“Bir Dakikalık Alkış” Eylemi Başladı
İstanbul Barosunca Adli Yıl’ın açılışı nedeniyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde demokrasinin, hukukun, yargının ve savunmanın sorunlarına dikkat çekmek amacıyla Sirkeci Adliyesinde 7 Eylül 2005 Çarşamba günü saat 11.00’da “Bir Dakikalık Alkış” eylemi başlatıldı.
İstanbul Barosunca Adli Yıl’ın açılışı nedeniyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde demokrasinin, hukukun, yargının ve savunmanın sorunlarına dikkat çekmek amacıyla Sirkeci Adliyesinde 7 Eylül 2005 Çarşamba günü saat 11.00’da “Bir Dakikalık Alkış” eylemi başlatıldı.
“Ses yok, Slogan Yok. Çözüm yerine sorun üretme başarısına alkış var” çağrısıyla Sirkeci Adliyesine toplanan avukatlara ve kamuoyuna hitaben konuşan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Filiz Saraç, yarından itibaren İstanbul’daki tüm adliyelerde saat 11.00’da “Bir dakikalık alkış” eyleminin sürdürüleceğini söyledi.
Av. Filiz Saraç, Türkiye Barolar Birliğinin eşgüdümünde tüm baroların başkanları ve 5 bine yakın baro üyesi avukatın katıldığı yürüyüş sonunda Anıtkabir’in ziyaret edildiğini, Atatürk’ün mozolesine çelenk koyarak saygı duruşunda bulunduğunu bildirdi. Büyük Atatürk’ü saygı ve rahmetle andıklarını belirten Av. Saraç, “Laik demokratik Cumhuriyete ve ülkenin üniter yapısını bozmaya yönelik her türlü saldırı karşısında bir bütün olduğumuzu kamuoyuna bir kez daha saygıyla duyuruyoruz” dedi.
Anatolia Kültür Merkezinde yapılan toplantıda, eksiksiz demokrasi, gerçek hukuk devleti, bağımsız yargı ve bağımsız savunma istemini yayınlanan bir bildiriyle kamuoyuna açıkladıklarını belirten Av. Filiz Saraç, konuşmasında bildiride yer alan görüşlere yer vererek şöyle dedi:
“Hala Yasa'nın açık hükmüne karşın yargılamanın kurucu bir unsuru değil de karıştıran bir yükü olarak görülüyoruz,
İstenildiği kadar uluslararası ve düzenlemeler ceza
yargılamasında "silahların eşitliği asıl kuraldır" desin bir kısım
savcımız bu yoldaki isteklerimizi hala "fazla Amerikan filmi
izleyenlerin" fantezisi olarak niteleyebiliyor.
Hala savcı ile yargıç kafa kafaya fısıldaşıp duruşma yürütüyor, karar
veriyor,
Yasadaki açık hükme karşın mahkemenin yargılama sonunda davayı
kaybeden taraftan alınmasına karar verdiği avukatlık ücretinin avukata
ait olmadığını kanıtlayabilmek için sayfalarca Yargıtay Genel Kurul
kararları yazılıyor,
Adalet Bakanlığı, savunmayı "mesai mevhumu olmayan" bir iş,
adliye binalarını da "Yargı"nın değil Adalet Bakanlığının tekelinde ve
sadece kendi "mensuplarının Adalet hizmetlerinde kullandıkları
hizmet binası" olarak gördüğünü, "ifa ettikleri görev gereği hâkim
ve savcılar ve adliye personeli ile avukatlar arasında farklı uygulamalar
yapılmasının Anayasaya aykırı olmadığını" açıklayabiliyor.
Kamu avukatlarının kamu personelinin mağdurları arasındaki
yerlerinde unutulmaları yetmezmiş gibi özveri içinde görevlerini yapan
meslektaşlarımızın onurları dikkate alınmadan, onların yerine
mesleğimizin özüne en aykırı şekilde kamu ihalesi ile avukat aranıyor.
Baro Hakem Kurullarını düzenleyen hükümlerin iptali ile ortaya çıkan
çelişki ve boşluğun giderilmesi isteklerimiz dikkate alınmıyor.
Avukatların sosyal güvenlik sorunlarının çözümlenmediği yetmezmiş
gibi, stajyerlerin de staj süresince sosyal güvenlikten yararlanması
isteğimiz benimsenmiyor.
Yargıç ve savcılara karşı saldırılara gösterilen özen ve duyarlık
avukatlara yönelik saldırılarda gösterilmiyor.”
Bütün bu sorunların “yargı reformu” çerçevesinde çözülmesinin yaşamsal öneminin bulunduğunu hatırlatan Av. Filiz Saraç, her adli yıl açılışlarında dile getirilen yargı sorunlarının arttığının görüldüğünü, yargı sorunlarının çözümü yerine sürekli sorun üretildiğini, bu durumun tüm adliyelerde “Bir Dakikalık Alkış” eylemiyle kamuya duyurmak istediklerini bildirdi.
Av. Filiz Saraç’ın konuşmasından sonra tüm avukatlar “Bir Dakikalık Alkış” eylemi yaptılar.
Öte yandan, Sirkeci Adliyesinde yapılan “Bir Dakikalık Alkış” eylemi sırasında eylemi izleyen basın mensuplarına, eylemin anlam ve önemine ilişkin bir bildiri sunuldu. Bildiri şöyle:
“Değerli basın mensupları,
Yıllardır ertelenen ve köklü bir çözüm getirilmediği için bir sorunlar yumağına dönüşen yargı sistemimizle, gerçek hukuk devleti anlayışına ulaşmamızın güçlüğü gün geçtikçe daha iyi görülmektedir.
