Çevre Hukuku Bağlamında İklim Değişikliği Paneli
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca

İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonunca düzenlenen “Çevre Hukuku Bağlamında İklim Değişikliği” konulu panel 15 Ekim Cumartesi günü saat 13.00-17.00 arasında Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Alev Tuna, panelin açılışında yaptığı konuşmada, Komisyonun çalışma alanı hakkında bilgi verdi. En önemli insan hakkının sağlıklı bir çevre olduğunu vurgulayan Tuna, sağlıklı yaşam hakkının ancak sağlıklı bir çevrede korunabileceğini belirterek, bu konuyla ilgili Anayasa, Çevre Yasası ve Avukatlık yasasına göndermelerde bulundu.
İnsan haklarıyla ilgili her alanın Baroyu doğrudan ilgilendirdiğini hatırlatan Alev Tuna, Baromuzun çevre ve kent hukuku komisyonu olarak da, çevreyle ilgili her konuda duyarlı olduklarını, düzenledikleri etkinliklerle kamuoyunu aydınlatma ve bilinçlendirme görevini yerine getirmeye çalıştıklarını bildirdi.
Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, Türkiye’de kamu parasıyla çevresel felaketlere zemin hazırlandığını söyledi.
Son günlerde Rize’de ve Antalya’da sel felaketi yaşandığını, Rize’de üzeri kapatılan derelerin taşarak minyatür bir çevre felaketine yol açtığını belirten Özbek, “Bunu kaderci bir anlayışla karşılamak mümkündür. Ancak; kentsel açıdan, çevreci bir yaklaşımla sorunu ele aldığınız zaman bu felaketin davet edildiğini, bunun doğal bir felaket olmadığı görülebilir” dedi.
Karadeniz bölgesinde yaşanan felaketlere Karadeniz Sahil yolunun yapımını örnek olarak veren Özbek, bu yolun yapımıyla milyonlarca yılda oluşan Karadeniz kıyılarının doğal yapısını bozulabileceğini ve olumsuz gelişmelere yol açabileceği konusunda uzmanların uyarıları göz ardı edilerek, bu görüşte olanların, “iyi gelişmelere karşı çıkmakla” suçlandığını, sonuç olarak bakıldığında, bu uyarıların haklılığının ortaya çıktığını bildirdi.
Özbek, böylece bir doğallığın yok edildiğini, Karadenizlinin Karadeniz’le irtibatının belli noktalarda kesildiğini, Karadenizlilik kültürüne set çekildiğini, kısacası kamunun parasıyla çevresel felaketlere zemin hazırlandığını öne sürdü.
Özbek, çevre sorunlarına örnek verdiği, İstanbul’un siluetinin bozulması, kutsal camilerin alt katlarının ticari ranta dönüştürülmesi ve çevrelerinde gökdelenler yapılması, Kâbe manzaralı devre mülk satışları ve İstanbul Adalet Sarayındaki özelleştirmeler ve ticarileştirmeler konusunda eleştirilerde bulundu. Özbek, “Her şey metalaşırsa, ticarileşirse, ranta dönüştürülürse üstelik de Adalet Dağıtılan bir yerde bunlar gerçekleşirse bu felaketlerin yaşanması doğaldır” dedi.
İstanbul Barosu Genel Sekreteri Özbek, Türkiye’nin Osmanlıdan bu yana gelen ekonomik yağmalanmasının yanı sıra, kültür yağmalanmasına da dikkat çekerek bu konuda düşünce ve ortak çalışmalar üretilmesini bir öneri olarak ortaya koydu.
Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek’in yönettiği panelde ilk sözü İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu aldı.
İklim değişikliğinin bir çevre sorunu olmadığını, sosyoekonomik etkileri çok büyük bir olay olduğunu belirten Kadıoğlu, “İklim değişikliği kıtlık, kuraklık demektir. Bütün bunlar gerçekleştiğinde dünyada savaşlara ve göçlere neden olmuştur. 750 bin yıl önceden bu yana Dünyanın iklimi hep değişmiş, pek çok kez buzul çağına girmiş çıkmıştır” dedi.
