Çocuk Hakları Merkezi: Yine Olan Çocuklara Olacak
Anayasa Mahkemesi 2015 yılında TCK 103/2 maddesinde yer alan “çocukların cinsel istismarı “ başlıklı düzenlemenin “Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan

Anayasa Mahkemesi 2015 yılında TCK 103/2 maddesinde yer alan “çocukların cinsel istismarı “ başlıklı düzenlemenin “Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur” maddesini iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ertesinde “aynı başlıkla” 14.12.2015 tarihinde yapmış olduğumuz açıklamada , bu sonuçtan çocukları istismar eden yetişkinlerin faydalanacağına dair kaygımız ifade edilmiş, özet olarak “resmi nikah kararı olmaksızın dini nikah kıyanların cezalandırılmasını ortadan kaldıran Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte değerlendirildiğinde Anayasa mahkemesinin erken yaşta evlilikleri toplumsal ve kültürel bir olgu olarak kabul ettiği ve bunun cinsel istismarda bulunan kişilerle evlenmenin önünü açacağı kaygısı dile getirilmiştir.
Bu kez Anayasa Mahkemesi aynı maddenin cinsel istismar deyiminden ; “On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, anlaşılır” düzenlemesini iptal etmiştir.
İptal gerekçesi olarak ; maddenin 103/2 fıkrasının iptal gerekçesi olarak ileri sürülen “fiilin farklı yaş kategorilerindeki mağdurlara karşı işlendiği veya failin de küçük olduğu ya da fiilden sonra mağdurun yaşının ikmali ile fiili birlikteliğin resmi evliliğe dönüşmesi gibi her somut olayın özelikleri dikkate alınarak ceza tayin edilmesi ….suçla yaptırım arasında bulunması gereken adil dengeyi ortadan kaldıracak ölçüde ağır cezaların verilmesi sonucunu ortaya çıkarabileceği düşüncesinin aynı şekilde bu maddenin uygulanması sırasında da ölçüsüz yaptırım öngördüğü “ifadesidir.
Açıklamamıza aynı başlığın atılmasının gerekçesi de tam olarak Anayasa mahkemesinin bu gerekçesidir. Zira çocukların cinsel istismardan korunması noktasında daha da geri bir noktaya düşülmüştür.
Yasa metinlerinin, gerek uygulamadan gerekse yazım eksikliklerinden kaynaklanan yanlışlıklarının çözüm yolu, onların bir bütün olarak iptalinden ziyade toplumsal adaletin sağlanması ve mağdurların görmüş olduğu zararlara adil karşılık sağlanması yolunda adımların atılması olmalıdır.
Çocukların cinsel istismarı başlıklı yasa maddesinin özellikle akranlar arasındaki ilişkide rızaya dayanan birlikteliklerde ağır cezai sonuçların olması adalet dengesini sarsıcı niteliktedir. Bu nedenle akranlar arasındaki rızaya dayalı cinsel birlikteliklerin ceza hukuku konusu edilmekten çıkarılması ve yetişkin fail ile çocukların bir tutulmaması gerekmektedir.
Ancak bu eksikliğin “fiilden sonra mağdurun yaşının ikmali veya fiili birlikteliğin resmi evliliğe dönüşmesi hallerini “ kapsayacak şekilde gerekçelendirilmesi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının çocuk hak savunucularının karşı çıktığı erken çocuk evliliklerinin önünü açacağı veya aradaki yaş farkından bağımsız olarak her olayda çocuğun rızasını tartışma konusu yapacağı açıktır. Anayasa Mahkemesinin gerekçesi hukuksal bir yorumdan ziyade toplumsal dinamikler üzerinde siyasal bir bakış açısının yansıması sonucunu doğuracaktır. Amaçlanan farklı olsa bile yasa metninin iptali ve Anayasa Mahkemesinin gerekçesi 12 yaşında bir çocuğa karşı cinsel istismar suçunu işleyen 50 yaşındaki bir kişinin “ çocuğun rızası var “ tartışmasının önünü açacaktır.
Bu anlamda Yasama ve yürütmenin tüm eleştirilere rağmen çocuğun cinsel istismarı konusunda ayrıntılı, çocuğun üstün yararını esas alan, çocuk yararına bir düzenleme yapmayarak, konunun kamuoyunda yargı eliyle tartışılacak sonuçlar yaşanmasından sorumlu olduğu da açıktır. Bu durum toplumsal infial yaratacak sonuçlar çıkmasına neden olacaktır.
Bir kez daha diyoruz ki ; bir an önce yeni düzenleme yapılarak “Yapılacak yeni düzenleme, fail ile mağdur arasındaki yaş farkını esas almalı; önleyici tedbirleri, mağdurlara sağlanacak destekleri ve istismar şüphesi halinde kullanılabilecek müdahale biçimlerini kapsamalı; etkili, caydırıcı ve kaçınılmaz bir yaptırım için çocuğu tehdit eden bütün eylemleri içererek suçu tanımlamalı;mağdurun yargı sürecine dahil olmasıyla maruz kaldığı ikincil mağduriyetleri önleyecek şekilde olmalıdır.”
İSTANBUL BAROSU ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ


