Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu 22 Mart Dünya Su Günü Basın Açıklaması

1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü’nün 2019 yılı teması “Kimseyi Geride Bırakmamak” olarak belirlenmiştir. Birleşmiş Milletler’in 2030 yılı sürdürülebilir kalkınma ajandasında da yer alan, Kimseyi Geride Bırakmama temasına göre, tüm ülkelerdeki insanların sosyo-ekonomik kalkınmadan ve cinsiyet, yaş, ırk, dil, din, politik ve diğer görüş, ulusal ve sosyal köken, variyet, sakatlık, vatandaş, göçmen ya da sığınmacı olmak gibi konularda herhangi bir ayrıma tabi tutulmaksızın insan haklarından yararlanmasının sağlanması hedeflenmektedir.
Bu durumda, iklim değişikliği ile başa çıkmak, su kaynaklarını sürdürülebilir biçimde yönetmek, suları miktar ve kalite olarak korumak, tüm bireylerin su ve sanitasyona erişmesini, ayrıca geçimlik tarımsal üretim yapabilecek kadar sulama suyu elde etmesini sağlamak devletlerin asli vazifesi olmalıdır.
Su konusu ilk olarak uluslararası bir politika dökümanında, 1972 yılında Stockholm’de yapılan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Çevresi Konferansı sonuçlarının çevre ile ilgili 26 ilkesinden biri olarak yer almıştır. Bu ilke “su, toprak hava ve doğal ekosistemlerin gelecek nesiller için planlama ya da yönetim yoluyla korunması” şeklindedir.
1977 yılında Mar del Plata’da (Arjantin) toplanan BM Su Konferansı metninde “sosyo-ekonomik koşullar ve kalkınma düzeyi ne olursa olsun, bütün halkların temel ihtiyacını karşılayacak miktar ve kalitede suya ulaşma hakları vardır” denmiştir.
Konferansta, içme suyuna erişimin bir insan hakkı olduğu sonucunda birleşilmiştir.
1992’de ilan edilen Dublin prensiplerine göre; sürdürülebilir su yönetimi için su kalitesi, su talebi ve arzı birlikte değerlendirilmelidir.
Her insan sağlıklı ve güvenilir suya ulaşma hakkına sahiptir. Bulunduğumuz yüzyılda büyük bir güvenlik sorunu durumuna gelen su kalitesi ve miktarı bireylerin yaşamlarını tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır.
Anayasamızda da su kaynaklarının ülkenin doğal zenginliği olduğu ve devletin yönetiminde halkın yararı için kullanılacağı temel hüküm olarak belirtilmiş bulunmaktadır.
Suya erişme konusunda fırsat eşitliği ancak kamu hizmeti anlayışı ile yaratılır.
Kamu hizmeti, su hakkı, su güvenliği, kalite kontrolu, bedel tayini ve kamu teşvikleri vb uygulamaları birer su hizmetleri politikası örnekleri olarak ele alındığında, su politikası: bu doğal kaynağı tüm kesimlere erişilebilir bir fiyattta, uygun kalitede ve sürekli olarak temin edebilmek için gerekli yöntem, araç ve uygulamalardır.
Ulusal mevzuatımıza da uyumlaştırılmaya çalışılan Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifinde de su ticari bir ürün değil de, korunması gereken bir doğal kaynak olarak kabul edilmiştir.
Yaşama hakkı açısından belirleyici; Her insan sağlıklı ve güvenilir suya erişme ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahip olmalıdır, anlayışı herkesin katılacağı bir politika olmalıdır.
Son zamanlarda su politikaları sosyal olmaktan daha çok ekonomik temelli duruma getirilmektedir.
Su ihtiyaç değil hayatın devamı için vazgeçilmez ve temel bir insan hakkıdır, metalaştırılamaz.
• Temel insan hakkı olan suya erişim hakkı ile ilgili bağlayıcı yasalar anayasa metinlerine girmelidir.
• Yaşam hakkımız olan suyumuz, su şirketlerinin insafına bırakılmamalıdır.
• Su kamu malı olarak tanımlanmalı ve toplumsal bir değer olarak kabul edilmelidir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 28 Temmuz 2010’da suyu ve hıfzıssıhhayı insan hakkı olarak tanıyan ve bunu “yaşam hakkının tam olarak yerine getirilebilmesi için zorunlu” haklar olarak tanımlayan tarihi bir kararı kabul etti.
Genel Yorum No. 15, Su hakkı’nın “insan onurunu, yaşamını ve sağlığını devam ettirilebilmesine uygun su rezervlerine ulaşabilmeyi, gelecek kuşakların da bu hakka sahip olmasını garanti altına almak için su rezervlerinin sürdürülebilirliğinin hesaba katılmasını” içerdiğini söyler.
Sağlık, gıda güvenliği, beslenme, yaşanabilir dengeli bir çevre gibi hayatın birçok boyutu açısından su kilit öneme sahiptir. Herkesin sağlıklı ve yeterli gıdaya ulaşma hakkı olduğu gibi aynı şekilde yeterli ve sağlıklı suya da ulaşma hakkı vardır.
“Su ve hıfzıssıhha hakkı bir insan hakkıdır, diğer bütün insan hakları ile eşittir, yani yasal olarak uygulanabilir ve ihlal edildiği takdirde yargı yolu açılabilir.”
Suyun bu derece önemli olduğu verili koşullarda; artık su savaşlarının yaşanacağını görmek gerekmektedir. Dünyada gücü elinde tutmaya çalışanların petrolden sonraki dayanağı su olacaktır.
Başka havzalardan sürekli su taşınan İstanbul'un su tüketimi zaten sürdürülemez ve “çok masraflı” durumda iken mega projelerin büyük ormanlık alanları yok ederek iklimi bozması ve yeni ısı kaynakları yaratması ile durum daha da kötüleşecektir. Şehir planlamaları yapılırken su havzalarının da dikkate alınması gerekmektedir.
Türkiye’de su eksikliğinin ciddi bir tehlike olduğu bilinci ve gelecek yıllarda Dünya Su Savaşlarının yaşanması beklenirken acilen ; parçalı ve kamu yararından uzak su yönetimi politikamızı, bütüncül bakan, doğanın korunmasını ön plana çıkaran, yatırımların daha sağlıklı yapılmasını sağlayan, kamu yararı gözeten, suyun yönetimiyle ilgili temel ilke ve yöntemlerin çerçevesini belirleyen bir “SU ÇERÇEVE YASASI” hazırlanmasını bekliyor, konunun önemi ve aciliyetini yetkililere bir kez daha hatırlatıyoruz. 22.03.2019
Saygılarımızla
İSTANBUL BAROSU
ÇEVRE , KENT VE İMAR HUKUK KOMİSYONU