İklimin değişmesinin normal bir şey olduğunu belirten Kadıoğlu, güneş patlamaları, güneş lekeleri, volkan patlamaları, astronomik olaylar ve tektonik hareketleri dünyanın iklimini değiştiren şeyler olarak niteledi.
İklim değişikliklerinin ve sera gazlarının dünyamıza verdiği zararların etiksel olarak çözülmesi gerektiğini, bu sorunların masaya yumruk vurarak çözülemeyeceğini kaydeden Kadıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “2100 yılına doğru dünya biraz daha ısınacak. Türkiye’de de 5-6 derecelik bir artış olacak. Bu beraberinde kuraklığı da getirecek. Avrupa Birliği iklim değişikliği konusuna çok önem veriyor. AB’nin güney ve orta bölümlerinde iklim değişikliği yüzünden kuraklık ve göçlerin olması hesaplanıyor. Kış yağışlarında Akdeniz üzerinde büyük azalmalar görülecek. Deniz suyu seviyesi de ortalamada 60 cm yükselecek. İklim değişiklikleriyle doğal felaketler de artacak. Bu gelişmeleri Türkiye’de kuraklık, sel felaketleri ve deniz seviyesinin yükselmesi olarak bekliyoruz.”
Türkiye’de iklim değişikliğine fantezi olarak bakıldığını belirten Mikdat Kadıoğlu, Bu konuda ciddi önlemlerin alınmasının düşünülmediğini, sadece işin edebiyatının yapıldığını, Türkiye’de kuraklığın afet sayılmadığını, Doğal Afetler Yasasında kuraklığın adının bulunmadığını sözlerine ekledi.
İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Azime Tezer, yaşam alanlarını planlarken en çok kentlere önem vermek gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin hem kültürel miras zenginliği, hem de doğal kaynaklar zenginliği bakımından önemli bir ülke olduğunu vurgulayan Tezer, dünyada 7 iklimsel bölgenin bulunduğunu Türkiye ve özellikle İstanbul’un bunların üçünü bünyesinde barındırdığını bildirdi.
İstanbul’un sahip olduğu doğal kaynakların korunması ile ilgili herkese sorumluluklar düştüğünü kaydeden Tezer, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu alanda duyarlılıklar oluşturulması gerekiyor. Çünkü bazı Avrupa ülkelerinden daha zengin bir çeşitliliği var. Koruma alanları bizim suyumuzu ve havamızı sağlıyor. Küresel, ülkesel ve yerel müdahaleler, bizim korunmasını beklediğimiz alanlarda negatif etki yapıyor. Eko sisteme uygun politikalarla, kentlerin sahip olduğu kaynakları daha iyi kullanarak iklim değişikliklerinin sebep olabileceği olumsuz etkileri dengelemek mümkün olabilir”.
İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet Atalık, sera gazlarının yerküre üzerinde yaşama olumlu katkısı bulunduğunu, ancak bu gazları artıran uygulamaların tarımı olumsuz etkilediğini söyledi.
İklim değişikliklerinin tarım üzerindeki olumsuz etkilerini örneklerle anlatan Atalık, İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planında yer alan öneriler konusunda ayrıntılı bilgi verdi. Bu planda yer alan önerilerin uygulamaya tam olarak geçirilemediğini belirten Atalık, ülke tarımının şekillendirilmesinde gelecekte ne gibi önlemler alınması gerektiği üzerinde durdu.
Panelin son konuşmacısı olan Birleşmiş Millerler Mülteciler Yüksek Komiserliği Temsilcisi Av. Elif Selen Ay da, “İklim Mültecileri” konulu bir sunum yaptı. Ay, iklim değişikliğine bağlı göçten sorumlu bir uluslar arası kuruluşun bulunmadığını, bu konunun uluslar arası yönetişimi ilgilendiren birçok konuyla çatıştığını söyledi.
Göç, iltica, iklim, insan hakları, insani yardım gibi konuların Birleşmiş Milletlerin farklı kurumlarında ele alındığını belirten Elif Selen Ay, konuşmasında, iklim değişikliği senaryoları, BMMYK’nın çıkarımları, Bazı ülkelerin yüksek mahkemelerinin aldığı kararlar, Cenevre Sözleşmesi ve gelecek için öneriler konularına değindi.


