Diyarbakır’Da 13 Askerimizin Şehit Olmasına Yol Açan Hain Pusuyu Nefretle Ve Şiddetle Kınıyoruz
İstanbul Barosu olarak,

İstanbul Barosu olarak, kaybettiğimiz şehitlerimize tanrıdan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyoruz. Yaralı askerlerimiz için şifa dileklerimizi iletiyoruz.
Dün Diyarbakır’da yaşanan saldırı, şimdiye değin yaşanan terör saldırılarından ciddi farklılıklar gösteren bir nitelik taşımaktadır. Yaşanan siyasal konjonktürle, bu terör saldırısının aynı zaman dilimine denk gelmesi, siyaset kurumunun tehdit edilmesi anlamındadır.
Bu terör saldırısının, özerklik ilanı ile aynı günde gerçekleşmesi tesadüf değil ise, terörün Ankara’daki boyutları da gözlenmelidir.
Bu terör saldırısının, İmralı kaynaklı “protokollerin” açıklanması ile aynı günde olması tesadüf değilse, izlenen siyasetlerin yeniden değerlendirilmesi de gündeme gelmelidir.
Bu noktada, bir süredir sürdürülmekte olan “İmralı Müzakerelerinin”, müzakere safhasını çoktan geride bırakarak “protokol” aşamasına varmış olması, özel olarak değerlendirilmelidir. İktidar ve muhalefetiyle tüm politik kesimlerin “devlet kanalıyla görüşme” adı altında yürütülen bu ilişkiyi doğal kabul ettikleri de düşünülürse, yeni ve ortak bir siyasetin saptanması kaçınılmazdır. Ancak, bu müzakere ortamını tercih edenler, mücadele ortamından vazgeçmiş olacakları için, bütün sorumluluğu da yüklenmiş olmalıdırlar. Bugün, yaşanan bu terör karşısında, hangi protokol hükmünün ihlal edildiğini sormak da her yurttaşın hakkıdır.
Bizzat terör örgütünün Kandil sorumlusu tarafından, siyasal iktidarla ortak bir çalışma içinde gerçekleştirildiği belirtilen “Habur Açılımı”nın bir yıl sonra vardığı bu aşama, 13 askerimizin şehit olduğu bir sonucu ifade ediyorsa, yeniden düşünmek gerekliliği rasyonel bir sonuç olacaktır.
Toplumun ciddi bir kesiminde yaygınlaştırılan ve barış dili kullanarak yumuşatılmaya çalışılan ortamın, terör örgütü tarafından silahla ve kanla donatılması, soruna yeni anlayışlarla yaklaşılmasını şart kılmaktadır. Başka konular tartışılırken Türkiye’deki demokratikleşmeyi öne çıkarıp, “ileri demokrasiden” bahsedenlerin, sorunun çözümü için “demokratikleşmeyi” koşul kabul etmesi, gelinen noktadaki yetmezliğin açık kanıtıdır.
Talep konusu başlıkların, Ortadoğu’da dizayn edilen yeni politikalardan bağımsız bir yaklaşımla ve naif algılarla ele alınması, iyiniyetli ve barışçı bakış açılarını bile sömürecektir. Barışın karşısına silah koyan ve kanı durdurmayan bir yaklaşımın sorunu nereye taşımak istediği son derece açıktır.
İstanbul Barosu olarak, Ortadoğu’nun yeni düzenindeki bir coğrafyaya bölünerek katkı vermeye yönelik her türlü siyasetin karşısında olacağımızı bir kez daha kararlılıkla vurgularız.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


