Çeber’İn Cezaevinde İşkenceden Ölümü Adalet Tarihimiz İçin Kara Bir Lekedir
Metris Cezaevinde gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden Engin Çeber olayı üzerine İstanbul Barosu Başkanlığı ve 25 -26 Ekim’de yapılacak İstanbul Barosu Olağan Genel Kurulu’na katılacak başkan adayları ortak bir basın açıklaması yaptılar.

Metris Cezaevinde gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden Engin Çeber olayı üzerine İstanbul Barosu Başkanlığı ve 25 -26 Ekim’de yapılacak İstanbul Barosu Olağan Genel Kurulu’na katılacak başkan adayları ortak bir basın açıklaması yaptılar.
17 Ekim 2008 Cuma günü Orhan Apaydın Konferans Salonu’nda yapılan ortak basın açıklamasında Engin Çeber olayının “münferit” bir olay olmadığı giderek yaygınlaşan bir eğilimin görüntüsü olduğu vurgulandı.
Basın açıklamasının yapıldığı toplantıya İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu Başkan Adayı Av. Muammer Aydın, Çağdaş Avukatlar Grubu Başkan Adayı
Av. Kemal Aytaç, Katılımcı Avukatlar Grubu Başkan Adayı Av. Mebuse Tekay, Birlik Platformu Başkan Adayı Av. Uğur Yetimoğlu ve Savunma Avukatları Başkan Adayı
Av. Muhittin Köylüoğlu katıldı.
İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu’nun okuduğu ortak basın açıklaması şöyle:
28 Eylül 2008 tarihinde Sarıyer'de "dergi dağıtırken" gözaltına alman, İstinye Polis Merkezinden sevk edildiği Mahkemece "görevli memura mukavemet" suçundan tutuklanarak Metris Cezaevine konulan şüpheli Engin Çeber'in, gerek kollukta ve gerekse Cezaevinde yapılan işkence sonucu ölümü, Türk Adalet Tarihi için kara bir lekedir.
İstanbul Barosu, insanlık onuruna karşı girişilen bu saldırıyı, hiçbir düşünsel temelli ayrım gözetmeksizin bütün Başkan Adaylarıyla birlikte kınamayı, adalet örgütlenmesi içindeki işlevi itibariyle görev saymaktadır.
Gerek CMK'da ve gerekse PVSK'da yapılan değişiklikler sırasında, yargının kurucu unsuru konumunda bulunan savunmanlar olarak, işkence ve kötü muamelenin yeniden gündeme gelebileceği kaygısını dile getirmiş ve giderek bunun izlerinin görülmeye başladığını onlarca kez ifade etmiştik. Keza, cezaevlerindeki koşullara ilişkin kaygılarımızı da eylem yaparak duyurmuş, önlemler alınması gereğini dile getirmiştik. Bu duyarlılıklarımıza kulak verilmemesinin getirdiği bu son noktanın, aslında "son aşama" olmayacağını öngörmek, kehanet değildir.
Savunmanlar olarak, üzüntüyle açıklamalıyız ki, işkence ve kötü muamele yeniden "yaygın bir eğilim" niteliğindedir. Engin Ceber olayının basına yansıması ile ortaya çıkan tepkiler, basına yansımayan pek çok olayda gösterilememektedir. Avukatlar olarak, tanık olup mücadele ettiğimiz pek çok somut olgunun, ölümle sonuçlanan bir nitelik almaması halinde haber değeri taşımaması ve öyle olduğu için kovuşturma konusu bile olamaması, yaşadığımız temel bir duyarsızlıktır.
Ceza soruşturmasına maruz kalanlar ile tutuklu ve hükümlüler için, yaşam ve sağlık güvencesi özgür bireylere kıyasla, daha bir önemlidir. Modern Ceza İnfaz Mevzuatları, bu anlamdaki düzenlemeler ile bu kişilerin yaşam haklarından doğrudan sorumlu olmak üzere, "devlet"i işaret etmiştir. Tutuklu ve hükümlülerin cezaevindeki yaşam güvencesi devletin kendisidir. Bu nedenle, tutukluluk bir "tedbir" olarak tanımlanmıştır. Bu kavramlar, "devletin görevlileri" tarafından içselleştirilmezse, benimsenip uygulanmazsa, işkence ve kötü muamelenin giderek artması kaçınılmaz olacaktır.
Bu vesile ile özenle dikkat çekmeliyiz ki, "dergi dağıtma" gerekçesi ile gözaltına alınan şüphelilerin, "görevli memura mukavemet" nedeniyle tutuklanmaları, bu tür olaylarda çok sık karşılaşılan bir "kurgusal" uygulamaya dönüşmüştür. Güvenlik güçlerinin yargı dünyası içinde özel bir konumu varmış gibi algılanabilecek bu uygulamanın yaygınlaşmasının önüne geçilmelidir. Tutuklama, bu olayda da tanık olunduğu üzere, bu denli kolay başvurulması gereken bir tedbir olamamalıdır.
Bu olay nedeniyle, Adalet Bakanı Sayın M. Ali Şahin tarafından gösterilen tavır, takdir edilmesi gereken bir içerik taşımaktadır. Ancak, yaşanan bu "özgün tavır", sorunun Engin Çeber özelinde çözümünden, genel olarak işkence olgusunun çözümüne yönelirse anlamlı olacaktır. Sayın Bakan, işkencenin önlenmesi için CMK'da zorunlu müdafiliğin kapsamının daraltılması uygulamasından vazgeçileceğini, PVSK'da yapılan değişiklik ile güvenlik güçlerinin "ceberut" bir anlayışa sürüklenmesini önleyen değişikliklerin gerçekleşeceğini ifade ederse, bu özür anlamlı olacaktır. Keza, 2005 yılında kabul edilen, ancak TBMM'nin onayına sunulmayan BM İşkenceyi Önleme Ek Protokolünün onaylanması ile sivil toplum kuruluşları ile demokratik kitle örgütleri yoluyla işkencenin denetlenmesine olanak veren düzenlemelere girişilirse bu özür anlamlı olacaktır.
İstanbul Barosunun mevcut ve gelecekteki olası yöneticileri olarak, Engin Ceber'in ölümü ile sonuçlanan işkencenin, "münferit" bir nitelik taşımadığını, giderek yaygınlaşan bir "eğilimin" bugüne özgü bir görüntüsü olduğunu, bir kez daha dile getiriyoruz.
Saygılarımızla.
Av. Kazım Kolcuoğlu
İstanbul Barosu Başkanı
Av. Mehmet Durakoğlu
İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı
Av. Muammer Aydın
Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu
Başkan Adayı
Av. Kemal Aytaç
Çağdaş Avukatlar Grubu
Başkan Adayı
Av. Mebuse Tekay
Katılımcı Avukatlar
Başkan Adayı
Av. Uğur Yetimoğlu
Birlik Platformu
Başkan Adayı
Av. Muhittin Köylüoğlu
Savunma Avukatları
Başkan Adayı
Ortak basın açıklamasının okunmasından sonra İstanbul Barosu Başkanı ve Başkan Adayları kendilerine yöneltilen soruları yanıtladılar.


