İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Başkan Kolcuoğlu Basın Toplantısı Yaptı

Yönetim Kurulu Üyeleriyle birlikte 15 Kasım Salı günü saat 11.00’da Baro Merkezinde basın toplantısı yapan Başkan Kazım Kolcuoğlu

Başkan Kolcuoğlu Basın Toplantısı Yaptı

KAMU YÖNETİCİLERİ YARGIYA GÜVENİ SARSMAMALIDIR

İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, yaptığı basın toplantısında, kaynağını hukuktan ve yasadan almayan eylemler kim tarafından yapılmış olursa olsun, hukukun egemen kılınmasını ve yeni bir Susurluk olayı yaşanmasına asla izin verilmemesini istedi.

Yönetim Kurulu Üyeleriyle birlikte 15 Kasım Salı günü saat 11.00’da Baro Merkezinde basın toplantısı yapan Başkan Kazım Kolcuoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin verdiği türbanla ilgili kararı, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörünün tutuklanması ve aynı üniversitenin Genel Sekreter Yardımcısının Van Cezaevinde intiharı, Helal Gıda Üretimi Standardı için Türk Standartları Enstitüsünün görevlendirilmesi ve Şemdinli olaylarına ilişkin insan hakları, demokrasi ve hukuk açısından değerlendirmeler yaptı.

İstanbul Barosu Başkanının basına yaptığı değerlendirmeler şöyle:

AVRUPAİNSAN HAKLARI MAHKEMESİNİN

TÜRBANLA İLGİLİ KARARI

 Türban konusu ülkemizde bazı çevrelerce sürekli tartışma konusu yapılmakta,  siyasi amaçla gündeme taşınmaktadır. Leyla ŞAHİN isimli öğrencinin türbanla üniversiteye girme yasağına karşı AİHM’de açtığı dava 29 Haziran 2004 tarihinde, iddia edilenlerin yerinde olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Redde karşı AİHM Büyük Dairesine itiraz edilmiş, Büyük Daire de verdiği kararla AİHM kararını yerinde bularak itirazı reddetmiştir.

Buradaki gerekçeleri kısaca sıraladığımızda:

-         Yüksek öğrenimini laik üniversitede yapmayı seçen öğrenci üniversitenin kurallarını kabul etmiş olduğu,

-         Dinsel simgelerin herhangi bir yerde sınırlama olmaksızın sergilenmesi, başka dinlere mensup öğrenciler üzerinde baskı oluşturabileceği, hatta bu baskı diğer öğrenciler üzerinde de etkili olabileceği, farklı inanışlardaki öğrencilerin birlikteliğini sağlamak, eşitlik ve laiklik ilkesi esas alınarak dinsel inançları açığa vurma özgürlüğünün sınırlanabileceği,

-          Laik üniversitelerde dini simge niteliği taşıyan kıyafetlerin giyilmesi üniversite düzenini bozabileceği,

-         Üniversitelerdeki kılık kıyafet düzenlemesiyle ilgili 1991 tarihinde verilen Danıştay kararının da Anayasa Mahkemesi kararına atıfta bulunarak, Türkiye’de türban konusunun siyasallaştırıldığı, dini kuralları dayatmaya çalışan aşırı uçların eylemlerini artırdığını vurgulamıştır.

-         Bu durumda da laiklik ilkeleri, kadın erkek eşitliği ve kadın hakları konusunda bazı kararları alma zorunluluğu getirmektedir. Amaç eğitim kurumlarının laik karakterini korumaktır gerekçeleriyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ( AİHS) inanç özgünlüğü, ifade özgürlüğü, aile yaşamına saygı, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, eğitim özgürlüğü kurallarına aykırılık görmediği sonucuna varmıştır.

AİHM kararlarının Türk Devleti için geçerli, uygulanması zorunlu kararlar olduğu, kabul edilmiştir. Burada verilen kararın bir tarafının devlet olduğu açıkça ortadadır. Bu nedenle devleti de bağlar niteliktedir.

Anayasa Mahkemesi bu konuda daha önceki bir kararında türbanın dini bir simge olduğunu, laiklik ilkesini ihlal ettiğini ifade etmiştir. Bu konuda bir çabanın içerisinde olduğu tespit edilen Refah Partisinin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olması nedeniyle kapatılması davasının gerekçesini oluşturmuştur. Bu karara karşı AİHM ne yapılan itirazın reddedildiği de dikkate alındığında hukuki bakımdan bu sorunun çözüldüğünü ve sonuçlandığını söylemek mümkündür.

