İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Basın Açıklaması: Su Dağılımında Adalet İstiyoruz!

Yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olan su, yerine başka

Basın Açıklaması: Su Dağılımında Adalet İstiyoruz!

Yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olan su, yerine başka bir madde ikame edilemeyen, sınırlı bir doğal kaynaktır. Su sadece insanların değil, bütün canlıların, hatta cansız varlıkların da varlıklarını sürdürebilmeleri için ihtiyaç duyulan doğal temel bir maddedir. Susuz bir yaşam düşünmemiz mümkün değil.  Sağlıklı suya ulaşmak her şeyden önce temel bir insan hakkı olarak değerlendirilmelidir.  Diğer bir deyişle su, toplumsal bir değer olarak düşünülmelidir.

Suyun, insanlığın yararına sunulmuş sonsuz bir doğal kaynak olduğunu düşünülmektedir. Oysa, sınırlı bir doğal kaynak olan tatlı su, yaşayan bir gezegen olan dünyamızın vazgeçilmez bir parçasıdır .

Dünya genelinde dağılımı adil olmayan bu miktar; su kirliliği, iklim değişikliği ve su havzalarındaki yapılaşmalarla daha da düşmektedir. Buna karşın, hızlı nüfus artışına ve tüketim alışkanlıklarının değişimine bağlı olarak talebin sürekli artması, dünyamızı giderek büyüyen su sorunlarıyla karşı karşıya bırakmaktadır.

Bu da “su yönetimi ve güvenliği” konularının ne kadar önem arz ettiğini göstermektedir.

Su güvenliği bir toplumun içme, kullanma, sulama suyu temini ile enerji üretimi gibi amaçlar doğrultusunda ihtiyacı olan suya erişimini sürdürebilme ve suyun olası zararlarından korunma yetkinliğidir.

Günümüzde 1,2 milyardan fazla insan yeterli, sağlıklı ve ekonomik olarak karşılanabilir suya erişim imkânından yoksundur. Ayrıca 2,6 milyar insana da hıfzıssıhha hizmeti götürülememektedir. Çoğu çocuk olmak üzere yılda 2,4 milyon insan, su ile bulaşan hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir.

Ancak bu durumun, yani dünya çapında birçok insanın en temel ihtiyaçlarının dahi karşılanamamasının gerçek nedeni suyun yetersizliği değil, uygun olmayan ve yanlış su politikaları ile yönetimidir.

Dünya Su Konseyi’nin 1992 yılında suyu “ihtiyaç maddesi” olarak tanımlaması ve su kaynaklarına yönelik yeni liberal politikaların uygulanmasına karşı dünyanın her tarafında su hakkı mücadeleleri yaygınlaşmıştır.. İnsan hakkı yaklaşımı ise, suyu insan hakları ve sosyal haklar çerçevesinde ele almaktadır. Bu yaklaşıma göre temiz yeterli ve ucuz suya ulaşabilmek temel bir insan hakkıdır. Devletler ve diğer aktörler de bu hakkın yerine getirilmesini sağlamakla yükümlüdürler. Bu görüşün temel belgesi, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Beyannamesi ve bu beyanname çerçevesinde oluşan komitenin, 2002 tarihli ve 15 numaralı Genel Yorumudur.

Suyun bir insan hakkı olarak tanımlanmasının yanı sıra, bu hakkın içeriği de önemlidir.Su hakkı diğer insan haklarının gerçekleşmesinin bir ön şartı olarak ele alınmıştır.  Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi su hakkını tanımlarken genel olarak dört temel unsur belirlemiştir.

1. suyun miktar olarak yeterli olması (availability),

2.uygun kalitede olması (quality),

3. ulaşılabilir olmasıdır (accessibility).

4.sosyo-ekonomik açıdan alt seviyede bulunan insanları gözeten eşit erişim ilkesidir (equalaccess).

Yine  aynı Sözleşmenin 12.maddesinin  birinci  paragrafına  göre  su  hakkı, aynı zamanda en yüksek  sağlık standartlarına  sahip  olma  hakkının  da  ayrılmaz  bir  parçasıdır .  

