Basın ve Toplanma Özgürlüklerine Yönelik Müdahaleler Kabul Edilemez

Son dönemde gazetecilere ve barışçıl göstericilere yönelik artan kolluk ve yargı müdahaleleri, Türkiye’de ifade ve toplanma özgürlüklerinin ağır biçimde ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Gazeteci Can Öztürk’ün haber takibi sırasında gözaltına alınması, tutuklamaya sevk edilmesi ve adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılması; kamu yararına bilgi üretme görevini yerine getiren basın mensuplarına yönelik caydırıcı bir baskı amacı taşımaktadır.
Yine, gazeteci Furkan Karabay’ın yargı haberleri nedeniyle üçüncü kez tutuklanması da basın özgürlüğü bakımından vahim bir tabloyu gözler önüne sermektedir. Karabay’ın gazetecilik faaliyeti kapsamında yaptığı haberler nedeniyle hakkında “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla soruşturma başlatılması ceza tehdidiyle basın mensuplarının sindirilmesine yönelik tehlikeli bir eğilimin göstergesidir.
Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke arasında 159. sırada yer almaktadır. Güncel verilere göre, halihazırda 17 gazeteci cezaevindedir. Basın üzerindeki baskılar, halkın doğru ve güvenilir bilgiye erişimini engellemekte, kamusal denetimin işlevsizleşmesine ve demokratik toplum düzeninin sağlıklı işleyişinin sekteye uğramasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, basın özgürlüğünün korunması ve gazetecilerin özgürce çalışabilecekleri bir ortamın sağlanması hem hukuk devleti ilkesinin hem de çoğulcu demokrasinin gereğidir. Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleriyle de çelişen bu tablo, demokratik değerlerin korunması ve çoğulcu toplum yapısının güçlendirilmesi açısından kaygı vericidir.
Öte yandan, 19 Mart olaylarından sonra geçtiğimiz hafta Boğaziçi Üniversitesi’nde anayasal haklarını kullanarak barışçıl protesto eylemlerine katılan üniversite öğrencilerinin gözaltına alınmaları ve altı öğrencinin tutuklanması da toplanma ve ifade özgürlüklerine yönelik sistematik ihlallerin devam ettiğini göstermektedir. Bu tür uygulamalar, demokratik toplum düzenine tamamen aykırıdır.
Hem Furkan Karabay hem de barışçıl gösteri hakkını kullanan yurttaşlara karşı başlatılan soruşturmalar ve açılan davalarda isnat edilen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu tek başına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ruhuna aykırı olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesinin 5. fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 46. maddesi uyarınca suçlama ve tutuklama konusu yapılamaz. (Vedat Şorli v. Türkiye, B. No: 42048/19, 19.10.2021)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26. ve 28. maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile ifade ve basın özgürlüğü, Anayasanın 34. maddesi ve İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesi ile barışçıl toplanma hakkı güvence altına almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında, kamuoyunu bilgilendirme amacı taşıyan gazetecilik faaliyetlerinin ve barışçıl toplantıların suç olarak değerlendirilmesi, demokratik toplum gerekleriyle bağdaşmayan bir müdahale olarak kabul edilmektedir.
Gazeteciler Can Öztürk ve Furkan Karabay örneklerinde olduğu gibi, basın mensuplarının mesleki faaliyetlerini yerine getirmeleri nedeniyle fiziksel müdahaleye maruz kalıp özgürlüklerinden alıkonulmaları, ifade ve basın özgürlüğünün yanı sıra, kötü muamele yasağına ve özgürlük ve güvenlik hakkına da ağır bir müdahaledir. Gazetecilerin gazetecilik faaliyetleri sebebiyle cezalandırılma tehdidiyle karşılaşmaları yalnızca bireysel bir hak ihlali anlamına gelmemekte, “bekçi köpeği” rolü oynayan tüm hak savunucularını ve kamuoyunu susturma amacı taşımakta; aynı zamanda toplumun bilgiye erişim hakkını ve kamu denetimi mekanizmalarını da ortadan kaldırılmaktadır. (Najafli v. Azerbaycan, B. No: 2594/07, 02.10.2012; Ahmet Şık v. Türkiye, B. No: 53413/11, 08.07.2014; Beyza Kural Yılancı başvurusu, B. No: 2016/78497, 12.01.2021)
Çağrımızdır:
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi ve Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu olarak, ifade, basın ve toplanma özgürlüklerine yönelik bu sistematik müdahaleleri kaygı verici buluyor; yetkili makamları bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uyarınca Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeye, hukuk devleti ilkesine uygun davranmaya davet ediyoruz.
İstanbul Barosu İstanbul Barosu
İnsan Hakları Merkezi Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu


