İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Cumhuriyet Ve Demokrasi Ayrı Şeyler Değildir

Türkiye Cumhuriyetinin 84. kuruluş yıldönümü nedeniyle İstanbul Barosu Başkanlığınca “Cumhuriyet ve Demokrasi” paneli düzenlendi.

Cumhuriyet Ve Demokrasi Ayrı Şeyler Değildir

Türkiye Cumhuriyetinin 84. kuruluş yıldönümü nedeniyle İstanbul Barosu Başkanlığınca “Cumhuriyet ve Demokrasi” paneli düzenlendi.

26 Ekim Cuma günü saat 16.00’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapılan panel, Ulu Önder Atatürk ve şehitlerimiz için yapılan saygı duruşuyla başladı.

Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Türkiye’de 84 yıldan bu yana geçen süreçte cumhuriyetle ilgili temel duyarlılıklar noktasında herhangi bir sorun yaşanmadığını, ama son birkaç yıllık dönemde böyle bir kuşkunun beslenmekte olduğuna hep birlikte tanık olduğumuzu söyledi.

Özellikle Cumhuriyetle Demokrasi arasında bir savaşım varmış gibi, Cumhuriyet olursa Demokrasi olmazmış gibi yaklaşımların sergilendiğini belirten Durakoğlu, “oysa 84 yıllık algılayış bize bu sürecin aslında hiç de böyle olmadığını anlatmak için yeterliydi” dedi.

Durakoğlu şöyle konuştu:

“Bizim cumhuriyet değerlerimiz, aynı zamanda demokrasimizin de altyapısı; demokrasimize de sahip çıkacağız. Cumhuriyet ve demokrasinin ayrılmaz olduğunu, ayrılmayacağını, demokratik değerleri yaşatarak cumhuriyetimizi yaşatabileceğimizi bilerek sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

Paneli yöneten İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ve onun ilkelerinin bazı egemenleri rahatsız ettiğini, onun adının ve ilkelerinin es geçildiği bir anayasa taslağının ortalıkta dolaştığını, cemaatleşme ve etnik alt kimliklere bölünerek Sevr koşullarının hazırlanmaya çalışıldığını, buna izin verilmeyeceğini bildirdi.

Özbek, ilk sözü Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi ve TÜMOD Genel Başkanı Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’ya verdi.

Toplumda son zamanlarda bir bölme merakının ortaya çıktığını belirten Alpaslan Işıklı, Cumhuriyet ve Demokrasiyi ayrı şeylermiş gibi göstermenin yanlış olduğunu, ikisinin de aynı şey olduğunu örnekleriyle anlattı.

Özellikle ikinci cumhuriyetçi takımının Atatürk’ü demokrasinin dışında ve ona karşıt bir unsur olarak gösterme merakında olduğunu hatırlatan Işıklı, “Bağımsızlık olmadan demokrasi olmaz, ama Atatürk’ün Türkiye’nin demokratikleşmesine katkısı bundan ibaret değildir. Sessiz sedasız, kansız, gürültüsüz, mücadelesiz olduğu için bunun farkına varılmaz” dedi.

Işıklı konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Mesela işçilerin oy hakkına sahip olması İngiltere’de bir asır süren ve zaman zaman kanlı boyutlara varan bir mücadelelerin sonunda olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı Anayasasında yer alan, işçilerin milletvekili seçilmelerini yasaklayan hükmü 21 ve 24 Anayasasıyla kaldırmıştır. Osmanlı Anayasasında bu noktada bir hüküm vardır: “Hini intihapta başkasının hizmetinde çalışanlar milletvekili olamazlar”. Bunu Atatürk bir çırpıda kaldırıvermiştir, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, hatta Meclis’in kuruluşuyla birlikte. Öbür taraftan İntihab-ı Mebusan Yasasında ve başka bazı yasalarda oy verebilmek için az-çok vergi ödemek, belli bir gelire sahip olmak koşulu vardır. Yani varlıklı olmakla sınırlıdır oy verme yetkisi; seçme-seçilme hakkının kapsamına girmek. Atatürk seçme-seçilme hakkının bütün vatandaşları kapsayacak şekilde Anayasa’da yer almasını sağlamıştır.”