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 28 Haziran 2010 tarihinde A/RES/64/292 sayılı kararı ile suyu ve hıfzısıhha hizmetlerini insan hakkı olarak tanımıştır. “Tüm insan haklarının gerçekleştirilmesinin ayrılmaz bir parçası olarak, adil, güvenli ve temiz içme suyu ve suya dayalı sağlık hakkını kabul eder” maddesi için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 122 ülke kabul oyu verirken, aralarında Birleşik Devletler, İsveç, İsrail, Japonya, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin de bulunduğu 41 ülke çekimser kalmıştır. Bu karar su hakkı kavramının yerleşmesi açısından önemli olsa da, su hakkının ülkeler açısından bağlayıcı olabilmesi için, esas olarak bir antlaşma ile garanti altına alınması gerekmektedir.

BM’de tanınan “su hakkı”nın ulusal ve yasal düzenlemelere, sözleşmelere etkisi ne olacaktır? BM’de çekimser oy kullanan Türkiye’nin uluslararası pozisyonu nedir, neden çekimser oy kullanmıştır? Bunun hidro-enerji politikaları ile bağlantısı nedir?

Su; tarım, sanayi, ormancılık, enerji, ulaşım, kentsel ve bölgesel gelişme ile çevre koruma gibi pek çok alanda oluşturulan politikalarla doğrudan bağlantılıdır. Son yıllarda “suyun ekonomik bir değer” olduğu kararı benimsenmiştir. Bu karar ile su, piyasa koşullarına açılmış ve kamu hizmeti anlayışı dışına çıkılmıştır.

Su yönetiminin özelleştirilmesini savunan ve neoliberal politikalarla desteklenen bu anlayış;  suyu kıt bir kaynak olarak tanımlamakta ve bu kıt kaynağı ekonomik bir değer olarak ele  almak gerektiğini, suyun bir hak değil, bir ihtiyaç maddesi olarak görülmesi gerektiğini  savunmaktadır. Günümüzde, “sürdürülebilir kalkınma” ile ekonomik ve sosyal gelişme kaydedilirken, doğal kaynakların korunması ve çevre üzerinde oluşan insan baskısının azaltılması hedeflenmektedir.

Sağlıklı içme suyuna erişim sağlanmadıkça, hijyen ve su/atıksu altyapı tesisleriyle ilgili ilerlemeler tamamlanmadıkça sürdürülebilir bir kalkınmanın gerçekleştirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

Temiz  suya  erişim  sorununun,  başta  bireylerin  yaşamlarını devam ettirebilmeleri sorununu, diğer taraftan temizlikle bağlantılı olarak zincirleme sağlık sorunlarını, su temelli tarım ve hayvancılıkla bağlantılı olarak işsizlik ve göç sorununu, ortaya çıkarmaktadır

Suyun bir insan hakkı olarak ele alınması durumunda  suyla ilgi olarak hiç kimse ticaretini yapamaz ya da onu satamaz, ya da parasını ödeyemediği için kimse bu haktan mahrum bırakılamaz.

Türkiye’de su kaynakları geliştirilmesi ve yönetimi birçok yasal düzenlemeden etkilenmiştir. 100’den fazla kanun, KHK ve yönetmelikte su kullanımı, yönetimi ve tahsisi ile ilgili madde bulunmaktadır.

Ülkemizde birçok kurum ve kuruluş tarafından yürütülen su kalitesi izleme çalışmaları AB.Su Çerçeve Direktifi’nin gerekliliklerini sağlayamamaktadır.

Su kaynakları yönetimi; sosyal, ekonomik ve çevresel ihtiyaçları karşılayarak suyun insanlara düşük maliyetle, yeterli kalitede, ihtiyacın olduğu zamanda ve yerde sunumudur.

Su güvenliğinin sağlanması, suyun akılcı kamusal yönetimi ile mümkün olabilmektedir.

Su kaynaklarının korunması ve denetimi, tüm yerleşimlere sağlıklı ve yeterli içme suyu sağlanması açısından özen gösterilmesi gereken bir konudur. İçme suyu ve kanalizasyon yatırımlarının, sosyal yönden kabul edilebilir, çevresel yönden sağlıklı, ekonomik olarak uygulanabilir, teknolojik yönden uygun olması gereği bulunmaktadır. . Bu nedenle, insan sağlığının korunmasında sağlıklı ve güvenli suya erişim büyük önem taşımaktadır.

Su mevzuatımızın çok parçalı ve ülke ihtiyaçlarını bütüncül bir bakış açısıyla ele almayan nitelikte olduğu görülmektedir.

İnsan hakları, insanın kendi değerine uygun bir yaşam sürebilmesi için, insana, kendisinde taşıdığı ve yalnız insanı insan yapan olanakları gerçekleştirebilmesinin koşullarının sağlanmasıyla ilgili görülmektedir.

