilendiren diğer bir husus ise hemen hemen her meslekte söz konusu olan, mesleğe girmeden önce sağlık raporu gerekliliğinin getirilmiş olmasıdır. Burada mesleklerin doğru icrasının kamu düzeninin bir parçası olduğu ön kabulü üzerinden bir meşru amacın varlığı kabul edilebilir.
Ancak kanun ile kabul edilen yöntem hukuka aykırı görünmektedir. İlk olarak doktor bir mesleğin icrası için nasıl bir bedensel yeterlilik gerektiğini bilemez. Bu sebeple kabul edilen yöntem amaca ulaşmada elverişli değildir.
Diğer bir husus ise kabul edilen yöntemin Medeni Hukuktaki anlamıdır. Medeni Hukukumuzda kişilerin engellilik sebebi ile bazı haklarının sınırlanması, kısıtlama ve vesayet rejiminin bir parçasıdır. Genel kural olarak kısıtlama için hakim kararı gerekli iken, mesleklere kabulde daha güvencesiz bir yol benimsenerek doğrudan sağlık raporu alınmak sureti ile konu hekimlere terk edilmiştir. Burada şahsın somut olay bağlamında engellilik durumu mahkemece incelenerek bir karara varılmamaktadır. Bunun yerine herhangi bir kısıtlama getirilmeyen bir kişinin hekim raporu ile kısıtlanması gibi hukuk sistemi içinde çelişkili sonuçlara yol açan ve hukuk güvenliğini ortadan kaldıran bir rejim söz konusudur. Genel kabul edilen yöntem ise, hakim incelemesini gerektirmekte, itiraz ve taleplerin değerlendirilebilmesi için imkanlar getirmektedir. Bir mesleği yapamayacağı iddia edilen bir kişinin sadece hekim raporu ile yetinilerek değil, gerekli deliller araştırılarak karar kurulması zorunludur. Zira meslek kişinin yaşamının önemli bir parçasıdır ve insan yaşamının büyük bir kısmı bir mesleği icra ederek geçmektedir.
Burada, mesleğe kabul sırasında mevcut kabul edilen hekim raporu uygulamasından vaz geçilerek, eğer kişinin mesleği yapamayacağı düşünülüyorsa kısıtlanması için sulh hukuk hakimliğine ihbarını kabul eden bir sistemin kabul edilmesi ortaya çıkan sorunları çözmeye yetecektir. Böylelikle bir hekimin değerlendiremeyeceği mesleki yeterlilik gibi son derece önemli bir husus keyfiyet veya mesleki sorumluluk kaygısından uzaklaştırılacaktır. Öte yandan bir mesleğin peşinen yapılamayacağına dair mevzuattaki tüm kalıp yargı ifadeleri temizlenmiş olacaktır. Somut olay bağlamında bir yetersizlik olduğu düşünülüyorsa mahkemeye başvurularak yargısal bir denetimin yolu açılacak, aynı zamanda da engellinin itiraz hakkını kullanabileceği bir mekanizma oluşturulmuş olacaktır.
Bu yöntem benimsenmeyecekse, hukuki zeminde bu engellerin kaldırılması adına aşağıda belirtilen kanun değişikliklerinin yapılması yerinde olacaktır:
- 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu'nun 2. maddesinin (c) bendinin 1 inci alt bendinin tamamen kaldırılması; aynı kanunun 2/A maddesinin 2'inci fıkrasının b bendinden "..ile genel ve fiziki görünümünün” ibaresinin çıkartılması.
- 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 8. Maddesinin "g" bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi:
"Hakimlik ve savcılık görevlerini sürekli olarak yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı olmamak."
- Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesinin 2. fıkrasının f bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi:
“
- 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 7. maddesinin 12. bendinde yer alan "vücut veya" ifadesinin kaldırılması
Katkı Sunanlar:
Ayşe COŞKUN-Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi
Ayşe ÖZKAN DUVAN-İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
Başak BAYSAL-Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi
Çağrı YILDIRIM-İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi
Hüseyin VAROL- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Sözcüsü
Ilgın AYDINOĞLU-EGED İstanbul Temsilcisi
Mehmet Ali KURT-Engelliler Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyesi
Mesude ERŞAN-Diken Gazetesi Muhabiri
Mustafa Serhat KAŞIKARA-Eskişehir Barosu Engelli Hakları Komisyonu Başkan Yardımcısı – Anadolu Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi
Mustafa KESKİN- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi
Nurşen KORKMAZ-Engelsiz Erişim Derneği Başkanı
Uğur BECERİKLİ-Günboyu Gazetesi Köşe Yazarı
Yeliz DOMAÇ- İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi Üyesi