Kaldı ki bu davanın davalı tarafı olan devlet mahkemeye sunduğu savunmalarında çok içtenlikli olmasa bile uygulamanın doğru olduğunu beyan etmiştir.

AİHM’nin konuyu hukuksal açıdan kesin olarak sonlandıran kararının açıklanmasından sonra yürütmenin başı olan Başbakanın, Dışişleri Bakanının ve nedense bu tartışmaya katılan TBMM Başkanının itirazlarını kamuoyu şaşkınlıkla izlemektedir. Davada devleti temsil eder durumda olanların ( en azından hukuksal anlamda taraf olarak) adeta bu kararların devlet tarafında değillermiş gibi bir tavır içinde olmalarının nedeni kamuoyunca bilinmektedir. Sadece kişiyi bağladığı iddiasında bulunmalarının hiçbir hukuksal dayanağı bulunmamaktadır.

VAN OLAYI

Van’da gerçekten çok talihsiz bir soruşturma yaşanmaktadır. Bundan 3 ay önce bazı iddialarla rektörün lojmanı basılmış, aramalar yapılmış ve önemli kanıtlar bulunduğu, adeta yargılama yapılmış, başta rektör olmak üzere suçlular bulunmuş gibi kamuoyuna Van Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturmanın gizliliği bir yana itilerek basın toplantısıyla duyurulmuştur

11 Temmuz 2005’te,  Üniversite Genel Sekreter Yardımcısı hakkında yapılan soruşturma sonucu tutuklanmış, aradan iki buçuk ay geçtikten sonra da rektör, hakkındaki iddialarla ilgili olarak tutuklanmıştır

İsnat edilen suç ÇIKAR AMAÇLI ÖRGÜT ÜYESİ OLMAK tır. Bu suç 4422 sayılı yasayla düzenlenmiştir. Ancak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni TCK ile bu yasa yürürlükten kaldırılmış ve böyle bir suç da yeni yasaya konmamıştır.

Hal böyle iken soruşturmayı yürüten savcının, yürürlükten kalkmış bir yasa hükmüne dayanarak Rektör hakkında suçlamada bulunması ve uzun zamandan beri soruşturma yaparak delillerin, kanıtların toplandığı söylenmiş ise de CMK’nın tutuklamayla ilgili 100.maddesinde ön görülen ve aynı şekilde AİHS 5.maddesiyle Anayasamızda yer alan suçsuzluk karinesi görmezden gelinmiştir.

Tutuklamayı gerektirecek nitelikte kuvvetli şüphe yanında şüphelinin kaçması, delilleri yok etmesi konusunda herhangi bir şüpheli hareket bulunmadığı dikkate alındığında ve yeni yasamızda tutuklamanın istisna, özgürlüğün esas alınması kuralı karşısında, verilen tutuklama kararında ısrar edilmesinin, kanımızca hukuka, sözleşmelere ve AİHM kararlarına aykırı olduğunu belirtmek isteriz.

Kaldı ki; kuvvetli suçluluk şüphesi olduğunu ileri sürüp tutuklama talep eden savcının, dört aya yakın bir zaman geçmiş olmasın rağmen henüz iddianame ile dava açamamış olması da son derece dikkat çekicidir. Dört aydan beri tutuklu olan kişi hakkında dava açılmadığı için, yargı önünde kendisini savunma olanağı bulamadığı, neyle suçlandığını tam olarak bilemediği, henüz sanık değil şüpheli olduğu göz önüne alındığında,  kendisini güvensiz hissetmesi ve bunalım yaşaması elbette ki böyle ağır sonuçlar doğuracaktır.

Hakkında tutuklama kararı verilen kişinin en kısa zamanda davasının açılıp yargı huzuruna çıkarılması gerekir. AİHS 5. maddesi bunu açıkça belirtir. Kaldı ki yeni CMK, tutuklama yerine alınabilecek önlemler konusunda da hükümler getirmiştir. İnsanların özgürlüklerini kısıtlama yerine, yurt dışına çıkma yasağı konulması ve belli bir yere gelerek kendisinin mekândan ayrılmadığını ispat etme gibi tedbirlere başvurulabileceği de dikkate alındığında uygulamanın haksızlığı ve hukuka aykırılığı daha belirgin hale gelmektedir.

