Çevre Ve Kent Hukuku Açısından Üçüncü Köprü Olayının İrdelenmesi
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca düzenlenen “Çevre ve Kent Hukuku Açısından 3. Köprü” konulu panel, 6 Mart 2010 Cumartesi günü saat 12.30 – 18.30 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca düzenlenen “Çevre ve Kent Hukuku Açısından 3. Köprü” konulu panel, 6 Mart 2010 Cumartesi günü saat 12.30 – 18.30 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Sunumunu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Üyesi Av. Alev Tuna’nın yaptığı panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, trafiğin yükünü hafifletmek amacıyla yapılan iki boğaz köprüsünün sorunu çözmediğini, bunun yanlış bir bakış açısı olduğunu, iki köprünün boğazdan geçen taşıt sayısını 30 kat artırırken yolcu sayısını dört kat bile artıramadığını söyledi.
1950li yıllardan başlayarak demiryolu taşımacılığı ikinci plana itildiğini, karayolu politikalarına öncelik tanınarak ülkemizin doğal güzellik ve varlıklarının adeta hiçe sayıldığını belirten Aydın, bu politikaların hem sosyal hem de ekonomik açıdan büyük tahribatlara yol açtığını, neredeyse elli yıldan bu yana Boğaza yapılacak köprülerin sürekli tartışma konusu olduğunu bildirdi.
İstanbul’un artık eskisi gibi edebiyata konu olamadığını, doğal renklerini yitirdiğini, kentleşme açısından da alabildiğine yozlaştığının altını çizen Muammer Aydın, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesinin hazırladığı bir rapora geniş yer verdiği konuşmasında şöyle dedi:
“Trafiği yalnızca karayolu projeleri ile çözmeye çalışmak dünya ulaşım kültüründen uzak, ancak sığ bir bakış açısının ürünü olabilir. İstanbul bugün için dünyanın önde gelen metropollerinden biridir. Ancak gelgelelim öngörüsüz yöneticilerimizin siyasi çekişmelere kurban ettiği metrosu eksik olan bir metropoldür. İstanbul'un eş değerindeki dünya şehirlerine baktığımızda o şehirlerin yer altları adeta ayrı bir dünyayı yansıtmakta ve yaygın metro sistemleriyle ulaşımlarını sorunsuz bir biçimde sürdürmektedirler”.
Yeni yapılacak köprünün de insanlar için değil araçlar için tasarlandığını, yolcu sayısında önemli bir artış olmayacağını belirten Aydın, 3. Köprüyle bir türlü kesinleşmeyen güzergâhların spekülatörlerin işine yaradığını, 3.köprünün yapımı halinde çevre ve bağlantı yolları ile büyük bir ormanlık alanın ve bir o kadar da tarım alanının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını, ayrıca 3. köprünün, büyük sorun yaşadığımız su konusunda hayati öneme sahip su havzalarının da yok olmasına neden olacağını bildirdi.
İstanbul için raylı sistem ağırlıklı, deniz yolunu etkin biçimde kullanan ve otobüslerle desteklenen bir toplu taşıma sisteminin oluşturulmasının kaçınılmaz olduğunu savunan Muammer Aydın, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bu anlamda MARMARAY benzeri boğaz tüp geçişli ulaşım çözümlerine öncelik verilmelidir. Ulaştırma Bakanlığı, Karayolu Bakanlığı görünümünden kendini arındırmalı ve halkımızın yararına olacak çözümler üzerinde ivedilikle çalışmalıdır. Aksi takdirde şimdiden bağlantı yollarının yapımı ile yok olmaya başlayan kuzey ormanlarımız tamamen kaybedilecek, bağlantı yolları üzerinde projeleri hazırlanmış şekilde bekleyen çok sayıda büyük alışveriş merkezinin yapımı ile özellikle Beykoz ve Sarıyer'deki esnaflarımızın dükkânlarına kilit vurulması gündeme gelecek, kirlilik, gürültü ve kargaşanın önü alınamayarak İstanbul yaşanılabilir bir kent olmaktan hızla uzaklaşacaktır”.
