İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Bireysel, Toplumsal Ve Hukuksal Açıdan Mübadele

İstanbul Barosu Başkanlığınca 29 Haziran 2009 Pazartesi günü saat 18.00’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapılan panelde, MÜBADELE konusu bireysel, toplumsal ve hukuksal açıdan ele alındı.

Bireysel, Toplumsal Ve Hukuksal Açıdan
Mübadele

İstanbul Barosu Başkanlığınca 29 Haziran 2009 Pazartesi günü saat 18.00’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapılan panelde, MÜBADELE konusu bireysel, toplumsal ve hukuksal açıdan ele alındı.

 

Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, çekilen büyük acıların tekrarlanmaması için dönemsel acıların yaşanmasının bazen kaçınılmaz olduğunu, Mübadele olayına da o günün koşullarına göre bu açıdan bakılması gerektiğini söyledi.

 

Kurtuluş Savaşı sonrasında Lozan Konferansı sürerken 30 Ocak 1923 tarihli ‘<ı>Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Mukavelename<ı>nin Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanmasıyla karşılıklı değişimin yasallık kazandığını, sözleşmenin Lozan Antlaşmasıyla yasallık kazandığını belirten Aydın, Mübadelenin İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin dışında kalan Rum-Ortodokslarla, Yunanistan’daki Müslüman - Türk nüfusu kapsadığını bildirdi.

 

Konuşmasında mübadelenin nedenleri üzerinde de duran Muammer Aydın şöyle dedi: “Anadolu'nun işgalinde Osmanlı devletinin vatandaşı olan Ortodoks Rumlar 35.000 kişilik bir kolordu teşkil edecek ölçüde, Küçük Asya Savunma Örgütü adı verilen birlikle Atatürk'ün katiller sürüsü olarak tanımladığı işgalci Yunan Ordusunun hizmetine girerler. Yine Karadeniz bölgesinde yaşayan Rumların bir bölümü ise, asla gerçekleşmeyecek bir Pontus hayali uğruna sayısı 30.000'e ulaşan silahlı çeteler oluşturarak, yurttaşı oldukları ülkeye ve ulusa karşı isyana kalkışırlar. Yaşananlardan dolayı bu süreçte oluşan karşılıklı güvensizlik, zaferden sonra Rumlara göçten başka bir seçenek bırakmamıştı”.

 

Mübadele ile Yunanistan’dan 468 bin Müslüman-Türk’ün Anadolu’nun çeşitli illerine yerleştirildiğini, Türkiye’den Yunanistan’a 1 milyon 200 bin Ortodoks-Rum’un göç ettiğini hatırlatan Aydın, zamanın Yunan Başbakanı Venizelos’un Rumları etnik temele dayalı bir yerleştirmeye tabi tuttuğunu kaydetti.

 

Son günlerde dizilere, romanlara, bilimsel araştırmalara konu olan, farklı açılardan, farklı şekillerde değerlendirilen Mübadele ile iki ulusun büyük bir trajedi yaşadığına dikkat çeken Muammer Aydın, 93 Harbi olarak bilinen 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşıyla başlayıp, 1912–1913 Balkan faciasıyla trajik boyutlar kazanan,1. Dünya Savaşı ve arkasından mübadeleyle devam eden, evi barkı elinden alınmış, katliama uğramış milyonlarca Türk'ün yaşadığı trajedinin de unutulmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Başkanın konuşmasından sonra panele geçildi. İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi

Av. Hüseyin Özbek’in yönettiği panelde ilk sözü Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Berber aldı.

 

Mübadele hakkında yanlış bilinen ve görmezden gelinen konularla ileri sürülen iddiaların bulunduğunu, mübadelenin Türk tarafının dayatmayla yapıldığı savının mesnetsiz olduğunu belirten Berber, “Bunları öne sürenler Türk ulusuna zarar vermektedir. Bunların hepsinin birer aymaz olduğunu söyleyebilirim” dedi.