HELAL GIDA KONUSU

İktidarın TSE’nin Helal Gıda Standardı Tespiti konusundaki kararına değinmek istiyoruz. Öncelikle bu güne kadar halkımızın ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu ülkemizde üretilen gıdalar konusunda hiçbir girişim olmadığı dikkate alınırsa, sanki haram gıda ile yaşamış Müslüman toplumu olduğu akla gelecektir.

Laik demokratik bir ülkede devlet dini kurallara uygun üretimin değil, herkes için temiz, sağlıklı koşullar içerisinde üretilmiş gıdanın takipçisi olabilir. Toplumda helal gıda-haram gıda ayırımına giderek yeni bir ayrışmanın temelleri atılmaktadır. Bir devlet kurumu olan TSE’nin bu konuyla görevlendirilmiş olması Anayasamızın 10. maddesine de aykırıdır.

Bunun arkasında 1 Eylül 2003 yılında hükümetin imzaladığı İSLAM ÖZEL SEKTÖRÜRÜNÜN GELİŞTİRİLMESİ KURUMUNU KURAN ANLAŞMA’nın uygulanması olduğunu düşünüyoruz.

Bu anlaşma İSLAM KALKINMA BANKASI’na bağlı bir kurum olarak İslam kurallarına bağlı yöneticilerden oluşan ve İslami hukuk kurallarına uygun mal ve hizmet üreten özel teşebbüslerin kurulmasını, büyümesini ve önemli kredilerle teşvik edilmesini içerdiğini görmekteyiz.

Diğer bir ifade ile oluşacak şirketlerin yönetiminde bulunanların Müslümanlığının yanında, üretecekleri gıdaların da İslami kurallara uygun olması önkoşuldur.  Bu koşulların varlığına ilişkin değerlendirmeler kredi veren kurul tarafından yapılacaktır.

Bütün bunları dikkate aldığımızda toplumda devletimizin de katkılarıyla oluşturulmuş bir fonun İslami sektör yaratma amacına yönelik kullanılacağı ortadadır. Böylece devlet ve toplumda etkin bir finans kurumuyla birlikte tüm ülkeye yayılmış güçlü bir ekonomik yapı oluşturulacaktır.

Bu sözleşme büyük tartışmalarla TBMM’nin ilgili komisyonundan geçmiş,  TBMM genel kuruluna gelme sırasını beklemektedir. Böylece bir İslami sektörün yaratılması ve devletin eliyle ayırımcılık yapılarak bir devlet kurumu olan TSE’nin buna alet edilmesi amaçlanmaktadır. 

ŞEMDİNLİ OLAYLARI

Son günlerde ülkemizin gerek Güneydoğusunda, gerekse büyük kentlerimizde PKK terör örgütünün yalnıza askeri hedeflerle sınırlı olmayan mayınlama ve uzaktan kumandalı bombalı saldırılarında çok sayıda yurttaşımızı kaybettik.

Şemdinli ilçesinde PKK Terör örgütünün bombalı saldırısı sonucu 5 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 23 er yaralanmıştır.

Bu kez 9 Kasım 2005 tarihinde yine aynı ilçemizde bombalama ve sonrasında gelişen olaylar sonucu 2 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir. Şemdinli’deki son olaydaki sorumluların bazı kamu görevlileri olduğuna ilişkin haberler basında yer almıştır.

Kaynağını hukuktan ve yasadan almayan eylemler kim tarafından yapılmış olursa olsun hukuk egemen kılınmalı, yeni bir Susurluk olayı yaşanmasına asla izin verilmemelidir. Yargı organlarının konunun üzerine özenle ve titizlikle gideceklerine inanıyoruz. Yargıya hiçbir etki ve müdahalede bulunulmadan, yargıyı işletmek hukuk devletinin gereğidir. Yargıya intikal etmiş bir konuda her kişi ve kurum özenli davranmak zorundadır. Adil yargılama sonucu yargı bir karar vermeden peşin yargılar oluşturulması toplumsal gerginlikleri artırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir.

İstanbul Barosu tüm bu konuların hukuk zemininde takipçisi olmaya devam edecektir.

Kategori:Haberler