Deprem Kentsel Dönüşümleri Ve Nükleer Tehdit
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca

İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca düzenlenen ‘Deprem Kentsel Dönüşümleri ve Nükleer Tehdit’ konulu panel 24 Mart 2011 Perşembe günü saat 15.30-18.30 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Baro’nun Avukatlık Yasasının verdiği yetkiye dayanarak insan haklarını ilgilendiren her konuda görüşünü ve tavrını ortaya koyacağını, tavrını koyanlara da destek vereceğini söyledi.
Kocasakal, Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu bünyesinde görev yapan HES Çalışma Grubunun sonuç alıcı başarılı çalışmalar yaptığını, HES Grubunun açtığı tüm davalara Baro’nun müdahil olacağını bildirdi.
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Alev Seher Tuna da,
Türkiye’nin bir deprem kuşağında bulunduğunu, çok acı veren, can ve mal kayıplarına neden olan depremler yaşandığını, ancak bunlardan yeterli bir ders çıkarılmadığını söyledi.
Doğal afetlere karşı alınması gereken önlemlerin göz ardı edildiğini, çevre ve kent açısından sağlıklı bir planlama yapılmadığını, yapılan planların da sık sık değiştirildiğini kaydeden Tuna, siyasilerin zaman zaman siyasal çıkar uğruna çarpık yapılaşmayı görmezden geldiklerini, toplumsal bilinç oluşmadığı için bu gidişin önlenemediğini belirtti.
Tuna, kentsel dönüşüm alanlarının şirketler tarafından lüks inşaat için kullanıldığını bu nedenle kamusal yararın gözetilmediğini bildirdi.
İstanbul Çevre Federasyonu Başkanı Av. Tunay Gürsel’in yönettiği oturumda konuşan Türkiye Jeofizik Mühendisleri Odası Onursal Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye’nin ikinci dereceden deprem ülkesi olduğunu, Türkiye’nin doğusu, ortası ve batısında depremin verdiği zararın farklı olduğunu, bunun gelir dağılımı bozukluğu ve yoksullukla ilgili olduğunu söyledi.
Yeryüzündeki doğa olaylarının %3’ünün Türkiye’nin payına düştüğünü belirten Ercan, 7,2 büyüklüğündeki İstanbul depreminin en erken 2033, en olası 2040-2050, en geç 2075 yılında beklendiğini, daha erken deprem olasılığının ancak %1 ihtimal olduğunu bildirdi.
Bütün dünyada nükleer santrallerin yaşamın sınırlı olduğu karasal bölgelerde yapıldığını belirten Prof. Dr. Ercan, Türkiye’nin Akkuyu Nükleer Enerji Santralini daha ucuza mal edebilmek için turizmin ağırlıklı olduğu sahil bölgesine kurmayı planladığını, bunun da turizm gelirlerini olumsuz etkileyeceğini anlattı.
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Eski Başkanı Erhan Demirdizen, ikinci dereceden deprem kuşağı üzerinde bulunan Türkiye’de, depremin ciddiye alınarak çevre ve kent planlarının buna göre yapılması gerektiğini söyledi. Demirdizen, kentsel dönüşüm planlarının depremin etkilerini ve risklerini azaltabileceğini bildirdi.
Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Y. Müh. Emine Girgin de nükleer enerjinin bir ihtiyaç haline geldiğini, bunun en tehlikeli enerji tipi olduğunu, çünkü nükleer enerji santrallerinin radyoaktif atıklar ürettiklerini, çevre kirliliğine neden olan bu atıkların insan sağlığı açısından çok zararlı olduklarını söyledi.
Bu atıkların ne yapılacağına ilişkin kesin bir çözüm bulunamadığını hatırlatan Girgin, Çernobil ve Fukuşima kazaları üzerinde durdu ve Akkuyu’ya yapılacak Nükleer Santrale karşı çıkmanın yurtseverlik olacağını savundu.
İstanbul Barosu Eski Başkan Yardımcısı Av. Filiz Saraç da konuşmasında, deprem olayına hukuksal açıdan yaklaştı. İnşaatların yapım aşamasında gerekli denetimlerin yapılmadığını, bu yüzden can ve mal kayıplarının yüksek olduğunu belirten Saraç, ulusal ve uluslararası metinlerde insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının en temel haklardan biri olarak kabul edildiğini, bu hakkın korunmasının devletin görevi olduğunu, ancak bu görevin yeterince yerine getirilmediğinin yaşanan afetlerde açıkça görüldüğünü bildirdi.
Panelin soru-cevap bölümünün tamamlanmasından sonra konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi verildi.


