Basın Açıklaması: Yargıya Ve Ülkene Sahip Çık!
Basınımızın değerli mensupları, Türkiye’nin değişik illerinden dayanışma duygularıyla gelen Baro Başkanları, baro temsilcileri ve yönetim kurulu üyeleri, değerli meslektaşlarım hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bilindiği üzere; demokrasinin kurumsallaşıp kökleşmesi, toplum ve bireyler için vazgeçilmez yaşam biçimine dönüşmesi ve toplumsal bir kültür haline gelmesi hukuka saygı ve yargıya güvenle doğrudan ilişkilidir. Kuvvetler ayrılığının tam anlamıyla işlemesi, hukukun ve yargının bağımsızlığının özenle korunmasıyla mümkündür. Hukukun, ancak ve ancak yasama ve yürütmeden bağımsız olduğu, diğer erklerin etkisinde ve yönlendirmesinde kalmadığı bir ortamda işlevini layıkıyla yerine getirebileceği gözden uzak tutulmamalıdır.
Hukukçular ve hukuk kurumları olarak bizler, son günlerde gündeme gelen yasa dışı dinlemelerin hedef aldığı bireyler ve kurumların niteliklerinin ve önemlerinin bilincindeyiz Öyle ki uzun süreden beri siyasi iktidarın yargı, özellikle de yüksek yargı, üzerindeki saldırı ve kuşatması artık tahammül edilemez, çok tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. Yüksek yargının, başsavcıların, onlarca hâkim ve savcının müfettiş talepleri ile avukatların ise suç şüphesi olmaksızın keyfi olarak dinlenebildiği bir ülkede hiç kimsenin hukuk güvenliği bulunmamaktadır. Bu bir rejim ve anayasa sorunudur. Bir ülkede yargı, bizzat yüksek yargı mercilerince ifade edildiği üzere “savunma” konumunda ise, saldırının varlığı da tescillenmektedir. Yürütmenin, kuvvetler ayrılığı sisteminde hem kendisini hem de yasamayı denetleyen, kişilerin hak ve özgürlüklerini koruyan yargıya saldırıda bulunduğu bir rejimin demokrasi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. İletişimin tespiti, teknik takip gibi, yasada koşulları sınırları belli olan ve ancak başka surette delil elde edilemiyorsa ve kuvvetli suç şüphesi varsa istisnai olarak yani “son çare” olarak uygulanabilecek olan koruma tedbirlerinin, bu şartlar gözetilmeksizin doğrudan ve yaygın olarak işletilmesi Anayasa’da düzenlenen özel hayatın gizliliği ve haberleşme hakkını neredeyse yok etmiş, toplumda genel bir korku ve tedirginlik yaratmıştır. Buna bir de kimin, ne amaçla ve nasıl yaptığı belli olmayan tamamen kanunsuz dinlemelerin, ortam dinlemelerinin her gün internet ortamına düşmesi de eklendiğinde, gelinen noktanın vahameti daha da artmaktadır. Tüm bu hukuksuzluklara karşı güvence olan yargının da bizatihi bu hukuksuzluklara maruz kalması, artık başvurulabilecek yargısal bir mekanizmanın ve dolayısıyla da herhangi bir hukuki güvencenin mevcut olmaması anlamına gelmektedir.
Elbette ki hukuk devletinde, hakimler, savcılar ve avukatlardan oluşan yargı mensupları da dahil hiç kimse ceza bağışıklığına sahip değildir, olamaz. Ancak tüm bireyler bakımından olduğu gibi, bu kişilerle ilgili soruşturmaların da siyasi düşüncelerden ve amaçlardan uzak, tamamen hukuki sınırlar içerisinde yapılması, bu alanda hukuka aykırı düzenlemelerin kaldırılması, ilgili dinlemelerin ve teknik takiplerin basit bir şüpheye dayalı olarak değil, kuvvetli ve makul suç şüphesine dayalı olarak, başka suretle delil elde etme olanağı bulunmaması ve “son çare” olması durumunda, yani düzenlenmiş bulunan normun amacına ve ruhuna uygun olarak yapılması gereklidir.
Yargı, bu şekilde sistematik bir uygulamaya bağlı olarak tedirginlik içine sokulamaz. Böyle bir durum, toplumsal korku ve tedirginliği, dehşete dönüştürür ve dönüştürmektedir. Yargının, yüksek yargının bu alandaki sesini herkesin duyması ve iyi anlaması gerekir.
Yargı ve mensuplarının, kanunda bu yönde bir hüküm bulunmadığı halde, bir yönetmelik düzenlemesi ile üstelik anayasal olarak koruma altına alınmış bir hakkı ihlal ederek, müfettiş taleplerine istinaden verilen kararlarla teknik takibe alınması kabul edilemez. Bu kararların uygulanması ile görevli Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) başkanının Başbakan tarafından atanması ve yaşadığımız günlerde bu başkanın hükümet sözcüsü gibi açıklamalar yapması da tehlikenin ve hukuksuzluğun boyutunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu noktada siyasi iktidarın doğrudan tasarrufu ile gerçekleşen söz konusu atama, kurumun işleyişine ilişkin bazı tereddütlerin doğmasına neden olmaktadır.
Bu nedenle Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın gerek kurumsal, gerekse kişisel anlamda siyasi iktidardan tam anlamıyla bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanmasının “hukuksal ve yaşamsal” önemine bir kez daha dikkat çekiyoruz.