Temel hakların ikinci grubu ise varlığını sürdürme haklarıdır. Kirlenmemiş hava, kirlenmemiş su,yeterli giyecek, yeterli barınak ve en düşük düzeyde koruyucu halk sağılığı hizmetidir.

Türkiye’nin suyu kendisine yeterli iken, suyun kullanımındaki hatalı tutumlar nedeniyle Türkiye’de de susuzluk sorunu baş göstermiştir. Artık temiz ve içilebilir suya ulaşmak zorlaşmakta, daha pahalılaşmaktadır.
Suyun ticarileştirilmesi, özelleştirilmesi, metalaştırılması çabaları yalnızca yoksulların temiz suya erişim hakkını tehdit etmekle de kalmamakta, yeni baraj ve santral inşaatları yüzünden dünya halklarını ve gelecek nesilleri mevcut su havzalarının tümüyle kaybedilmesi, havzalardaki canlı yaşamın ve gen kaynaklarının tahrip edilerek ekosistemlerin sona ermesi, tarihi ve kültürel mirasın yok edilmesi gibi telafisi mümkün olmayan tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır.

Suyu satın almaya gücü yetmeyen köylü ve çiftçinin topraklarından koparılarak büyük kentlere zorla göç ettirilmesinin sonuçları,  işsizliğin ve yoksulluğun artması, suç oranlarının artması, çarpık kentleşmenin en uç noktaya ulaşması ve dolayısıyla kentlerin gecekondu mahallelerinde daha da çekilmez boyutlara erişecek olan suya erişim hakkı ihlalleriyle özetlenemeyecek kadar ağır ve yıkıcı olacaktır.


Suya erişim hakkını kısıtlayan yasal düzenlemeler değiştirilmelidir. Sağlıklı yaşam için gereken suyu ücretsiz sağlayan belediyecilik modelleri yaratılmalıdır. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’ nun 7/r Maddesi, 5393 Belediye Kanunu’nun 15/d Maddesi, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunu’nun 13/a Maddesi, 23. Maddesi ile 4736 Sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu’nun 1. Maddesi’ndeki ticari hükümlerin yasama organı tarafından değiştirilmesi Yerel Yönetimlerin suya erişim hakkını sağlama konusunda ellerini güçlendirecektir.

Ancak bu yasal düzenlemelere rağmen, yaşam için gereken yeterli suyun ücretsiz verilmesi sağlanabilir.

TBMM’de olan Su Kanunu Tasarısı Taslağı’nda sürdürülebilirlik kavramının tanımına yer verilmemiştir. Zira sürdürülebilirlik kavramı, yasanın uygulanması bağlamında önemli bir işleve sahiptir. Yine taslakta yasanın benimsediği temel felsefe veya yaklaşımı ortaya koyacak bir ifadeye yer verilmemiştir. “Su alışılmış bir ticari mal değildir. Aksine korunması, savunulması ve uygun şekilde muamele edilmesi gereken bir mirastır.” ifadesine benzer bir ibareye yer verilmesi uygun olacaktır. Çevre hukukunun temel ilkelerinden biri olan katılım ilkesine de yer verilmemiştir.

Herkesin eşit, adil ve yeterli suya erişim hakkı sağlanmalıdır.

Dünyada canlı yaşamının sürmesi için, yaşamın vazgeçilmezi olan suyun korunması bir zorunluluktur.

Suya erişim hakkının sağlanması ise devletin en temel görevlerinden biri olmalı ve kamu hizmeti olarak sunulmalıdır.

Piyasacı yaklaşımlarla, canlı yaşamını tehlikeye atan sürekli kalkınma politikalarından vazgeçilmediği sürece suyun korunması mümkün değildir

Su yaşamın kendisidir. Suyun ticarileştirilmesi sadece insanlar için değil tüm doğa ve diğer canlılar için de kabul edilemez. Su kaynakları halkın malıdır. Alınıp satılamaz, ticarileştirilemez, halkın su kullanım hakkı engellenemez. Su, sürdürülebilir kalkınmanın anahtarıdır. Sağlık, gıda, gıda güvenliği ve ekonomik ilerleme için suya ihtiyacımız vardır.

İSTANBUL BAROSU ÇEVRE VE KENT HUKUKU KOMİSYONU

Kategori:Haberler
Basın Açıklaması: Su Dağılımında Adalet İstiyoruz! | İstanbul Barosu