 

Yunanistan Başbakanı Venizelos’un 1914 yılında İzmir Rumlarına karşılık Makedonya’daki Türklerin mübadelesini kabul ettiğini, bir dayatmanın söz konusu olmadığını belirten Berber, son bir yıldır mübadele ile ilgili basında yer alan çeşitli iddialar hakkında değerlendirmeler yaptı. Berber, hukuki temelde yapılan mübadelenin, etnik ve sosyolojik bir temizlik olmadığını, karşılıklı ve gönüllü bir mübadele olduğunu söyledi.

 

Emekli Büyükelçi Taner Baytok da, insanlık tarihinin göçler ve mübadelelerle yaşanan acılarla dolu olduğunu belirtti ve buna örnek olarak yurt dışında yaşadığı iki anısını anlattı.  

 

Kurtuluş savaşını Türk-Yunan savaşına indirgemenin doğru olmadığını, bu savaşın İngiltere İmparatorluğunu yıkma savaşı olduğunu belirten Baytok, Atatürk’ün “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” komutunun İngilizlerde kuşku uyandırdığını, ikinci hedefin neresi olduğuna ilişkin telâşe düştüklerini, bunu İngiliz gizli belgelerinde görmenin mümkün olduğunu söyledi. 

 

Lozan Mübadilleri Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Çimen Turan ise konuşmasında vakfın kuruluş amacını ve yaptıkları çalışmaları anlattı. İki ülke dostluklarını yeşertme ve sürekli hale getirme amacıyla çalışmalar yaptıklarını, Ege Bölgesi Kültürünü, dayatılan ABD kültürüne karşı korumaya çalıştıklarını belirten Turan, mübadele olayına da iki yönlü baktıklarını ve yaşanan acıların bir daha yaşanmamasını istediklerini bildirdi. Çimen Turan, büyük bir arşiv çalışması yaptıklarını, iki tarafta yer alan mimari mirası korumak için sivil toplum örgütleriyle işbirliği yaptıklarını, belgeseller hazırladıklarını sözlerine ekledi.

 

Paneli yöneten İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek Turgay Bostan’a söz vermeden önce kısa bir açıklama yaptı.

 

15 Mayıs 1919’da Osmanlının Ortodoks yurttaşları olan yerleşik Rumların bir bölümünün 30 bin kişilik silahlı biri güç olarak doğrudan Yunan silahlı kuvvetlerinin emrine girdiklerinin bilindiğini, yurttaşı oldukları devlete karşı işgalci gücün yanında yer aldıklarını belirten Özbek, ayrıca Karadeniz bölgesinde yine yurttaşımız olan Rumların 25.000–30.000 kişilik Pontus çeteleri oluşturarak, Pontus Devleti kurmak için dağa çıktıklarının unutulmaması gerektiğini oysa Yunanistan yurttaşı olan Türklerin Yunan devletine karşı silahlı bir kalkışma içinde olmadığını hatırlattı.

      

     Türkiye ve Yunanistan’ın karşılıklı olarak eğitim ve kültür politikalarında halklar arasında düşmanlığı sürdürecek bir tavırdan kaçınmaları, barış ve dostluk temelinde eğitim vermelerinin gereğine işaret eden Özbek,  bu nedenle Yunan Parlamentosunca, Atatürk’ün Samsun’a çıkış tarihi olan 19 Mayısın Pontus Soykırımını Anma Günü olarak kabul etmesi, yine işgalci Yunan ordusunun yenilgisi sonrası son birliklerinin Anadolu’dan ayrılış tarihi olan 14 Eylül tarihini Küçük Asya Helenlerinin Soykırımı tarihi olarak kabul etmesini barış ve dostluk çerçevesi içinde izah etmenin zor olduğunu ve iyi niyetle bağdaşmadığını söyledi.

 

TRT Prodüktörü Turgay Bostan ise Doğu Karadeniz bölgesinde etnik, dinsel ve kültürel konularda çeşitli incelemeler yaptığını, bölgede büyük acıların yaşandığını ve çok ilginç verilerle karşılaştığını belirterek bu tespitlerini Son Krifos adlı kitabında dile getirdiğini söyledi.  

 

Geç saatlere kadar süren panel sonunda, oturumu yöneten İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi sundu.

Galeri

Kategori:Haberler