İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Basın Açıklaması: Tarih Parlamentolarda Yazılmaz

4 Mart 2010 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komitesi 1915 Ermeni Tehcir'ini soykırım olarak niteleyen karar tasarısını 22'ye karşı 23 evet oyuyla kabul ederek genel kurula sevk etti.

Basın Açıklaması: Tarih Parlamentolarda Yazılmaz

4 Mart 2010 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komitesi 1915 Ermeni Tehcir'ini soykırım olarak niteleyen karar tasarısını 22'ye karşı 23 evet oyuyla kabul ederek genel kurula sevk etti.

11 Mart 2010'da ise İsveç Parlamentosu 130 aleyhte, 131 lehte oyla Türklerin Ermenilerin yanı sıra Asurilere, Süryanilere, Keldanilere, Pontus Rumlarına ve diğer Hıristiyan azınlıklara karşı soykırım yaptığını iddia eden karar tasarısını kabul etti.

Çoğu AB üyesi 21 devletin parlamentolarının soykırım olarak tanımladığı Osmanlı Ermenilerinin bir kısmına uygulanan zorunlu göçün nedenlerinin kısaca hatırlatılmasını gerekli görüyoruz:

Osmanlı Devletinin terekesinin emperyalistler arasında paylaşılmasındaki anlaşmazlığın temel nedeni olduğu I.Dünya Savaşı, bir başka söylemle I.Paylaşım Savaşı'nda Taşnak Terör Örgütü'nün önderliğinde kalkışmada bulunan, sivil halka karşı katliamlara başvuran, savaş halinde bulunduğu devletlerle işbirliğine giren bazı Ermeni yurttaşlarını Osmanlı devleti, ülkenin başka yörelerine sürgüne gönderme kararı almıştı.

Taşnak kalkışmasındaki karşılıklı vuruşmalar sürecinde ve 1915 zorunlu Göç'ünün ( Tehcir) uygulanması esnasında her iki taraftan ciddi can kayıpları oldu. Fakat Osmanlı Devleti, yurttaşı olan Ermenilere karşı toplu katliam veya soykırım amaçlı bir yönteme asla başvurmadı. Hatta zorunlu sürgün kafilelerinin güvenli bir şekilde yeni yerleşim bölgelerine ulaşması için savaş koşullarında alınabilecek önlemlerin azamisini almaya çalıştı. Göç konvoylarının o günün koşullarındaki zorunlu intikali sırasında yol boyunca kuşkusuz denetim dışı bazı aşiret ve çapulcuların intikam ve soygun amaçlı saldırıları da oldu. Fakat devlet politikası olarak nitelenebilecek ve devletin gücünün kullanıldığı katliam ve soykırım tanımına giren organize bir eylem asla söz konusu olmadı.

Bırakın savaş halinde olmayı, barış zamanında bile devlet otoritesine, kamu düzenine karşı toplu kalkışma durumunda, hukuk çerçevesi içinde kalmak kaydıyla devletin güç kullanması ve gerekli önlemleri almasının hukuki meşruiyeti tartışmasızdır.

Afrika'yı, Asya'yı, Uzakdoğu'yu yüzyıllarca sömüren, Amerika'nın yerli halklarının toprağıyla yetinmeyip kitle katliamlarıyla canlarını alan, özgür halkları köleleştirenlerin vicdanlarını rahatlatmak için psikolojide kendi suçunu ve sorumluluğunu karşıdakine yansıtma olarak tanımlanan bir yönteme başvurdukları ve kurban olarak da Türk ulusunu seçtikleri anlaşılıyor.

ABD temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komitesinde karar öncesi tartışma ve değerlendirmelerden, İsveç Parlamentosunun kararından, Türklerin soykırımcılığının 1915 Zorunlu Ermeni Göçü ile sınırlı olmadığı anlaşılmaktadır!

İsveç Parlamentosu açıkça Mustafa Kemal önderliğinde verilen 1919 – 1922 arası Ulusal Kurtuluş Savaşını, Lozan Barış Antlaşması ve 29 Ekim 1923 Cumhuriyet'in ilanı ile devam eden devrimler sürecini de soykırım kapsamına almaktadır, İsveç Devleti bu kararla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna, özgür, egemen bir devlet olarak varlığına, meşruiyetine karşı açık düşmanlık olarak nitelenecek bir tavır içinde olduğunu ortaya koymaktadır!

Hatırlatmak isteriz ki; 15 Mayıs 1919'da Yunan Ordusu İzmir'e çıktığında Osmanlı uyruğu olan Ortodoks Rum yurttaşlarımızdan 40 binini Küçük Asya Savunma Örgütü adı altında silahlandırmıştı. Bu yurttaşlarımız uyruğu olduğu, sadakat yükümü bulunduğu devlete karşı yabancı bir işgalci güçle açık işbirliğine giderek silah çekmişti.

Yine Osmanlı uyruğu olarak Karadeniz bölgesinde yaşayan Ortodoks Rum yurttaşlarımızdan Atatürk'ün verdiği rakamla yaklaşık 30 bini bulan çeteler dağa çıkarak Pontus devleti kurmak amacıyla yurttaşı bulundukları devlete silah çekmiş, sivil Türklere karşı katliamlara başlamıştı.

Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan'ın teklifi ve Türkiye'nin de kabulü ile Lozan görüşmeleri sürerken 30 Ocak 1923'te Karşılıklı Nüfus Göçürme ( Mübadele ) protokolü imzalanmıştı. Bu protokol çerçevesinde İstanbul Ortodoks Rumları ve Batı Trakya Müslümanları hariç tutularak karşılıklı olarak Yunanistan'daki Müslümanlar Türkiye'ye, Türkiye'deki Ortodoks Hıristiyanlar da Yunanistan'a göçürülmüştü,

1915' ten 1923'e uzanan zaman kesiti, bizim açımızdan emperyalistlerce paylaşılmak, köleleştirilmek, yok edilmeye yönelik, çok yönlü saldırılar altında milletçe yaşadığımız acılı ama onurlu bir geçmiştir.

Atatürk önderliğindeki antiemperyalist Kurtuluş Savaşını görmezden gelerek, ulusça verilen onurlu bir mücadeleyi karalamaya, tarihi gerçekleri ters yüz ederek Türk ulusunun ak alnına soykırımcı lekesini çalmaya yönelik ABD Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler Komitesi ve İsveç Parlamentosu kararını kınıyoruz.

ABD, İsveç ve diğer devletlere, yaşanılan tarihten, aynı hataların tekrarlanmaması, haklar arasında yeni etnik gerginliklere yol açılmaması için dersler çıkarılmasının zorunluluğunu hatırlatmak istiyoruz. Yine yaşanılan gerçekler olan, insanlığın geçmişten sonsuza akan zaman tünelinin ortak deneyimlerinin toplamı olan tarihin parlamentolarda politik çıkarlar doğrultusunda yeniden kurgulanamayacağını, istenildiği gibi yazılamayacağını, bunun komşu halklara bir yararının olmayacağını, aksine karşılıklı yeni etnik nefret tohumlarını yeşerteceğini hatırlatmak istiyoruz.

İstanbul Barosu bundan sonra da çağdaş hukuku temel alan mücadelesini sürdüreceğini, ekonomik ve siyasal çıkarların siparişine göre çıkarılan parlamento kararlarına karşı çıkacağını, insanlığın ortak değerlerini savunmaya devam edeceğini kamuoyuna saygıyla duyurur.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

Kategori:Haberler
Basın Açıklaması: Tarih Parlamentolarda Yazılmaz | İstanbul Barosu