Ayrıca, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın sadece kendisine tanınan yetki ve verilen görev çerçevesinde hâkimler tarafından verilen kararları uyguladığını iddia etmesi hukuka uygun değildir. Zira bu süreçte hâkimlerin de, kendilerini denetleme mevkiindeki Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilen müfettişlerin dinleme taleplerine direnemediği bizzat Yüksek yargı tarafından dile getirilmektedir. Bütün bu hususlar, bireylerin hak ve özgürlüklerini koruyacak olan yargının bizzat kendisinin tehdit altında ve savunmaya muhtaç olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Yargının bu şekilde üstelik kağıt üzerinde “yargılı” infazı, en az yargısız infazlar kadar vahimdir. Bu gelinen noktada akıllara hâkim güvencesi kavramı gelmektedir; zira hâkim güvencesi, ancak tam olarak bağımsız yargının varlığı halinde gerçek anlamda bir güvence oluşturabilmektedir. Oysa yukarıda belirtilen süreçte, hâkimlerin bağımsız ve güvenceli olmadığı, bir takım kaygılarla belli kararları vermeye zorlandık-ları görülmektedir. Yine önemle belirtmek isteriz ki, kararların hâkimler tarafından verilmesi yapılanların hukuka uygun olduğunu tek başına göstermemektedir. Hukuka uygunluktan söz edilebilmesi için, bu tür kararların, tam bağımsız yargı organları tarafından, yasadaki koşullar tam anlamıyla gözetilerek özenle verilmesi gerekmektedir. Yasamaya ve yürütmeye bağımlı bir yargı, gerçek işlevini ve görevini asla yerine getiremez. Bu nedenle bu tehlikeleri önlemenin yolu, yargı bağımsızlığını tam olarak gerçekleştirmekten geçmektedir. Bunun ilk adımının ise, HSYK’dan Adalet Bakanı ve müsteşarının çıkarılması olduğu, başta yüksek yargı olmak üzere tüm kesimlerce haklı olarak dile getirilmektedir. Ancak görünen odur ki, bunun yapılması bir yana, demokratik meşruiyet ve yargı reformu adı altında, yargı bağımsızlığını bugünden de geriye götürecek hazırlıklar yapılmaktadır. Bağımlı, yandaş bir yargı yaratma çabaları, toplumda hukuka ve yargıya olan güveni derinden sarsacak ve hukuk devleti anlayışını tamamen ortadan kaldıracaktır. Totaliter rejimlerde bir yasama ve yürütme mevcut olsa da, gerçek işlevi ile var olmayan tek kuvvet yargıdır. Aynı şekilde bir rejimi demokrasi yapan da yasama ve yürütmeden ziyade, bağımsız ve tarafsız yargıdır.
İdeolojik tercihi ve dünya görüşü ne olursa olsun, hiç kimse bu olanlara sessiz kalamaz, kalmamalıdır. Sistem çökmektedir ve herkes bunun altında kalacaktır. Tüm bireylerin hakkının, hukukunun, özgürlüğünün güvencesi olan yargı, savunulmadığı takdirde, savunulacak bir şey de kalmayacaktır. Hukukun bir gün herkese, hatta yasaya ve hukuka uygun olmayan dinleme kararları talep edenlere ve verenlere dahi lazım olacağı unutulmamalıdır.
Başta siyasi iktidarlar olmak üzere tüm kurumlar ve bireyler, halkımızın Cumhuriyeti ve demokrasiyi vazgeçilmez bir yaşam biçimi olarak tercih ettiğinin, demokrasi ve hukuk devletinden geriye gidişin mümkün olamayacağının bilincinde olmalıdır.
Demokrasinin, toplumsal ve bireysel özgürlüklerin güvencesi bağımsız yargının, siyasal iktidarın ve başka otoritelerin müdahalesi ile karşılaşmadan işlevini yerine getirmesi önemlidir. Yüksek yargı mensuplarına ve yargı organlarına yönelik bir kısmının yasa dışı olduğu anlaşılan dinlemelerin yarattığı toplumsal tedirginlik ve korku atmosferini giderecek önlemler acilen alınmalıdır. Anayasal güvence altında olan haberleşme özgürlüğünün bireyler tarafından, yasa ve hukuk dışı müdahaleler olmaksızın kullanılabilmesi acilen sağlanmalıdır.
Yasada tanımı yapılan iletişimin denetlenmesinin ve dinlemelerin istisnai olarak ve hukuk duyarlılığından ayrılmadan gerçekleştirildiğine ilişkin toplumsal güven, inandırıcı bir biçimde oluşturulmalıdır. İnsanlara demokratik bir ülkede, bağımsız yargının güvencesinde oldukları hissettirilmelidir.
Bağımsız yargının rahat çalışması ve yargı sürecinin sorunsuz işlemesi durumunda toplumun özlediği barış ve güven atmosferinin sağlanacağı açıktır.
Bağımsız yargıyı etkisizleştirmeye, sindirmeye yönelik hukuk dışı girişimlerin, yasa dışı dinlemelerin, iletişim özgürlüğünün ciddi biçimde ihlalinin suç oluşturduğunun ve anayasal rejime saldırı olduğunun altını çizmekteyiz… Başta siyasi iktidar olmak üzere herkesi mevcut düzenlemelerin özüne ve amacına uygun hareket etmeye, hukuk içinde kalarak hukuka ve hukukun üstünlüğüne uymaya, sistemi zorlamamaya, tam bağımsız yargının ve hukuk devletinin tesisi için toplumsal bir uzlaşı çerçevesin-de gerekli düzenlemeleri yapmaya ve yargıya saygı göstermeye çağırıyoruz.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


