Denktaş:”Orams Davasını Fırsata Dönüştürelim”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 7 Mayıs 2009 Perşembe günü saat 15.00’da İstanbul Barosu Başkanlığını ziyaret etti. Denktaş, Baro Başkanı Av. Muammer Aydın ve Yönetim Kurulu Üyeleriyle bir süre görüştü.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 7 Mayıs 2009 Perşembe günü saat 15.00’da İstanbul Barosu Başkanlığını ziyaret etti. Denktaş, Baro Başkanı Av. Muammer Aydın ve Yönetim Kurulu Üyeleriyle bir süre görüştü.
Ziyarette, İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Selçuk Demirbulak, Genel Sekreter Av. Özden Gönenli, Sayman Üye Av. Tayfun Aktaş, Yönetim Kurulu Üyeleri
Av. Handan Doğan, Av. Cesur Kılınç, Av. Berrin Adıyaman, Av. Turgay Demirci,
Av. Hüseyin Özbek, Av. Ufuk Özkap, ve Doç. Dr. Ümit Kocasakal da hazır bulundu.
Bu arada Başkan Aydın, Sayın Rauf Denktaş’a ziyaretin bir anısı olarak plaket sundu.
Rauf Denktaş, ziyaretinden önce basına bir demeç verdi. Denktaş, yeni bir ruh ve yeni bir pazarlık avantajıyla Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmada Orams Davası’nın fırsata dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.
Konuşmasında, Kıbrıs sorununa ilişkin geniş açıklamalar yapan Denktaş, Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından Kıbrıs Türklerinin temel haklarının berhava edildiğini, buna boyun eğmemek gerektiğini, hukukçularla bu konuyu görüşmek istediğini bildirdi.
Devletin ve halkın haklarına sahip çıkmak yerine bunları ortadan kaldırmak için Rumların fiili adımları karşısında boynumuzu büküp beklemememiz gerektiğini vurgulayan Denktaş, Orams Davası başladığında Yunanistan’ın ve Rum idaresinin bu davaya müdahil olduğunu, Türkiye’nin ve KKTC’nin de mutlaka müdahil olması gerektiğini çeşitli nenlerle anlattığını, yazdığını, söylediğini, ancak bunları kimsenin dinlemediğini bildirdi.
Adalet Divanının başında, Yunan uyruklu bir profesörün bulunduğunu hatırlatan Denktaş, şunları söyledi:
“Orams Davası’na müdahil olmuş olsaydık her halde bunlara itiraz etme hakkımız doğacaktı. Ayrıca tutanakları okuduğumuzda; KKTC’nin kuruluşunun neden 20 yıl beklentiden sonra niçin ilan edildiğini, 1960 antlaşmalarıyla Türkiye’ye ve Kıbrıs Türklerine verilmiş olan hakların hangi metotla nasıl yok edilmeye çalışıldığını, katliamlarla toplu mezarlar açarak berhava edilmek istendiğini söyleyenin, savunanın bulunmadığını görecektik.”
Davanın sanki normal bir memlekette, normal bir dava görülüyormuş gibi bir hava içersinde cereyan ettiğini belirten Denktaş, “Bir nüfus mübadelesi yapılmıştır, arkasından Birleşmiş Milletler Fikirler Dizisi denilen planda mal mülk meselesinin global bir şekilde halledilmesi gereği kayda geçmiştir. Annan Planı’nda bile mal mülk meselesinin siyasi masada halledileceği kayda geçmiştir. Bunlar Orams Dava’sında hiç ortaya konmamıştır. Ve neticede karar hepimizi üzmüştür” dedi.
Bu koşullar altında Cumhurbaşkanı Talat’ın Güney Kıbrıs Rum Lideri Hristofyas’a “artık görüşmemize bir neden yok, ama ben görüşmeleri kesmiyorum, askıya alıyorum, şimdi gel seninle Birleşmiş Milletler’in de öngördüğü gibi mal mülk meselesini siyasi masada halledelim, bunu hallederken takas ve tazminatlarla 1963’den bu yana Rum kesiminin yaptıklarını da ortaya koyup meseleyi kökünden halledelim” demesi gerektiğini kaydeden Denktaş, çünkü bu meseleyi halletmedikçe Kıbrıs meselesini halletmenin mümkün olmadığını söyledi.
