Basın Açıklaması: Yargı Sadece Hâkim Ve Savcıdan İbaret Değildir
Kamuoyunda “Balyoz” davası olarak bilinen ve İstanbul

Kamuoyunda “Balyoz” davası olarak bilinen ve İstanbul Özel Görevli 10.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Mahkeme Başkanının savunmaya söz vermemesi üzerine meslektaşlarımız topluca duruşma salonunu terk etmişlerdir.
Yargı sadece hâkim ve savcıdan ibaret değildir. Nitekim TCK’nun 6.maddesi avukatı da hâkim ve savcı gibi yargı görevi yapan olarak tanımlamaktadır. Şu halde yargılama da sadece mahkemenin tekelindeki, istediği gibi yürütebileceği bir faaliyet olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri ve adil yargılanma ilkeleri kapsamında kollektif bir işleyişe sahiptir. Bu çerçevede avukat, sadece şekli olarak varlığı gereken bir kişi değildir, yargılama faaliyetinin savunma ayağını oluşturan asli bir parçasıdır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 203.maddesinde yer alan “Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hakim tarafından sağlanır” hükmü mahkeme başkanına veya hakime, avukatı ve savunmayı hiçe sayma, söz vermeme, sanıklar ve müdafiileri ile polemiğe girebilme yönünde bir hak ve yetki vermemektedir. Avukat, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının temeli olan savunma hakkının etkin ve işlevsel olarak yerine getirilmesinin en önemli ve vazgeçilmez vasıtası olmakla söz alarak duruşmanın her aşamasında gerek usule gerekse esasa ilişkin beyanda bulunabilir. Bu husus mahkemenin bir “lütfu” na bağlı olmayıp savunmanın ve onun temsilcisi avukatın (esasen savunmasını yaptığı sanığın) kanuni, tabii hakkıdır, hiçbir şekilde engellenemez. Avukata söz verilmemesi kanuna aykırı ve keyfi bir tutumdur. Hele ki avukatın söz almada ısrar etmesi halinde dışarı çıkarılacağı beyanı, keyfiliği de aşan, yasal sorumluluk gerektiren bir tutumdur. Savunmayı temsil eden avukatlara söz vermeyen, onlarla polemiğe giren, dışarı çıkaran bir mahkemenin artık tarafsız olarak nitelenmesi güçtür. Adil bir karar, ancak savunma hakkının tam kullanılabildiği adil bir yargılama sonucunda ortaya çıkabilir.
Bu yasal durum karşısında, İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin, hemen hemen tüm özel görevli mahkemeler gibi savunmayı yok sayan, engelleyen, avukatı sadece şekli bir unsur olarak gören bu tutumu kabul edilemez. Mahkemenin bu tutumu, adil yargılanma hakkını tümden ortadan kaldıran, kanuna aykırı, savunma mesleğinin itibarın zedeleyen vahim bir durumdur.
Ne yazık ki bu tutum, özel görevli mahkemelerin savunmayı ve avukatı yoksayan, adil yargılanma hakkının gereklerine uymayan, hatta artık avukatın fiziki varlığına dahi tahammül edemeyerek ve kanuna aykırı olarak onlarca celse, giderek esas hakkındaki savunmaya kadar men yaptırımı verecek kadar ileri giden keyfi tutum ve davranışlarının bir parçası olarak ortaya çıkmakta ve bu mahkemelerin ivedilikle kaldırılması gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
İstanbul Barosu olarak Mahkemenin, savunma hakkını ve imkânını ortadan kaldıran bu tutum ve uygulamasını, meslektaşlarımıza olan yaklaşım ve davranışlarını not etmekteyiz. Bundan böyle gerek bu Mahkemenin gerekse diğer Özel Görevli Mahkemelerin bu tür uygulamalarını, bugüne dek olduğundan daha da büyük bir dikkat ve hassasiyetle izleyeceğimizi, savunmaya ve avukata yönelen bu tür hukuksuz uygulamalara karşı, her türlü meşru-demokratik tepkimizi ortaya koyacağımızı, gerekli yasal yollara başvuracağımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