Paneli yöneten İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak, 780 bin kilometrekarelik Türkiye’de 5500 kilometrekarelik bir alan üzerine oturan ve 39 ilçeden oluşan İstanbul kentinin, 72 milyon 562 bin olan nüfusumuzun %17’sini, yani 12 milyon 312 bin nüfusu barındıran bir megapol olduğunu söyledi.
Demirbulak, 1. Sanayi devriminin İngiltere'de 1765’de buharın keşfiyle yoğun üretime başlanması, 1870’lerde kıta avrupasında elektriğin demir türevlerinin üretiminde kullanılmasıyla kentleşme olgusunun başladığını ve hızla devam ettiğini, bu dönemde şehirleşmede planlama olgusunun da sert bir biçimde uygulandığını bildirdi.
Türkiye’de 1950’lerde başlayan iç göç sonucu kentlerde, özellikle iki büyük kentte nüfus yoğunlaşması oluşturduğunu, bu anlamda da bir demagojik kentleşmenin ortaya çıktığını kaydeden Demirbulak, “1950’li yıllarda kent Anadolu yakasında Bostancı'da, Avrupa yakasında da Mecidiyeköy’de biterdi. Mezarlıklar uç noktalardı ve nüfus da 800 bin kadardı” dedi
Birinci köprü ve ikinci köprülerin demagojik yatırım olduğunu, 1/100 binlik planda olmayan üçüncü köprünün de demagojik bir yatırım olarak karşımıza çıktığını savunan Demirbulak,
3.köprü güzergahının bilindiğini, hukuken de çeşitli ihtilafların çıktığı arazilerin bir, bir buçuk yıl içinde çok hızlı bir biçimde el değiştirdiğini, yürütmenin Kurtköy, Akfırat, Çavuşbaşı’nda ki örnekleri görülen rant olayını, yasa dışı olarak yandaşlarının çıkarına sunduğunu bildirdi.
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkan Yardımcısı Av. Necati Yıldırım, Türkiye’de yaşanan kentleşme olgusunu özetlediği konuşmasında, yasaların hızlı ve çarpık kentleşmenin gerisinde kaldığını, İmar Yasası’nın uygulanamaz hale geldiğini söyledi.
Yıldırım, Trakya ve Marmara bölgesini içine alan geniş bir bölgesel planlamayı öngördüklerini, sanayi yatırımlarının bu bölgenin dışına çıkarılmasını istediklerini, bu çerçevede 3.köprü yatırımının hiçbir bilimsel temele dayanmadığını ve bunun tamamen kişisel bir tercih olduğunu bildirdi.
Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Besim Sertok, power point destekli konuşmasında, Çevre Düzeni Planına göre üçüncü köprü ve çevre yollarına ihtiyaç bulunmadığının belirtildiği, Anıtlar Yüksek Kurulu’nun ise Sarıyer ve Beykoz’u SİT bölgesi ilan ettiğini ve üçüncü köprünün öngörülmediğini bildirdi.
İstanbul gibi plansız büyüyen bir kentte trafik sorununu çözmenin mümkün olmadığını belirten Sertok, şöyle konuştu: “Tarımı ve hayvancılığı çökertirseniz, insanları doyduğu yerde bırakmazsanız, göçü önleyemezseniz, meraları, ormanları, su havzalarını düşünmezseniz sorunu çözemezsiniz. Yeni köprüler yapmak demek, sorunu daha çetrefil hale getirmek demektir.”
İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, kentleşme ve çevre konularına hukuk, çevre ve siyaset açısından değerlendirmelerde bulundu. Doğaya, çevreye, tarihi mirasa karşı sorumluluğumuzun bulunduğuna dikkat çeken Özbek, İstanbul’da son zamanlarda görülen tarihi mirasa saygısızca yapılan saldırılardan örnekler verdi.
