Basın Bülteni - "Türkiye Cumhuriyeti’Nin Kuruluş Senedi Lozan Antlaşması"

Birinci Dünya Savaşı’nı bizim açımızdan sona erdiren 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes anlaşmasının hükümlerine dayanan galip devletler, ülkemizi işgal için hiç zaman kaybetmediler. Bir yandan ülkemiz işgal edilirken, diğer yandan Osmanlı devletinin tasfiyesiyle birlikte Türklerin ulus olarak ta varlığının ortadan kaldırılması amacını taşıyan Sevr Anlaşması hazırlanıyordu.
İşbirlikçi Osmanlı Hükümeti temsilcileri tarafından tam bir teslimiyet ruhu içinde 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan SEVR ANLAŞMASI Türk ulusu tarafından şiddetle reddedilmiştir.
Gerçekten de Sevr Anlaşmasının maddeleri incelendiğinde Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasının yanında siyasal, yargısal, yönetsel ve ekonomik bağımsızlığının tamamen ortadan kaldırılmasını amaçladığı görülmektedir. Öyle ki; gelecekte Türk ulusunun yeniden Anadolu coğrafyasında ulusal birliğini sağlamasının ve ulus olarak varlığını devam ettirmesinin önüne geçilerek, sonsuza kadar kölelik prangalarının vurulması amaçlanmıştır.
Sevr’in köleleştirici hükümlerinin uygulamaya konulması durumunda bir ulusun tekrar bağımsız olmasını imkânsız kılacak bir ekonomik kıskaç altına alınarak ulusal, duyusal, düşünsel birlikteliğinin tamamen ortadan kalkmasıyla bir köleler sürüsü oluşturulacağı açıktır.
Ülkenin işgaline ve Sevr dayatmalarına karşı direnen Türk ulusunun temsilcilerinin oluşturduğu TBMM, 19 Ağustos 1920 tarihli oturumunda “Sevr anlaşmasını imzalayanlar ile anlaşmanın kabulü için yapılan tartışmada olumlu oy veren Saltanat Meclisi Üyelerini vatan haini ” olarak kabul etmiştir.
Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucu işgalcilerin kovulmasından sonra kurtarılan yurt toprakları üzerinde siyasal ve ekonomik bağımsızlığını elde etmiş, çağdaş ölçülerde bir devletin kurulması uğraşına girişildi.
Yarı sömürge haline getirdikleri Osmanlı’dan elde ettikleri ekonomik, yargısal, siyasal imtiyazlardan vazgeçmek istemeyen, bu coğrafyada bağımsız bir ulus devlete de tahammül edemeyen dünya devleriyle Lozan’da çetin bir mücadele verildi.
Üç yılı aşkın bir süre ulusça gücünün son kertesine kadar verilen uğraşıların bir benzeri de 20 Kasım 1922–24 Temmuz 1923 arası Lozan barış görüşmeleri sırasında verildi. Türk ulusu onurlu, soylu savaşımının, direnişinin sonunda hak ettiğini aldı.
Ulusal Kurtuluş Savaşı nasıl Sevr’in dayattığı tutsaklık düzenini ortadan kaldırdıysa, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan LOZAN ANTLAŞMASI da Sevr Antlaşmasını hukuken ortadan kaldırmıştır. Bağımsız, milli bir devlet kurulmuştur.
Yabancılara verilen yargısal, yönetsel, mali imtiyazlar ortadan kaldırılmıştır.
Atatürk’ün deyimiyle; “ Lozan; Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın yıkılmasını ifade eden bir belgedir. Osmanlı tarihinde emsali görülmeyen bir siyasi zafer eseridir.”
Türkiye Cumhuriyeti bu antlaşmadan sonra çağdaş ölçülerde bir hukuk düzenine geçmiş, Türkiye Cumhuriyeti diğer devrimlere de temel oluşturan hukuk devriminin temelleri üzerinde yükselmiştir.
Büyük Atatürk çağdaş bir devletin, çağdaş bir hukuk düzeniyle var olabileceğinin bilinciyle dönemi için çok ileri bir hukuk düzeninin toplumumuz için gerekliliğini vurgulamıştır.
Çok ağır bedeller ödenerek elde edilen bağımsızlığımızın, ülke bütünlüğünün, ulusal birliğimizin, çağdaş hukuk düzeninin korunması ve geliştirilmesi uğraşını sürdüren İstanbul Barosu, günümüzde bazı iç ve dış çevrelerin Lozan yerine Sevr’in siyasal, yargısal ve ekonomik düzenini geri getirme çabalarına karşın, Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olan Lozan’ın kazanımlarıyla beraber sonsuza kadar yaşayacağını vurgular.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