Ülkemizde, devletin temeli kabul edilen adaleti, yani yargıyı, dahası hukukun üstünlüğünü ciddi biçimde sarsan gelişmeler yaşanmaktadır. Yargı, baskı ve kıskaç altına alınmaya çalışılmaktadır.
Demokrasimizin eksiklerini gidermek, gerçek hukuk devletinin gereklerini yerine getirmek, yargı ve savunma bağımsızlığı için ölçütleri netleştirmek için atılması gereken onlarca adım beklentisi varken, idare, yargıyı baskı altına almak istemektedir.
Geçtiğimiz yargı yılını kapatmak üzere iken, Yargıtay ve Danıştay Başkanlıklarının ve baroların bu alandaki yakınmaları açıkça ve yazılı olarak dile getirilmişti. Ancak bu gelişmeden daha ilginç olarak, başkanlığını Adalet Bakanı’nın yaptığı, müsteşarının Kurul Üyesi olarak yer aldığı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kalan 5 üyesi, yargıdaki kuşatılmışlığı işaret etmek gereksinimi duydular. Bu son gelişmenin bulması gereken yankı, üzerinde yapılacak siyasi boş sözler ya da yanlı değerlendirmelerle duyarsızlığa dönüşmemelidir. Yargının bütün kurumlarının “başkaldırı” ifade eden kaygılarını yazılı biçimde paylaşma gereksinimi içinde bulunmaları, aynı kaygıları uzun bir süreçten bu yana ifade etmekte olan Barolar tarafından göz ardı edilemezdi. Ne var ki, Avukatlar zaman zaman doğrudan kendilerine yönelik ağır sonuçları olsa da, bu kuşatılmışlığa karşı uzun bir süreçten bu yana ciddi savaşım vermekte idi. Artık, yeni yazılı bildirilerde, söylev ve söylemlerde tatmin aramak yerine, eylemin gerekli olduğu bir aşamada olduğumuz tartışmasız bir gerçeklik olarak gözüküyordu. Artık, tepkilerimizi görünür kılmak, somutlaştırmak, halka anlatmak aşamasında olduğumuz anlaşılıyordu.
Anayasada yapılan pek çok değişikliğe karşın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu yürütmenin ekseninden çıkaracak değişiklik yapılamamıştı. Öyle bir değişiklik yapılacağına ilişkin çaba da gözükmüyordu. Daha da ötesi, yeni yargıç ve savcı atamalarında getirilen “mülâkatın” kimlerce ve nasıl yapılacağı bile gizlenmeye çalışılıyordu. Yürütmenin, bilim ve eğitim kurumu üniversitelerimizi de kadrolaşma içine almak isteklerine ve bu nedenle üniversite yönetimlerini baskı altına almaya çalışmasına ve üniversite rektörlerinin sık sık suçlandığına tanık olmaktayız.
Müvekkilinin savunması için sanıkla görüşmek üzere cezaevlerinde avukata reva görülen davranış biçimlerinde hiç bir değişiklik olmadı.
Kamu avukatları, mesleğin bağımsızlık gereksindiren özel konumuna karşın, özlük hakları ile tehdit edilmek suretiyle, başka bir kıskaca alınmıştı.
Tüm yetmezliklerine karşın, yeniden açılan hukuk fakülteleri ile altyapısız bir öğretimin beslediği (besleyemediği) bir hukuk öğretimi gerçekleştirilmekteydi.
Biriken binlerce stajyerin haklı sorunlarına karşı duyarsız kalınmakta ve onların bu mesleğe başlamadan önce hayal ettikleri mesleğin saygınlığı, daha ilk yıllarında gölgelenmekteydi.
Bizler, yukarıya aldığımız gibi, başka onlarca sorunumuzun çözüm beklentisini taşırken, bu beklentilerimizi gerçekleştirecek adımlar yerine, yargının kuşatılmasına yönelik çabalara tanık olduk. Bu çabalar karşısında artık sessiz kalınamazdı.
Yargının sorunları yanında ülkemizin sorunları da çözüm beklemektedir. Laik ve üniter devlet yapımıza yönelik tehditler devam etmektedir. Yasa dışı bir örgüt adına cami avlusunda din devleti ve hilafetin geri getirilmesi çağrısında bulunan ve Atatürk’e hakaret edenlere karşı güvenlik güçlerinin seyirci kalması bu konudaki kaygılarımızı artırmaktadır. Ulus-devlet anlayışımız, sinsi ve bezdirici bir taktikle aşındırılmaya çalışılmaktadır. Bütün bunlar karşısında suskun kalmak ve kabullenmek mümkün değildir.
“Ses Yok, Slogan Yok. Çözüm Yerine Sorun Üretme Başarısına Alkış Var” sloganıyla
bugün Sirkeci Adliye binasında, yarın tüm adliye binalarının duruşma salonları dışındaki bölümlerde “Bir Dakikalık Alkış” eylemini başlatıyoruz. Bu eylemimizi bütün adliye binalarında saat 11.00’da yineleyeceğiz.
Değerli basınımızla ve kamuoyu ile paylaşırız.”
Av. Kazım KOLCUOĞLU
İstanbul Barosu Başkanı