Üst üste yaşanan iç ve dış savaş felaketlerinin Atatürk’ü büyük bir olanaksızlık içinde bıraktığını, ama buna rağmen Atatürk’ün sonuna kadar demokrasi azmini sürdürdüğünü kaydeden Işıklı, Atatürk’ü demokrat olmamakla itham edenlerin, onun karşısına çok ilerici (!) bir alternatif getirdiklerini savunduklarını söyledi.

Işıklı şöyle devam etti: “Onun karşısına getirdikleri alternatif küresel egemenlere teslimiyettir. Açıkça söylüyorlar. Bir tanesi “Ne mutlu, Türkiye artık bundan sonra Ankara’dan değil Brüksel’den idare edilecektir” diye yazdı. Bir başkası “Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar değerli bir ülkedir” dedi. Söyledikleri bu. Demek ki bunların Atatürkçülüğe, cumhuriyetin temsil ettiği anlamda demokratlığa olan alternatifleri dünyaya açılma, değişim rüzgârlarına ayak uydurma gibi yakıştırmalarla sundukları şey, aslında sömürgeleşmedir.”

 Konuşmasına modernleşme ve modernlik arasında farkları anlatmakla başlayan Yeditepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Tarih Bölümleri Başkanı Prof. Dr. Feroz Ahmad, ülkeler örneğin Suudi Arabistan gibi teknolojik bir gelişme gösterseler bile moderniteye, bir başka ifade ile modernliğe ulaşamadıklarını, çünkü o tip ülkelerde ataerkil ailelerin ve bunlardan oluşan toplum yapısının bulunduğunu söyledi.

Osmanlı İmparatorluğunun da aynı ataerkil yapıya sahip bulunduğunun altını çizen Feroz Ahmad, İslam bilgini Şarabi’nin ilim, dil, devlet, sosyal ilişkiler ve tabakalaşma olmadan modernliğin gerçekleşmeyeceğini işaret ettiğini bildirdi. 

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen Atatürk’ün bütün dogmalardan uzak, çağdaş bir devlet kurduğunu, laiklik ilkesini hayata geçirdiğini belirten Ahmad, “Atatürk’le birlikte Türkiye’de bilgi ve bilime çok büyük önem verildi. Bu yeni toplumda kadınlara önemli haklar tanındı ve kadınlar Kemalist modernlikten çok iyi bir şekilde yararlandılar” dedi.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Jeopolitik Dergisi Editörü Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu ise Türkiye’nin emperyalistlerin yeniden göz diktikleri bir süreci yaşadığını söyledi.

Uygarlığın sadece ekonomik gelişmişlik düzeyiyle ölçülemeyeceğini, bunun en iyi örneğini oluşturan ABD’nin Irak’ta yaptıklarının gözler önünde olduğunu belirten Hacısalihoğlu, vatanlarını direnişle korumaya çalışın, savaşan, sömürgeciliğe karşı baş kaldıran insanların daha uygar olduklarını, Kurtuluş Savaşımızın da böylesine kutsal bir uygarlık savaşı olduğunu bildirdi.

Cumhuriyetin ulusal egemenlik ve ulusal bağımsızlık temeline dayanan bir değer olduğunun altını çizen Hacısalihoğlu, “Bu iki değer aynı zamanda geniş halk kitlelerinin gerçek demokratik taleplerini, onların mutluluğunu, onların refahını, onların zenginleşmesini ve zenginleşen birikimin adil hakça paylaşılabilmesini de içeren bir anlam taşır. Ulusun kendi egemenliği kendi iradesi aynı zamanda ekonomide de kendi iradesini zorunlu kılar” dedi.

Panelin ikinci bölümünde konuşmacılar katılımcıların sordukları soruları yanıtladılar.

Galeri

Kategori:Haberler