Bir zamanların yerel yöneticilerinin şimdi ülkeyi yönetmeye çalıştıklarını, yerel yönetimlerde yaptıklarını ülkesel çapta gerçekleştirmeye çalıştıklarının altını çizen Özbek, “Mecliste kavga ediyorlar ama paylaşım konusunda yerel mecliste hemen anlaşıyorlar. İçerdeki soygunculara karşı da savaş vermek gerekiyor. Tarihi mirasa saygıyı ve doğaya karşı duyarlı olmayı egemen kılmalıyız” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semih Tezcan, power point destekli konuşmasında İstanbul’un trafik sorununu sayısal olarak ele aldı. İstanbul’un trafik sorununun ancak metro ve tüp geçitlerle çözülebileceğini dikkat çeken Tezcan, metro konusunda 120 yıl geri kaldığımızı, bu açığı kapatmanın mümkün olduğunu, bunun için de köstebek gibi yerin altına girmek gerektiğini söyledi.
İstanbul’a göçün eski hızında olmasa bile devam ettiğini, göçü caydırıcı önlemlerin hala alınmadığını, araba ve lastik satıcılarının karayolu trafiğinde etkin olduklarını belirten Tezcan, Türkiye’de araba sahipliğinin %16 ile en dünyada yüksek orana sahip olduğunu, araç kadar yolcuların düşünülmediğini, dünyanın önde gelen bir kenti olan İstanbul’un metro açısından 40. Sırada bulunduğunu anlattı. Tezcan, bir seferde bin kişi taşıyan bir metronun yolcularının 250 otobüs ve 560 otomobille ancak taşınabileceğini, daha pek çok avantajıyla birlikte metronun, karayolu taşımacılığına tercih edilmesinin aklın gereği olduğunu olduğunu savundu. Tezcan, üçüncü köprü yerine Söğütlüçeşme 4. Levent arasına yapılacak BOĞAZRAY tüp geçidinin akılcı bir çözüm olacağını sözlerine ekledi.
TEMA Vakfı Hukuk Danışmanı Av. Ömer Aykul, konuya ekolojik hukuk mantığıyla yaklaştı. Dünyanın artık sürdürülebilir kalkınma dönemini aştığını, sürdürülebilir yaşam sürecine geçtiğini belirten Aykul, her şeyde kamu yararını gözetmek ve bunu savunmak gerektiğini söyledi.
Belediye Başkanlığı sırasında “Üçüncü köprü cinayettir” diyen Başbakanın, üçüncü köprüyü gerçekleştirmek istemesini ‘tutarsızlık’ olarak niteleyen Aykul, “Türkiye’deki ormanların %90’ı doğal ormanlardır. Kuzey ormanları ise İstanbul için çok önemlidir. Yol ve köprü yapımı nedeniyle Beykoz ve Belgrat ormanlarında, Terkos ve Ömerli bölgesinde pek çok endemik bitki yok olacaktır. Adapazarı, Tekirdağ ve Kırklareli bölgesinde de ciddi tahribatlar görülecektir. Yapılacak otoyollar, doğal etkileşimi ve fauna geçişlerine izin vermeyecektir” dedi.
Bütün bunlarla mücadele için anayasamızın ilgili maddeleri, uluslararası sözleşmeler ve mahkeme kararları ile yine anayasanın 90.maddesi gibi hukuksal dayanakların bulunduğunu hatırlatan Aykul, üçüncü köprünün çağdaş kent hukuku ile bağdaşmadığını, üçüncü köprünün üstün kamu yararı anlayışına da aykırı bulunduğunu sözlerine ekledi.
Soru ve cevap bölümünden sonra oturumu yöneten İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak tarafından panelistlere birer Teşekkür Belgesi verildi.