Rum-Yunan tarafının esas siyasetinden zerre kadar ayrılmaksızın Enosise doğru gittiğini, AB üyeliğini Enosis olarak ilan ettiklerini belirten Rauf Denktaş, “Şimdi yegâne istedikleri şey Kıbrıs dedikleri Rum idaresinin üyeliğini Türklerin tamamlamasıdır. Böylelikle Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarının tümü ortadan kalkacak ve Türk askeri başı eğik Kıbrıs’tan ayrılacaktır” dedi.
Girit için oynanan oyunların Kıbrıs için sürdürüldüğünü, ABD, Garantör İngiltere ve AB’nin hak ve adalet gözetmeksizin Rumları destekleyerek tehlikeli bir kulvarda ilerlediklerine işaret eden Denktaş, Annan Planıyla aldatılan halkın son seçimlerde KKTC’ye sahip çıktığını, ancak Türkiye’deki halkın iradesi savunucularının bunu dikkate almadığını bildirdi.
Talat- Hristofyas görüşmelerinin böyle devam etmesi halinde ortaya konulacak çözümün Türkiye’yi ve KKTC’yi teslimiyete götüreceğinin altını çizen Denktaş, bundan bir sonuç alınmasa bile her zaman olduğu gibi yine bizi suçlayacaklarını, onun için Orams Davası’nın elimize büyük bir fırsat verdiğini, yeni bir ruh ve yeni bir pazarlık avantajıyla görüşmelerin iki devlet esası üzerinden sürdürülmesinde büyük yarar bulunduğunu hatırlattı.
Annan Planından önce TBMM’nin oybirliğiyle almış olduğu iki devlet iki millet ortaklığını öngören, Türkiye’nin garantörlüğünü devam ettiren karara göre görüşmelerin sürdürülmesi gerektiğine inandığını belirten Denktaş, sözlerini şöyle tamamladı: “Hâlbuki şimdi tutulan yolda garantörlük de asker de ortadan kalkacaktır. Aksini söyleyen varsa, kendisiyle yüz yüze istediği yerde tartışmaya hazırım. Hristofyas açıkça ‘AB üyesi bir devlette garantörlük olmaz, gereği yoktur, asker hiç olmaz’ demektedir ve tüm ağırlık Türk askerinin adadan çıkması üzerinedir. Biz de ‘artık güçlüyüz’ diyoruz, hiçbir şekilde Enosis’e boyun eğmeyeceğimizi, hiçbir zaman Rum idaresini meşru hükümet olarak tanımayacağımızı ilan edelim ve KKTC’nin ‘var olacağını’ fiilen gösterelim. Ben başka çıkış yolu görmüyorum”.
ORAMS DAVASI
Orams Davası, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lefkoşa Mahkemesi'nin, KKTC hukukuna göre Orams ailesine ait olan ve Kuzey Kıbrıs'ta bulunan taşınmaz malın eski haline döndürülerek Rum Yönetimi tapusuna göre sahibi olan Apostolides'e devredilmesi ve bu aradaki kullanımdan dolayı tazminat ödenmesi konusunda aldığı kararla başlamıştı. Daha sonra İngiliz yetkili makamlarına yapılan başvuruyla, kararın İngiltere'de tanınması ve uygulanması (tenfiz) için girişimde bulunulmuş, bu yöndeki talebe ilişkin olarak İngiliz ilk derece mahkemesinin verdiği ret kararının ardından Kıbrıslı Rum Apostolides'in İngiliz İstinaf Mahkemesi'ne başvurmasıyla süreçte yeni bir aşamaya ulaşılmıştı.
İngiliz İstinaf Mahkemesi, Avrupa Birliği hukukunun kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 44/2001 sayılı AB Tüzüğü'nün ve 10. Protokol'ün yorumlanmasını, bu konuda yetkili olan ATAD'dan istemeye karar vermiş ve konu bu yolla ATAD'ın gündemine getirilmişti. ATAD'da uygulanan yargılama usulüne göre mahkemeye sunulan yazılı düşüncelerin ardından yapılan duruşmada taraflar konuya ilişkin iddialarını dile getirdi ve Savcı Juliane Kokott, mahkeme için bağlayıcı olmayan görüşünü açıkladı.


