Bu “Anakronik Portreye” HSK ve Yargıtay Ne Diyor?
Bu “Anakronik Portreye” HSK ve Yargıtay Ne Diyor?

Her nasılsa Yargıtay Üyeliğine seçildiği anlaşılan ve Hukuk Genel Kuruluna Başkan adayı da olan bir zatın, sosyal medyaya önce yazma cesareti( ! ) gösterip ardından sildiği mesaj, yargı dünyasına “sızanların” sadece FETÖ ile sınırlı olmadığını göstermekle kalmıyor, hakaret içeren sözcüklerin “hukuk okumuşlar” eliyle tüketilebileceğini de gösteriyor.
• “Kemalizm…. bir dindir. Hem de resmi bir dindir” buyuruyor bu zat…
• “Yıllardan beri herşeyi din üzerinden okuyan bir toplumda ikame bir takım ayin ve ritüellerden” sözediyor, Atatürk’ü anarken yaptıklarımızdan hareketle…
• Anıt Kabiri “Antik Yunan tapınaklarına” benzeterek, “umre/hac” tanımlaması yapıyor.
• Anıt Kabirin “zorunlu ibadet mekanı” haline geldiğinden bahisle, taşradaki Atatürk heykelleri önünde “rükuya kadar eğilerek” ibadet edildiğinden dem vuruyor.
• “Olmasaydın olmazdık” söylemini, islam inancındaki, “herşeyi peygamberin yüzü suyu hürmetine yarattık” ayeti ile yarıştırıyor.
• Her yıl 10 Kasım günü saat 09.05’de yaşananları aşağılayarak, “iman tazelemekten” sözediyor.
• Ve nihayet, Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini anımsatarak, bunun da “Kemalizm dininin” konforu sayıyor.
Bu tesbitler, “eleştiri” sınırları içinde kalabileceği öngörülen basitlikte değildir:
5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un 1.maddesine göre ‘’Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’’ Malum kişinin sosyal medyada paylaştığı bu sözler, hiç kuşkusuz ömrünü ülkemizin ve milletimizin tam bağımsızlığına adamış, emperyalizme karşı ilk zaferi Türk Milletine kazandırmış ve bu yönüyle tüm mazlum milletlere örnek olmuş bir lideri aşağılamak maksadını taşımaktadır. Bu yönüyle, ayrıca ‘’Kurtuluş ve Kuruluş mücadelesini’’ de aşağılamaktadır ve hiç kuşkusuz tam bağımsızlığa karşı olan emperyalizme hizmettir. Bu hizmeti yapmanın araçlarından biri olarak da toplumun dini inançlarının kullanılması şaşırtıcı değildir. Bu sözlerin, Atatürk’ü, O’nun kabrini; tam bağımsızlığı ilke edinen Kemalizm’i bir ‘’din’’ gibi göstererek; sadece Türk Milleti’nin değil, mazlum milletlerin kalplerinde de silinmez biçimde yerleşik bulunan Atatürk sevgisini yıkmak amacıyla, ‘’Atatürk’’e hakaret maksadıyla sarf edildiği açıktır.
Atatürk’e hakaretten ulaşılmak istenen yarar, öncelikle Türk Milleti’nin, ayrıca tüm mazlum milletlerin, emperyalizme karşı tarihte yer almış bulunan ve manevi güç kaynağı oluşturan bu başarı duygusunu yok etmektir. Türk Milletinin ‘’Kurtuluş ve Kuruluş’’ savaşının bu ‘’dahi’’ liderinin her insan gibi vefat etmiş olması, O’nun bu inanılmaz mücadelesini ve kalplerdeki sevgisini yok edemeyecektir; ancak bunu yok etmeye yönelecek ‘’dahili ve harici’’ kötü yürekler olacaktır. İşte buna karşı mücadele etmek için de 5816 sayılı ‘’Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’’ vardır. Bu Kanunda ‘’Atatürk’ün HATIRASINA ALENEN HAKARET’’ bu nedenle cezalandırılmaktadır.
Malum kişi kabir ziyaretini bir din, Anıtkabiri, bir tapınak olarak göstermek suretiyle yalnızca ‘’Atatürk’’ün hatırasına hakaret etmemiş, Atatürk’e hakaret maksadıyla Türk Milletinin dince kutsal saydığı değerleri de fütursuzca kullanmıştır.
Toplumda yaygınlaşan ve giderek yaygınlaşması da önlenemeyen Atatürk sevgisinden kaygı duyduğu anlaşılan ve bu kaygısını, fikri hiddetinin kendisini götürdüğü teslimiyet noktasında, bir “din” gibi yorumlayacak kadar zırvalayan bu zatın, “adalet dağıtan” bir mekanizmada bulunması tıbben de mümkün olamamalıdır. Cesaretinin birkaç saatle sınırlı olmasından mıdır, yoksa “henüz yaşamakta olanların” bile beklenmedik Atatürk sevgilerinden midir bilinmez, mesajını silerken “suçüstü” yakalanan bu zat hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır. Bu “anakronik portre”, ifade özgürlüğünün kutsallığını hakeden bir yapıda değildir.
Şimdi bizim muhatabımız HSK ve Yargıtay Başkanlığıdır.
Her iki kurum da kendi saygınlığını korumalıdır.
Bu talebimizi, Avukatlık Kanununun 1. Maddesindeki “yargının kurucu unsuru” ve TCK’nunun 6. Maddesindeki “yargı görevini yapan” olarak ileri sürüyoruz.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


