Basın Bildirisi
6 Mayıs 2008 tarihli gazetelerde, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından, Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn’e, “Yargı Reformu Stratejisi Taslağının” sunulmuş olduğunu öğrendik.

6 Mayıs 2008 tarihli gazetelerde, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından, Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn’e, “Yargı Reformu Stratejisi Taslağının” sunulmuş olduğunu öğrendik.
Türkiye’nin en büyük Barosu olarak, bu nitelikteki bir belgenin sunulmasından önce bilgimizin ve katkımızın bulunmamasını, bize özgü bir eksiklik olarak nitelendirmenin olanaksız olduğu kanısındayız. Bu türden bir başka katkı esirgenmesini, hazırlandığı bildirilen ama gizlenen Anayasa değişiklikleri aşamasında da yaşamıştık. Geçtiğimiz ay, ABD’de bir üniversitede bile tartışılan Anayasa Değişiklikleri Tasarısı konusunda da, bilgi ve katkı talep edilmemişti. Hükümetin, hazırladığı metinleri, kendi ülke çevresi, kamuoyu veya sivil toplum kuruluşları ile tartışıp konuşarak pişirmek yerine, öncelikle “dışarıdan” alacağı onaylarla tasarı haline getirmesinin, giderek kökleşen bir uygulama olmaya evrilmiş olmasından büyük üzüntü duyuyoruz.
“Yargı Reformu Stratejisi Taslağı”, AB’ye tam üyelik müzakereleri kapsamında hazırlanması zorunlu olan bir taslak niteliğinde bulunmasına karşın, oluşturulmasında yargının kurucu unsuru olan Baroların katkısına açılmaması, sadece yöntem açısından bir büyük yanlışlığı ifade etmekle kalmaz, onun da ötesinde ciddi bir dayanaksızlığı doğurur.
Yargı Reformu, Baroların on yıllardır talep ettikleri ve bu niteliğiyle bir ”özlem” olan, aynı zamanda da AB İlerleme Raporlarında, esasları vurgulanmış olan bir büyük değişimdir. Dolayısıyla, gerçekleştirilmesi konusunda çok geniş bir toplumsal mutabakatın bulunduğu bir alandır. Temel açmaz, siyasal iktidarların bu mutabakatın oluşmasına verdikleri desteği, reformun oluşturulması aşamasında esirgemeleridir. Tarihlerin sadece ülkemiz için değil, başka ülkeler için de saptadığı bir genel yargı olarak, siyasal iktidarların kendilerini hukukla sınırlandırmaktan hoşnut olmadıkları bilinmektedir. Yargının bağımsızlığı, yargıcın kendisini güvencede hissetmesi, tarih boyunca, iktidarı muktedir kılan gücün devri gibi algılanmıştır. Oysa, hukuk devletinin, önce siyasal iktidar için bir güvence teşkil ettiği, zaman içinde kavranmıştır.
Siyasal İktidarlara özgü bu temel çekincenin, Adalet Bakanı tarafından AB’ye teslim edilen Taslakta da olduğunu üzüntüyle tesbit ediyoruz. Siyasal iktidarın HSYK’na TBMM’den üye seçimini, yargıda sözü edilen “bağımsızlık” ve “reform” kavramlarıyla asla bağdaştırmadığımızı ifade ediyoruz. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin doğru anlaşılamaması halinde, bir yandan Bakan ve Müsteşarın mevcudiyeti ile Yürütmenin, diğer yandan da TBMM seçimiyle yasamanın, yargı üzerinde baskı oluşturduğu bir evreye geçileceği anlaşılmaktadır. Yargıcın memurlaştırıldığı, Adalet Akademisi ve UYAP Sistemleri ile Bakanlık ayaklı bir “kontrolün” devam edeceği yolundaki ısrarlı tavırlar, reform adı altında, egemenlik pekişmesinin gerçekleşmesine yol açacak yeni bir anlayışın getirilmekte olduğunu göstermektedir.
Hükümet, şimdilik “Tasarı” olan bu metnin, ilk görüşmesine ilişkin belirlediği tarihte de, TBB veya Baromuzun katkılarını talep etmiş değildir. Yasada açıkça vurgulanmıştır ki, savunma yargının kurucu unsurudur. Bu unsuru yok sayarak, görmezden gelerek yapılacak bir değişikliğin, “reform” olarak algılanması olası değildir. Bu nedenle, öncelikle tasarının tartışılmasında demokratik tavır beklediğimizin not edilmesini talep ediyoruz.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


